Başlık : KAFİAD EKONOMİ RAPORU GÖRÜŞMESİ
İçerik : Yaklaşık 150 işadamının katıldığı toplantıda, Ekonomi Raporunu değerlendiren Abdüllatif Şener, raporda belirtilenlerin yanlış olmadığını, ancak kesin sonuçları görebilmek için henüz erken olduğunu belirtti. Herşeye rağmen, raporda öngörülen tedbirlerin alınmasının önemli olduğunu belirten Şener, davetliler tarafından ilgiyle dinlendi

BU GÖRÜŞMEYEE KATILAN 150 KİŞİDEN BİRİ DE BENDİM!

Şahsen ben 1959 yılında 11447 Sayı ile Ankara Valiliğinden alınan işyeri açma izin belgesiyle iş hayatına girmiş ve 1976 Yılından itibaren Sanayici sıfatıyla bu güne kadar kendi ayakları üzerinde durmaya çabalayan biriyim... Resmi devaire de söylediğim gibi: Eğer çevrenizde çok kızdığınız biri varsa, ona siz, "Allah seni bu ülkede imalatcı yapsın" deyin yeter diyorum!... Sunumu yapan Sayın Aslan Kaya ve ona usuli katkılarda bulunan Sayın A.Şenerin anlatımların-dan fazla birşey anladığımı söyleyemem! Çünki benim gibiler bu nevi konulara basit ve pratik yaklaşırlar. Bir elinizle alacak diğer elinizle verecek; dışarıdan girdi çıktı yapacaksınız ve "ihracat arttı, milli gelir yükseliyor, az olsada yine ülke gelişiyor" diyeceksiniz; bu milli gelir denen nesne ne ise, nasıl dağıldığıyla hiç ilgilenmeyeceksiniz!

Bir gün Hacı Baba adıyla maruf olan kuru yemişcinin dükkanına girdim. Nasılsından sonra: "Yahu bu nohutta çok pahallandı, şimdi fakir-fukara nasıl leblebi alıpta yiyecek" dedi? Nohutun yurt dışından gelmediğini, pahallansada paranın yurt içinde kalacağını ve tek kuruş olsa bile dışarı giden paranın ülke kaybı olacağını konuşmuştuk... Dolaysıyla para üretilen yere yığılır, istihdam da onunla artırılabilir ve herkesi ilgilendiren, fert başına düştüğü söylenen milli gelirde biraz dengelenmiş olur...

Birgün bizzat kendim rulman almaya gittim, markasına bakılmadığı takdirde birbirinden ayırt edilemeyecek evsafta, fiyat açısından üç seçenekli, üç bilya koydular önüme Çin malı 1, Yerli 3, Alman malı 12-Ytl... Diğer maliyet girdilerinden bahsetmeyeceğim, Ereğli demirçelik mamüllerini yerli piyasaya verilen fiatın üçte biri fiyata Çin'e satacaksınız, ondan sonrada, açık pazar haline getirilen (Özal döneminde başlatılmıştır) Türkiye'de yabancı mamüllerle nasıl rekabet edeceksiniz; bu mümkün olabilirmi? Ayrıca, döviz gelsin diye ucuz fiyatla Şeker ihraç edecek, tekrar kaçak yollarla yurda getirilip yarı fiyatına satılmasına, enflasyon yükselmesin diye aldırmayacak ve yerli sanayinin ne halde olduğuna bakmadan, ülkeye durmadan ucuz mal girşine göz yumacaksınız; oda yetmiyor gibi birde talebi engellemek için sıkı para politikaları uygulayacaksınız...

Bu konu, Halk Partisinin Maliye bakanı Ziya Müezzinoğlu döneminden beri hükümetlerin vazgeçemediği bir uygulamadır. Mükelleflerine, kiracıysa stopaj tasildarlığı yaptırmak ve Esnafa asgari geçim haddinden aşağı beyan da bulundur-mama da onun bugünlere ulaşan ileri görüşünün hatırasıdır. Türkiye de bir insan eşittir bir daireyle!!! Tükiye de rant geliri olanlar oturdukları yerde (vergisini bile ödeme zahmetine katlanmadan) kıral gibi yaşar ve hava atar. Çalışanlar ise hem horlanır, hemde zorlanırlar. Maliyeye ve belediyeye bir kaydınız düşmesin, emniyette fişlenmiş gibi olursunuz ve ne yapsanız bir daha yakayı kurtaramazsınız.

