Başlık : YAŞAYAN EFSANE XABZE (YE) ELEŞTİRİ
İçerik : YAŞAYAN EFSANE XABZE (YE) ELEŞTİRİ “Yekurer (Yakışan) Xabze değildir” Xabze’nin Dönüştürülmesidir!...
(Saim Tuç Bic-ra 09 Eylül 2013)
Konunun uzunluğu nedeniyle kolay okunsun için birbirini takip eden (8) bölüm olarak düzenlenmiştir.
(1) XABZE, (2) ÇERKES AŞKI, (3) ESAS KONUMUZ XABZE’YE DÖNERSEK, (4) GERİLEYİŞ ve XABZE, (5) LAPİNSKİ ELEŞTİRİ, (6) KURUMSAL HATALAR, (7) XABZE (Örf-Adet) KONFERANSI, (8) YANILGILAR AÇISINDAN.

(1) XABZE, hayatın biçimlendirilmesi demektir. Çerkes geleneğine göre; insan onurunun gözetilmesi ve kişiliğin önemsenmesi anlamına gelir. Soy eksenli, geniş bir aile yapısına sahiptir, yaş hiyerarşisine dayalı kendine özgü bir yapılanmadır. Bireysel ve toplumsal ahlakı, davranışları düzenler. Sosyal dayanışmayı ve bütünleşmeyi sağlar. Öncesiz tarihlerden itibaren içgüdüsel olarak, SAKINMA hareketleriyle başlayan ve bu günlere kadar katlanarak gelen, bir hayat algılayışı ve yaşayış biçimidir. Özellikli bir kültür birikimi ve hayat felsefesidir. Tarih boyunca hayat, hiçbir zaman sorunsuz olmamıştır. Xabze gelişiminin yeterince anlaşılabilmesi bakımından sadece yazılanların değil, yazılamayan sözlü aktarımlarında iyi bilinmesi ve özellikle Kafkasya da yaşanmışlarla birlikte coğrafyanın da Xabze üzerindeki etkileri dikkatle düşünülmelidir. Şimdiki zamanda şikâyetçi olduklarımız, eskiye kıyasla hiçte aşılamayacak olumsuzluklar değildir: Yeter ki düşünme kabiliyetimizi, bilincimizi kaybetmiş olmayalım, ölçüyü kaçırmayalım, her şey yakışığıyla olsun! Yani: “BİLİNÇ, ÖLÇÜ ve ESTETK” açılımlarında dikkatli olalım.

SAYIN NAHİT SERBES’tin yazdığı “Yaşayan efsane Xabze” ile ilgili Filiz Hanım la yapılan söyleşide “Yekurer Xabzes” yaklaşımını görünce kitabı dikkate almadım ve okumayı düşünmedim. Fakat çevreden gelen sualler ve 21. Yüyılda Pınarbaşı Dergisindeki eleştiriden sonra (belki katkı olabilir diye) bir şeyler yazma ihtiyacı duydum... Sayın yazarın, sağlıklı bir sonuca ulaşabilmek için yoğun ve ciddi mesailer sarf ettiği yönünde beyanları var: Çocukluğunun, Kafkasya’daki Xabze köklerine yakın şekliyle yaşandığı ortamda geçtiğini; kültürün geçmişini, bugünkü halini ve geleceğini kaynağında incelediğini söylemektedir. Çerkes camiasının ilgisine dönük her konuda, üşenmeden çaba sarf ettiğini, gidilmesi gereken her ülkeye gittiğini belirtmektedir. Yaşayan Çerkes bilim adamlarıyla, Camianın bilinen önde gelenleriyle görüştüğü, bu güne kadar yazılmış bütün kitapları okuduğu, geçmişte var olan kuralları, bugün yaşanan şeklini tespit ettiğini ve temel kuralları ihlal etmeden kültürün yarın olması gereken şekline de ışık tutmaya çalıştığını ifade etmektedir.
TEMENNİ
Çerkes camiası için sarf edilen onca ayrıntılı yoğun çabanın ancak takdirle karşılanması gerektiğini düşünmeme rağmen, aşırı iddialı olmasından dolayı benzer çabaları hatırlamaktan ve aşşağıdaki temennide bulunmakatan kendimi alıkoyamdım: İçtenlikli dileğim odurki bu çalışma 1965 Yılında Uzunyayla da yapılan vunafe toplantısı gibi ömürsüz olmasın. 1995 yılında Nalçik’te Adıge Xase tarafından düzenlenen konferansta alınan iyileştirme kararları gibi, yayınlandığı halde ilgisiz kalmasın. 2003 yılında Ankara da yapılan “Uluslar Arası Xabze Konferansı” gibi sonuçsuz; 2007 Yılındaki K.Maraş kararları gibi bölgesel ve sınırlı kalmaması sanır ım herkesin katılacağı bir temennisi olacaktır.

ZEKERİYA ZİHNİ’nin (1921) “Çerkesya da Terbiye ve Sosyal Yaşayış“ kitabının ön sözünde şöyle bir açıklama var: Bu güne kadar bu yönde bir eser meydana getirilemediği için bu ilk eser de, üzüntü ile söyleyeyim noksandır. GENERAL İSMAİL HAKKI BERKOK (1958) “Tarihte Kafkasya” kitabının başlangıcında: “Bu esri yazmaktan maksat, ne bir şey yazmış olma hevesi, ne de herhangi bir menfaat teminidir. Bu eserin tam ve mükemmel bir Kafkas Tarihi olacağını iddia etmek cüretinde bulunacak değilim.” Tevazusundan sonra: “Kafkas evlatlarının vucüde getirmrye başladıkları ilimler serisinin bir halkası mesabesindedir. Haleflerimizin boşluklarını doldurmalarını ve zinciri temadi ettirmelerini temenni ediyorum.” 291 yıldır adı unutulmayan CEBAĞI, Kafkasya da Xabze’nin en önde gelen ıslahatçılarından biriydi. Sayın Serbes’in bu girişimi de öylesi bir toparlama çabasına dayalı olduğunu sanıyorum. Tutarlılığının olması ve Sayın Serbes’in adının Cebağı’dan daha uzun yaşamasını diliyorum. Eğer bu çalışmada yanlışlar ve tutarsızlıkları varsa? Bunların Nahit Beyin şahsına değil, bilgi ve belge kaynaklarına dayandırılması gerekitiğnin altını çizmek isterim.

YAŞAYAN EFSANE XABZE kitabını şahsen okumadım. Fakat bazı okuyanlarla görüşmelerim oldu. Bu konu da güven duyduğum bir ahbaptan aldığım istişare mahiyetli yazıyı burada paylaşmak isterim: ...“Kuşkusuz verilen emeğe saygım sonsuz. Sayın Serbes içine doğduğu koşullar ve kendi karakteristik özelliklerinin devamı olarak dünyanın değişik bölgelerine gitmiş ve kendi zihin ve his seviyesine göre değerlendirmelerde bulunmuş. Elbetteki yanıltıcı kaynaklar eşliğinde yanlış bilgilendirmeler var ise bunun bir sorumluluğu olacaktır. Söz uçar yazı kalır beylik cümlesi eşliğinde biliyoruz ki gelecek nesiller kendilerine kalan kaynaklar ile yanlış bilgilendirilmiş olabilir. Böylesi durumlarda özellikle akademisyenler ve bilge kişilerce bu yanlışların yine kalıcı olarak düzeltilmesi yani yazı ile aktarılması mühim. Sanal ortamda çok sayıda insanımızın üye olduğu sayfalarda bu kitaplar hakkında yeterli hiçbir yoruma rastlamadım. Ben bir bilgisayar Web sayfasında Halit Kakınç'ın Çerkes Aşkı kitabına dair bir yorumda bulundum, fakat pek çok ismin kulaktan dolma bilgiler ile kitabı okuma gereği duymadıklarına dair cümleler kurduklarını gördüm. ancak akademisyenlerin özellikle diğer yazarların mesafeli kalması kanımca üzücüdür. Değerlendirme yapma sırası benim gibi teknik detaylar hususunda yetersiz olan ve ancak Xabze'yi temel değerleri ile algılayarak ruhunu anlamak yönünde gözlemde bulunan birine geliyorsa bu düşündürücüdür. Bu düşünceme paralel olarak Nahit Beyin ''Xabze''ye dair çok kısa bir özet yaptığını ve buna rağmen Xabze'ye ait ruhu büyük ölçüde doğru bir algı ile aktardığını düşünüyorum”...

Konuyla ilgili görüşmelerden aldığım bu nevi izlenimler nedeniyle kitabı okuyup daha fazla ayrıntıya girmek yerine sadece söyleşideki beyanlara dayanan bir değerlendirmeyle yetinmenin daha doğru olacağını düşündüm. Şahsen mensubiyetim nedeniyle, Xabze konusunda maalesef bende kendi kendisiyle pek barışık olmayanlardan birisiyim. Bu açıdan fazla rahatsızlığa meydan vermek istemezken önce: (hatırlattığı için) Kaynak ve benzer hassasiyet içerisinde ele alındığı hissi uyandıran başka bir kitaptan, bir romandan kıssaca bahsetmek istiyorum:

(2) ÇERKES AŞKI (Adıge Şuleğu) Sayın Halit Kakınç’ın hayli ilgi gören romanı…
Bu romanda Türkçe kullanılan AŞK ifadesini, tam karşılayacak Çerkesce herhangi bir kavram olduğunu şahsen bilmiyorum. Sayın yazar, Çerkes yazarların Çerkeslerle ilgili tüm yazılarından, sosyal medya kanallarından yararlandığını, özel görüşmeler yaptığını, kitabında ki teşekkür mahiyetli isim açıklamalarından öğreniyoruz ve bu isimleri bilgi kaynağı olarak (referans) göstermesi açısından, kendisini eleştiri ortamından ustaca uzak tutmuş olduğunu anlıyoruz.