"Ülkede üretimi artıracam, istihdamı teşvik edecem" diye yapılan KOBİ yanlışına değinmeden yapamıyacam... Bu konuda örnek alınan ülke Japonya'dır. Japonya'daki sistem: Küçük üretim birinleri, (hatta evlerde) büyük montaj siteleri tarzındadır. Biz bunu ne yaptık: Ülkedeki namütenahi atıl tezgah kapasitesini harekete geçireceğimiz yerde ustaları işletmeci yapmaya kalktık!... En az iki mühendisiniz, sekreteryanız ve muhasebe düzeniniz olacak, peki usta ne yapacak? Hani bizim müteşebbis kabiliyetimiz gelişiktir ya "PATRON" olacak!.. İşletme sahibi olmaktan, büyümekten kim hoşlanmazki? Ama sonu: Gerekli eğitim ve deneyim yoksa, mühendisler de yeni yetme ve acemiyse, usta kafasıyla ancak giderler karşılanmaya çalışılacaktır. Şayet olmuyorsa borç çoğaltılacaktır. İşte gelişmek ve geniş istihdam alanları yaratmak adına teşvik edilen, hem kendilerine ve hemde ülkeye birçok ekonomik yük getiren küçük işletmeler, "Kobi"lerin hikayesi böyle. Eğer devlet desteklemeye devam ederse, herhalde zaman içinde tecrübe kazanarak yararlı hale geleceklerdir.

Bu yapılan toplantı ve anlatımların, bizim Kafkas İş Adamlarını ne kadar ilgilendirdiğini ve bize dönük yanını pek anlayabilmiş değilim... Diğer kurum ve kuruluşların yaptığı bu nevi düzenlemelerden de, dinleyicilerin nazikane suskunluğu dışında hiç bir şeyin farkı yok. Sadece Sn Başkan Erdem Beyin açış konuşmasında Kafkasya ve Kafkas iş adamlığına, eksik olmasınlar bir nebze değinmiş-lerdir. Her zaman fırsat olmuyor bende bu vesileyle biraz daha açmak istiyorum...

Bilindiği gibi Kafkasya çoğrafyası, tarih boyunca devamlı tazyik altında kalmıştır. İnsanlar hayatlarını topraktan ve diğer canlılardan nemalanarak sürdürmeye çalışmışlardır ve bu nedenle, ciddi anlamda ticarete yönelememişlerdir. Zorunlu göçten sonra da yaşanan ülkelerde "Kapalı Toplum" tipinde yaşamış ve kendi kendilerine yetmeye çalışmışlardır. Bu arada kısa bir hatıramı sizlerle paylaşmak isterim...

Geçmiş bir tarihte, gece gec vakti Pınarbaşına gittim, kimseyi rahatsız etmemek düşüncesiyle Saray Oteline girdim. Gec olmasına rağmen bir grup hemşeri oturuyor-lardı. Merhum Canak Kemal beni görünce ayağa fırlalyarak beni bir şaşağayla karşıladı ve oturanlara abartılı bir tarzda tanıttıktan sonra telefona gitti ve konuşmasında duyduğum (Veli ğa haçam ketrof lıbja yımşhın) sözü beni evine gitme zorunda bıraktı!... Yemekten sonra: Bak Kemal senden bir ricam var! Sen misafir odası olan bir aileden geliyorsun, eli ve sofrası açık, gani gönüllü biri olarak yetiştin. Burası bir ticaret hane, ne olursun burayı misafirhane gibi kullanma! Cevabı şöyle oldu: "Senin anlıyorum, endişe etmene hiç gerek yok! Eskiden 10 lira ya ihtiyacın olsa 100 kişiden bulamazdın, şimdi 100 liraya ihtiyacın olsa hemen iki komşundan bulursun. Allaha şükür hemşerilerin durumları iyi, almak istemesende zorla veriyorlar.

Bunu, 1950 yılından itibaren kendimizi ifade edebildiğimiz derecede, camiamızın toprak bağımlılığından ticari ve sınai konulara yönelişinin bizim kuşağa verdiği sıkıntılara işaret etmek için anlattım. Ben Ankaraya (1958) geldiğimde bırakın yol gösterecek, dertleşecek doğrudürüst kimse yoktu. Bizden sonraki kuşağın, bu konularda bizden daha şanslı olduğu buraya toplanan değerli zevattanda anlaşılıyor ve sonraki kuşağın daha da başarılı olacağı muhakkaktır.

Bu toplantı da esas beni sevindiren husus: Kafkas orjinli, bu kadar seçkin insanı bir arada görmektir ve köyümden, toplantıdan iki akşam önce TRT II. kanalında, Azerbeycan ve Türkiye İş Adamları Konseyi Başkanı sıfatıyla oturuma katılmış olan (Kokoa) Cengiz Gül'ü ile köyümün yeğenlerin-den (Agaçe) Muhittin Ünal (Çıkoa'ların Xanside) ve (Yelux) İsmet Boran'ın (Lov'ların Saniye) aralarınada bulunmasına şahit olmamdır.

Ne kadar eleştiriyor olsamda en olumsuz bir organizas-yonun dahi mutlaka bir faydalı tarafının olduğunu düşünenlerdenim. Dolaysıyla 14 Mayıs 2008 Tarih ve "Türkiye Ekonomisi, Görünüm ve Beklentiler" konulu toplantıya katılanlara, emeği geçenlere ve Sn Başkan Erdem Ünlüçetinkaya nezdinde bütün KAFİAD üyelerine başarılar diliyorumm.
Yazar : Saim TUÇ
[- Sayfayı yazdır - ]
Haberler yazarlarını bağlar. Hiçbir şekilde 6kesek.com sorumlu tutulamaz.