Yazar “Xabze usülü flörtten” bahsetmektedir ve roman kahramanı Elbruz’un iki sevgilisi vardır, biri rüyasında edindiği “BILANE” (Çerkesler yakın tarihlere kadar bu ismi ne kadın nede erkek adı olarak kullanmamışlardır): Diğeri modern çağın gereklerine göre ilişkide buluduğu, hayal ve flört ettiği “CEYLAN” dır: Günümüzde bu konunun gençler üzerinde nasıl bir etki bırakacağı konusunda çiddi endişelerim var… Dolaysıyla bu açıdan, eskiye dönük bazı ufak ayrıntıları belirtmekte yarar görüyorum. Eski Çerkesler de her iki cinste de öncelikle aranan ve en önemli sayılan AR sahibi olma konusu vardı. Dolaysıyla bu konuda kadınlar daha çok titizlenir, ten teşhirinden kaçınır ve göğüslerini özel yapılmış korselerle bastırırlardı. Kadının kardeşiyle sarılmasında bile göğüs göğse gelinmezdi. Evli olmayanların dışında hiçbir kadınla erkek aynı oda da beraber yatırılmazdı. Eşler bile kendi odalarına girip çıkarlarken görünmemek için sakınırlardı. Ama bugün medenileşmek ve modernleşmek adına soyunmak gerekiyorsa, Çerkeslerin bu eski özelliğini ve geleneği unutmamaları kaydıyla, isteyen bayanların dekoltelerini diledikleri yerlere kadar indirebilmelidirler.

(3) ESAS KONUMUZ XABZE’YE DÖNERSEK
Eskiden Xabze, sözlü olaraktan “temel” aktarım ve ikazlarla biliniyordu. Sonradan kaybolacağı etkisi ve endişesiyle bir şeyler yazılmaya başlandı. Bu yazılanların doğruları kadar, ayrıntılarında yanılgılar ve anlaşılmayan yanları da oluyor. Mesela, Nahit Bey sayesinde fikirlerini öğrendiğimiz Amerikalı, Kafkas Dilleri bilim adamının aşağıdaki tespiti ile diğer küçük bir olayı paylaşmak isterim: Sayın John Colarussa diyorki: “ Çerkeslerin aristokratik kültürleri var, karınıza sevginizi halk içinde gösteremezsiniz, bu bir nevi ağırbaşlılıktır”. Xabze yöntemlerinden kaynaklanan bu özelliği, günümüzde edindiğimiz eşimizin kolunu bırakmama alışkanlığımız ile nasıl anlayacak ve nasıl değerlendirilebileceğini şahsen bilmiyorum… Geçmiş tarihte, yakın tanıştığımız, Çerkes olmayan iki genç bayan bana şöyle bir soru yönelttiler: “Sizin karşı cinsten bir arkadaşınız olsa, yalnızken sizinle çok ilgili, ama başkaları olunca onlarla sizden daha çok ilgileniyor olsa ne yapardınız?” Bu arkadaşınız Çerkes mi diye sorduğumda, nasıl bildiğim konusunda şaşırdılar, açıklayınca da yanlış buldu ve kabullenemediler. Böylesi çoğu incelikler yazılamıyor, anlatılamıyor da! Ancak konu: Xabze’nin önceden gelen temel etkisi ve sezgisiyle, Nahit Beyin de işaret ettiği gibi çoğu şey: Sosyalleşmeyle birlikte insanlaşma sürecinde o anı yaşarken kendiliğinden öğreniliyor. Bu yöndeki başka bir değerlendirme de şöyle: 20. Yüzyılın fikir adamlarından Ortega Y. Gasset, (Kitlelerin Yükselişi kitabında) diyor ki; “Medeni denilebilecek bir insan topluluğu mutlaka aristokratiktir.” Bir kalabalık var, kitle var ama bu toplum değil. Bunun toplum olması için kendiliğinden bir düzeni olmalıdır” Türkiye’de, Rusya’da, Amerika’da da kalabalık var, kalabalık kitlelere toplum denilemez çünkü onların kendilerine özgü uydukları bir düzenleri yok.

BEĞENİ YANILGILARI
Nahit Bey, Xabze’yi kaynağında araştırdığını söylüyor. Bu konuda sadece tek bir örneklemeyle yetinmek istiyorum: Seyrederken şahsen, benimde etkilendiğim ve verilen emeği takdirle karşıladığım: Senaryosunu ve Aktörlüğünü Tısıpıne Aslan’ın üstlendiği Kaberdey’de bir NISAŞE olayı videosunu seyrettim. Gelin alayının Tıhamadesi Tısıpına Aslan, gelin almaya giderken yanında iki taze gelinde götürüyor. İki delikanlının refakatinde ve bu gelinlerle birlikte gelini kaldırmaya kendisi gidiyor ve gelini kendisi kaldırıyor. Beraberindeki bu iki gelin, gelinin kolundan tutarak evden çıkarıyor arabaya bindiriyorlar. Gelinin peşi sıra dört delikanlının birer ucundan tutarak taşıdığı, kız ailesinin damgasının işlendiği bir bez katlanıp gelin arabasına konuyor. Gelin evine dönüldüğünde, gelin indirildikten sonra “Gelin sancağı diyebileceğimiz” bu örtüyü Tıhamade makasla parçalara ayırarak düğüne katılanlara hediye ediyor; Arma kısmını taşıyan parçayı, Maxsıme sunan karşılayıcılara veriyor. İşin en ilginç yanı: “Bızılhuğam aşa huzrahar-ım” (Kadına dönük silah taşınmaz ve kullanılmaz) özdeyişine rağmen gelinin başörtüsü (Duvağı-sı) Tıhamade tarafından “Kama” ile kaldırılıyor ve daha da ilginci: Hayvanları işaretlemek içim demirden yapılmış aile damgalarıyla birlikte Asiller düğün evine gidiyorlar ve aileyi şereflendirdiklerine dair, damığalar kızdırılarak ev kapısının üst pervazına basılıyor.

SAYIN M. KANDUR’UN Çerkes filmi hayli heyacan vericidir ve herşeyin diyalog yoluyla çözülebileceği konusundaki taşıdığı mesaj çok önemlidir, ama Xabze’ye göre: Arap Şeyhinin kızını kaçıran delikanlının kızı, bizzat kendisinin bindiği at terkisine alıp kaçırması yanlış. Kayın pederi bağışlayınca şükran diye boynuna sarılması daha büyük yanlış ve damadın gelini elinden tutup düğün içine getirmesinin mantığını, şahsen Xabze anlayışı içerisinde bulamadım. Bunlar imkânsızlıklardan kaynaklanan zorunlu uygulamalar değil, daha ziyade ihmal yâda bilgi kaybındandır.

KIYAFETLER ve taşıdıkları aksesuarlar nedeniyle çok yanlış değerlendirilen bir şey daha var: Çerkeslerin dövüşken, harpçi insanlar olduğu yönünde. Çerkesler özünde uyumlu insanlardır kendilerine zarar vermeyen hiç kimseye, hiçbir yaratığa zararlı olmamışlardır. Giyimleriyle özdeşleşmiş gibi duran sivri uçlu kamalarına rağmen dürtmeyi hayvansı saymışlardır. Bunu anlamak için isterseniz VI yüzyılda yaşanan Mistislav olayına bakalım. İsterseniz Taymi Bipolat’ın Rus Çarına gidişini hatırlayalım (1824). İsterseniz Geriyıkoa Şanıza’nın söylediklerini düşünelim (1839). Çerkesler hiçbir zaman dövüşken olmadılar ve katiyen kabalıktan hazzetmemişlerdir. Bunu Abhazya mücadelesinde (1992) Merhum Ardzınba’nın konuya insani yaklaşımıyla da örnekleyebiliriz. Dolaysıyla vuruşmak kaçınılmaz olunca Çerkeslerin, dövüşkenliğin de efendisi olduklarını söyleyebiliriz. Hem sonra Kafkasya da herkes ayni kıyafeti giymezdi. Sorumluluğuna ve görevine göre aksesuar taşırdı. Çalışma ve günlük hayat da giyilen kıyafetler farklıydı. Arazide çalışan güneşten korunsun için başına, beyaz keçeden yapılmış yuvarlak (Foterimsi) geniş kenarlı şapka giyerdi. Çoban koyunu kolay yakalayabilmek açısında ucu kıvrık (bastonumsu) uzun sopa taşırdı. Sığırtmaç ağaç saplı deri örgülü öküz kamçısı kullanırdı. Yılxı çobanı üzerinden silah eksik etmez pıçak, kuruk’u (kement) yanından hiç ayırmaz, yamçı giyerdi. Kadınlarında fazla süslü oldukları düşünülmemelidir. Onlarında günlük iş kıyafetleri vardı.

(4) GERİLEYİŞ ve XABZE
Geriye dönüp maziye baktığımızda Cabağı’dan sonra 291 yıldır devamlı kültürel kayıpta olduğumuz ve ağızdan dolma tüfekten mermi atarlara geçilmesinden sonra 200 yıldır hiçbir gelişme gösteremedi-ğimizi, şimdiki folklorik simge olarak benimsediğimiz süslü Çerkes kıyafeti, “Çerkeska”danda anlayabiliriz. Sanayi devrimine ayak uyduramayışımızı: Sürgün hayatı nedeniyle toplumsal dağınıklığımıza, Anadolu kurtuluş mücadelesine, eli silah tutanlarımızın can katmaları ile önce çalışacak insan fakiri düşmemize, sonrada ekonomik alanda zayıflamış olmamıza bağlayabiliriz.

Gençlerimiz bazen çok mükemmel tespitlerde bulunuyorlar: ”Xabze, insan olmak demektir! Nasıl insan olunuyorsa onun yolu yöntemidir” gibi. Ama bu yolun yöntemin ne olduğu konusunu birçok anlatım ve yazım uğraşısına rağmen yeteri kadar tatmin edici sonuçlara ulaşılamıyor. Gençlerin güzel tespitlerinden biride “Eğlenirken öğrenmek” konusudur: Pıselux, Varşer, Geog yaparken ve imece usullerinde çalışırken hem eğleniliyor hem yetenek geliştiriliyordu ve hem de düşünme, konuşma pratiği kazanılıyordu. Bunların en önemlisi eğlenirken YARGILAMA metoduydu. Bu konu birçok öğretinin yanı sıra, gençler arasında bir kaynaşma ve bir nevi otokontrol sistemiydi de diyebiliriz. Xabze’nin, bütün beyinsel ve kişilik geliştirme uygulamaları ile öğreti yöntemlerini bünyesinde barındırdığını, kadın erkek, küçük büyük ilişkilerini, bireysel ve sosyal sorumlulukları nasıl paylaştırdığını anlamak; bir toplumda ihtiyaç duyulan her türlü denetim, yönetim gereksinimlerini, hatta: Eskinin yerleşim düzenine baktığımızda, her birimin temsil biçimi ile grupsal ve boy yapılanmasını dikkatle aldığımızda; Akil insan, Başkanlık sistemi, Federasyon nedir ve Muhtardan Reisi cumhura kadar ulaşan devlet dediğimiz bu günkü nizamı “mukayese yoluyla” Xabze oluşumunun içinden çıkarılabilmesi mümkün gibi görünür.

KİTAPLAR KONUSU
Nahit Bey Xabze konularını kimlerle görüştü? O bizim meçhulümüz ama Kafkasya da yazılan kitapların bilgi içeriklerinin eğrisi ve doğrusuyla ayrıştırılması gerektiğini bazı kısa alıntılarla göstermek istiyorum: YURA G. ARGUN’nun (Alaşara Matbaası Sohum 1976 basılan) “Aphazya’da Yaşam ve Kültür” Kitabının başlangıcında şöyle bir açıklamada bulunur: “Bu gün Aphazya’da yaşayan halkların kültürel ve sosyal yaşamlarındaki ortaklık, Sosyalist Kültür yapısından gelmektedir. Bu halklar, örnek bir ailenin fertleri gibi, birlikte üretip kardeşçe yaşamaktadırlar.”

NALÇİK KONFERANSI’nda (1995) alınan kararların arasında (44) 22-inci maddesinde şu açıklamaya yer verilmiştir: “Çerkes ulusunu, kahramanlıklarıyla, edep ve erdemleriyle (Khabzeleriyle) yücelte gelen bey ve soyluları (Pşı ve Vorkları), din adamlarını acımasızca tahkir etti Sovyet Rejimi. Bu konuda çirkin iftiralarla dolu, düzmece birçok yazılar ve kitaplar yazıldı. Bunlarla ilgili olarak okullarımızda okutulan kitapları, radyo ve televizyon arşivlerinde mevcut dokümanları temizlemek, bu meyanda Lenin’e ve Kominist Partisine yönelik yazılan ve hala gençliğimize sunulan övgü edebiyatına artık son vermek.” (gerektiği hususu vurgulanıyor)

ŞORTAN ASKERBİ’nin, sekiz yıl gibi uzun bir araştırma sonucu yazdığı söylenen “Kazanı ko Jebağı” ile ilgili kitap hakkında, Genar romanlarının yazarı Merhum Osman Çelik, Cebağıyla ilgili yazdığı ikinci kitabında (1986) şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “Hakikaten Şortan Askerbi’nin yazdıkları pek tutarlı değildir. K. Jebağı’nın kimliği, birinci bölümle sonraki bölümde belirli bir uyum içinde değildir. 1. Bölümde Jabağı; gayri meşru bir çocuk, basit bir köle, horlanan bir davar çobanıdır. Daha sonra ise, birden bire herkesi hayran bırakan bir bilge, bir filozof olmuştur” der. Evet bu konu: Halklara değişik ideolojilerin benimsetilmesi için uygulanan, manevi değerlerin yıpratılması meselesi olarak düşünülmelidir.. Bunları Sovyet Rejiminin kedi kabulleri doğrultusunda yaşam ve yazım üzerindeki baskılarını göstermek için naklediyorum. Benzer şeyler burada da yaşandı ve burada daha büyük deformasyon var. Orada devlet, çocukları anne, baba himayesinden uzak rejime uygun yetiştirdi. Burada demokrasi, dernekçilik yöntemiyle, gençleri ferdiyetçiliğe yöneltti.

Yabancı Yazarlara gelince: ŞÖVALYE TAITBOUT DE MARIGHY’nin “Çerkesya Seyahatnamesi, Lapiskinin hatıralarından daha az hasarlıdır. Dolaysıyla Sayın Nahit Serbes’in kaynak olarak gösterdiği Lapinski konusuyla ilgili, Kafkas federasyonuna yayınlatmayı başaramadığım ilgili eleştiri yazısından aşağıdaki kısa alıntıyı aktarıyorum.

(5) Lapinski Eleştiri Adıgelerde Düğün ve Evlilik konusuyla ilgili değerlendirme yazısı İçerik: Teofil Lapinski nin (05.01.2006) www.6kesek.com

Kafkas federasyonu Web sitenize ilk defa 30/12/05 Tarihinde girdikten ve genel bir taramadan sora: Kültür/Sanat-Çerkeslerde Sosyal Yaşam bölümüne yöneldim. Rahat okumak ve yararlanabilir miyim düşüncesiyle: “Xabze Üzerine, Toplumsal Değişim” ve şahsımla yapılan eski bir röportajın dışındaki yazıların hepsini kopyaladım…
Gördüğüm şu ki: “Prf, Membet” çevirisiyle yayınlanan Lapinski’nin “Adıgeler de Düğün ve Evlilik” yazısında anlamadığım ve çoğu yanıyla bizim doğru bildiklerimizle bağdaşmayan ciddi yanlışlar var!... Lapinski doğru yazmadı, gördüklerini yanlış yansıttı diyemeyiz! Şunu da açıkça ifade etmeliyim ki: Yorumların da hataya düşeceği yerde gözlemlerinde hatalar oluşmuş! Lapinski Kafkasya da uzun yıllar görev yapmış ve sağlıklı birçok gözlemlerde bulunmuş olabilir; fakat dışarıdan bakan biri olduğu için yanılgılarının olabileceği de göz ardı edilmemelidir! Esas itibarıyla yadırgadığım husus, bu yanlışların Federasyon ilgililerinin gözünden nasıl kaçmış olduğu dur!

Birileri, yabancı gözüyle Adıgelerle ilgili gurur okşayıcı bazı değerlendirmelerde bulunmuş ve yazmışsa, onunla birlikte esası zedeleyici yanlışlara açıklık getirmeden yayınlanması o yanlışların onaylanmış olması anlamına gelmiyor mu?
Yazmak, yazanın bilgisi ve yazma kabiliyetine göre yazılan konunun sınırlandırılması anlamına gelir. Sözlü anlatımla aktarıla gelen Adıge adet ve geleneğinin derinliğini bilenler, sorulunca anlatırlar fakat yazmaktan imtina ederler (çekinirler.) Bu konuda yazanların çoğu, ne yazık ki bu incelik ve derinlikten fazla haberdar olmayanlardır. Peki yazılmasın mı diyeceğiz? Elbetteki yazılacaktır! Yazılanların noksanları olabilir fakat yanlışlarının olmamasına azami dikkat gösterilmelidir; yâda yanlışlar, özüne, mantığına zarar vermeyecek tarzda ele alınmalıdır! Oda sorularak, danışarak dikkatli bir araştırma ve karşılaştırmalı titiz bir incelemeyle sağlanabilir.

(6) KURUMSAL HATALAR
Aslında benim değerlendirmelerim, araştıranları yanıltan kaynaklara dönüktür. Bunların başında Web sayfaları ile yayın organlarında bilgi barındıran Dernek, Vakıf, Federasyon gibi kuruluşlar gelir. Bu kuruluşlara duyulan güven nedeniyle; Kafkas Kültürüyle ilgili araştırma yapacak olanlar, önceliklikle onlardan yararlanmayı düşünür. Dolaysıyla bu kayıtlardaki doğru sanılan yanlışlar, yanlışların daha da büyümesine neden oluyor. Şimdi böylesi bir kurumun birikim ve yayınlarından yararlanarak yada onlardan esinlenerek birşeyler üretmeye kalkan insanları nasıl töhmet altında tutalım, nasıl eleştirelim?.. Buna rağmen yanlışta olsa yazılmalı diyorum ve birgün bu yazılanlar ehlinin eline geçerse kıyas yoluyla yanlıştan doğru da çıkarılabilir diye düşünmekteyim.
Bu yönde sorumluluk taşıyan kuruluşların başında gelen “Kafkas Dernekleri Federasyonu” Web sayfası Kültür ve Sanat bölümünde; sonradan düzenlendiğini sandığım ve olumlu karşıladığım bir Xabze açıklamasının, Bana rahatsızlık veren “Yekurer Xabzas” konusuyla alakalı kısmı aynen şöyledir:
XABZENİN zamana ve değişen dünyaya karşı kendisini koruyabilmesinin bir nedeni de, temel ilkelerinin dışında (sevgi, saygı, insanlık) kalıplaşmış, donuk, değişmez kurallar içermemesindendir. Bazı kurallar zaman ve koşullara göre değiştirilen esnekliğe sahiptir. “Xabze, uygun olandır, olmuyorsa olabildiği gibi yap” (ya da oluruna git)” biçiminde çevrilebilecek atasözlerimiz de bunları göster¬mektedir. Şu kadar ki somut koşullara göre farklı bir uygulama yapmak zorunda kalan bir Çerkes, bunu sadece kendisine daha kolay geldiği ya da kişisel eğilimlerine uygun düştüğü biçimiyle değil, bu söz konusu farklı davranışı toplumun benimseyip benimsemeyeceğini göz önünde tutarak yapmak zorundadır. Aksi halde toplumun “uygunsuz” (Yeremı’u) ya da “ayıp” (Haynap) biçimlerindeki değerlendirmeleriyle karşılaşacaktır ki herhangi bir Çerkes için bu en etkili bir cezadır. Çerkes toplumunda, her ferdin küçüklükten itibaren Xabzelerin uyması beklenir. Bir insana verilen değer Xabze’ye uyması ile doğru orantılıdır. Çerkes toplumu, Xabzeye saygı gösteren ve uyanlara sonsuz sevgi ve saygı gösterir, daima sayar. Uymayanları ise yadırgar ve bir süre sonra aralarında dışlarlar.”

BANA GÖRE, atasözleri Xabze’nin dilidir. Uygun olanın adet sayılması düşüncesi ise, toplumun yanıltılmasına dönük yanlış bir yaklaşımdır. Zaman içerisinde toplumun yozlaşmasına neden olur. Dolaysıyla “UYGUN OLAN ADET DEĞİLDİR” Xabze mantığına göre olsa, olsa bu konu: “OLMUYORSA OLDUĞU GİBİ YAP” mantığına dayalı olarak: Yöneticilik sıfatına haiz olan kimsenin, “Xabze’nin işlemediği hallerde” çözüm üretmesiyle ilgili başvurduğu yöntemdir. Yani “Ayıp savmaktır” Bu zorunlu uygulama çevrede beğeni toplar ve genelde uygulanır hale gelirse adet vasfını kazanabilir ama esas olan XASE’nin onayıdır. Bu arada Xabze’nin çağa göre yeniden ihyası konusunda Nahit Beye yüzde yüz katıldığımı belirtmek isterim. Çerkes aile yapısı, sosyal ve ekonomik değerler, dayanışma anlayışı çok değişti. Xabze’nin çizdiği eski Adıge kişilik profili çok değişti. Çerkeslerin yeni bir sosyal projeye ihtiyaçlarının olduğu açık. Dün geçti, bu gün ve gelecek önemli. Bu nedenle Sayın Serbes, bu yaptığı çalışmaların sonuçlarından emin ise bu yoğun emeği: Teorisyen veya Akademisyenlerin onayına sunmak suretiyle kitabına bilimsellik kazandırmalıdır. Ya da: Onca emeğin zayi olmaması için Xabze’ye bağlı olarak Xase kurallarına göre geniş açılımlı bir görüşme ortamı sağlayarak toplum yararına işlerlik kazandırmayı çalışmalıdır diye düşünüyor ve acizane öneriyorum.

DİĞER YANLIŞ bulduğum bir konuda şu: “Kürsüde diliyle, harpte kılıcıyla önde olan başımızdır” Bunu benimsemek, Xabze’yi inşa eden Adıgelerin SOY yapılanmasını bilmemek ve mantığını anlamamak anlamına gelir. Çerkes terbiyesi “Şaen” (Terbiye, huy ve ahlak) denen bir şeyleri vardır! Hangi genç kürsüde büyüğüyle söz yarıştıracak ve hangi büyük harpte kılıcıyla gençten daha atak olabilecektir? Bu sözlerin, merhum Berkok’un değerlendirmeleri arasında olduğunu sanıyorum. Kaldı ki Cebağı’ya maledilse de yanlış yine yanlıştır. “İlimsiz bilgi temelsiz duvara benzer” derler. Yanlışın üzerine doğru inşa edilemez! Edilse de yanıltıcı olur. İşine geldiği gibi yapmak; Xabze’yi tanımamak ve kuralları yok saymak anlamına gelir. Burada konuyla bağlantılı olan Prof. Şemsettin GÜNALTAY dan kısa bir alıntıya yer vermek istiyorum.

(7) XABZE (Örf-Adet) KONFERANSI Nedeniyle Eski Adetlerle İlgili Kısa Değerlendirmeler Xabze İçerik : 30.05.2003 www.6kesek.com Hazırlayan : BİC'RA Saim TUÇ Ankara

4- Çerkeslik bir bakıma şekilciliktir! Bu şekillerin içe yansıtılması ve sindirilmesiyle anlam kazanmış, eylemlere dönüşerek davranış ve söylemlerde sembolleşmiştir. Semboller toplumun kültürel özelliklerini yansıtan en belirgin sosyolojik şablon ve kalıplardır. Bu kalıplar fazla tahrip edilmeden, yeni eskinin üzerine yapılandırıl-mazsa; sosyolojik sorunlar kaçınılmaz hale gelmekte, giderek fertler özünden kopmakta, zamanla başkalaşarak ya başkalarının vitrinine süs olmakta yada tamamen kaybolmaktadır.

5- Sayın Prof. Şemsettin GÜNALTAY ın (1971) bu konuda şöyle bir açıklaması vardır: “Her hangi bir toplum, yabancı unsurlarla karşılaşmakta sakınca görmezse, incelemeden ve araştırmadan yabancı adetleri, gelenekleri, görenekleri hemen kabullenirse, kendi toplumunun bünyesinde ateşli bir hastalığın hummasını yine kendi yaratır. Yabancı unsurların, temel unsurlara yaptığı etkiler, ilk zamanlarda pek hissedilmez gibi görünür. Garip bir hoşgörünün içinde yerleşir. Sonra da milli olanakları, milli yetenekleri yer, bir sorumsuzluk ve bir neme lazımcılık havası yaratır. Temel binadaki (yapıdaki) unsurlar böylece gevşer. Soy, kültür ve milleti millet yapan ana bağlar çözülür. Korkunç bir iflas başlar. İşte en tehlikelisi de budur.”

Nahit Bey kusura bakmamalıdır. Bazı önerilerini anlayamadım: Üretme konusuna biraz tüccarcamı bakmak lazım? Kıyıcı olma hususunda istisnalar hariç, Çerkesler hiçbir zaman, hiçbir konuda sahiplenici olmamışlardır, bu hususta koruma ile korunma hususunun karıştırılmaması gerekir. Koruma Xabze’nin temel felsefesidir. Çerkesler gerektiğinde yokkende verebilme özelliğine sahip paylaşımcı bir toplumdu. Dolaysıyla kıyamamak bu güne has bir tutumdur, harcarkende fayda düşünülür.

SONUÇ OLARAK şunu söylemek istiyorum: Xabze, yaşanmışların binlerce yıllık bir birikimidir, ne kadar doğru yazılırsa yazılsın, düşündükçe noksanların ve bazı bilinmezlerin olduğu anlaşılacaktır. N. Serbes Beyin bu iddialı çalışmasıyla meydana getirdiği kitabında mutlaka pekçok doğrular olmalıdır. Fakat bunlar mazide, dünde kaldı. Şimdiden sonraki önerileri önemlidir... “Gup zedemxufımre, yıjılem yemkufır Lhım xabja-ım” (Gurup oluşturamayanla, toplumuna uyamayanı erkekten saymamışlar) anlamında bir ata sözü vardır. Sanırım geleceğe dönük bu düşünceleri bu anlayışa uygun ve kendilerinin de ifade ettikleri gibi özüne halel getirmeden (küçük bir örneklemeyle): RİDADE Follör ekibinin, aslına sadık kalarak çağa uyarladığı “Apsuva oyunu” modernizasyonu kadar başarılı olur. XABZE, insanlık aleminin de yararlanabileceği Çerkeslerin en büyük başarısıdır. Ona zarar vermenin Çerkeslerin itibarını sarsmak anlamına geleceği unutulmamalıdır.

(8) YANILGILAR AÇISINDAN
Yeri gelmişken kendi yanlışımı düzeltmek ve özür dilemek bakımından bir konuya daha değinmek istiyorim: NART Dergisi 5.Sayı 37.Sayfasında (Ocak-Şubat 1998) yayınlanan ve 07.11.2007 tarihinde Federasyon Web sitesine intikal etmiş olan anlatımlarımda, konu yazıya dökülürken: Kız kaçırma olayı ile normal gelin alma ve nikâh kıyma hususu birbirine karıştırılmıştır. Yayın için hazırlanan metin bana gösterilmeden yayınlandığı için meydana gelen “ karışıklığı” giderebilmek için birkaç defa girişimde bulunmama rağmen, yayınlandığı için olacak bu güne kadar düzeltilemedi. Bu nedenle yanılttığım okuyucular açısından üzgünüm ve bütün okuyanlardan özür diliyorum. Şimdi ise yeniden Federasyon ilgililerinden bu yazının, aşağıdaki biçimiyle düzeltilmesini yâda yazının tamamen Web sayfasından kaldırılmasını istirham ediyorum.

DÜĞÜNLERİMİZ ÜZERİNE (Roportaj) www.6kesek.com Saim Tuç Nart Dergisi 5. Sayı - 1998
Kafkas Dernekleri Federasyonu Web sayfası “Kültür ve Sanat” bölümünde Mevcut olan ve şahsımla yapılmış röportajda: “Damadın kaldığı yeri biliyoruz, gelinin kaldığı yer hakkında bilgi verir misiniz?” Sorusuna verildiği belirtilen “Kafkasya’da hiçbir zaman gelin babasının evinden çıkmaz” cevabı yanlıştır! Bu bölümün şöyle olması gerekirdi:
Kafkasya’da gelinin baba evinden çıkmadığı doğru değildir. Ancak kız kaçırma olaylarında taraflar anlaştırılamazsa veya anlaşma sağlandığı halde “Kan” sahibinin (götürüldüğü, misafir eden ailenin) ısrarlı olması halinde o ailenin evinden gelin olarak çıkarılarak götürülürdü.
Normal şartlarda, kız isteme konusunda, aracılar kanalıyla belirlenen günde nikâh kıymaya gelineceği gün Kız, kendi mekânları müsait değilse ve genelde yakın komşu evine alınır. Nikâh kıymaya gidenler akşam gün karardıktan sonra eve girerler, en çok dört kişi gider ve bayanlar gitmezdi. Nikâh, hem kız ve hem de delikanlı huzura alınmadan vekâlet yoluyla kıyılırdı. Dolayısıyla kıza vekil tayin ettirilmesi pek kolay olmaz, bazen sabaha kadar oturulduğu da olurdu. Bu arada misafirlerin açlığı giderilsin diye sofra getirilse de pek fazla ağırlanmazlardı. Nikâh, yerel hoca tarafından kıyıldıktan sonra, gidenler oğlan evine geri döner ve evin hanımına hangi saatte olursa olsun müjdesini verirlerdi; oda memnuniyetini belirten bir sofra ikramında bulunurdu.
Nikâhı kıyılan kız baba evine geri döner ve büyüklerine elden geldiğince görünmemeye, muhatap olmamaya özen gösterir ve nikâhtan sonra kız, önceki genç kızlık serbestisini kaybeder, düğün eğlence ve gezmelerden uzak dururdu. Sonra kararlaştırılan günde delikanlı tarafı gelinci gelir, gece o yörede kalır, düğün yapılır ve sabahleyin “Nış” yendikten sonra gelin usulünce baba evinden çıkarılarak, üstüne “Guşha teypxoa” (gelin arabası simgesi) tutturulmuş Tenteli At arabasına alınarak, Atlı gelin alayı refakatinde damat evine götürülürdü. 10.09.2013 Ank.
Herkesin sağlıklı, esenlikler içinde güzel günlere erişmesi dileğimdir. Selam ve Sevgilerimle.

Yazar : saim Tuç
[- Sayfayı yazdır - ]
Haberler yazarlarını bağlar. Hiçbir şekilde 6kesek.com sorumlu tutulamaz.