Başlık : BİR PROJEMİZ VAR MI ? yazısına yorum
İçerik : BİR PROJEMİZ VAR MI ?
HER ULUS GİBİ , BİZ DE YAŞAMIMIZ BOYUNCA , HEP ÜSTÜN NİTELİKLERE SAHİP BİREYLER OLARAK KENDİMİZİ KABUL ETTİK. BÖYLE YETİŞTİRİLDİK. HER YAŞANAN OLAYDA , OLAYIN BİZİ OKŞAYAN YÖNÜNÜ GÖRMEYİ TERCİH EDİYORUZ . OLUMSUZLUKLARINI İSE GÖRMEMEYİ , DUYMAMAYI TERCİH ETMEK HEP İŞİMİZE GELDİ.

BU YOL İZLENİNCE DE , HATALARIMIZI , EKSİKLERİMİZİ DÜZELTMEK , KENDİMİZİ GELİŞTİRMEK YERİNE , STATİKOYU SÜRDÜRMEYE DEVAM ETTİK.

ANADOLUYA GELDİĞİMİZ YILLARDA SAĞLAM AİLE YAPILARI SAHİP ÇIKTIKLARI VE YAŞATTIKLARI GELENEKLERİ , KADIN ERKEK EŞİTLİĞİNE VERDİKLERİ ÖNEM , ORGANİZE OLMUŞ TOPLUM YAPILARI , YAŞADIKLARI ORTAMI TEMİZ VE DÜZENLİ TUTMA ÖZELLİKLERİ , ÜSTLENDİKLERİ GÖREVLERE GÖSTERDİKLERİ SORUMLULUK VE BAŞARILARIYLA , ÇEVREDEN HEP PARMAKLA GÖSTERİLEN VE
GIPTAYLA İZLENEN ÇERKESLER , YILLAR İÇİNDE , KABİLE YAŞAMINDAN KENDİLERİNİ KURTARAMADILAR VE İÇİNDE BULUNDUKLARI TOPLUMUN GERİSİNE DÜŞTÜLER.

KÜLTÜRÜMÜZÜ , HASLETLERİMİZİ İNKAR ETMEK SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. AMA ÇAĞIN GERİSİNDE KALDIĞIMIZ AYAN BEYAN ORTADADIR.

50-60 YIL ÖNCESİNE GÖRE , TÜRKİYE ORTALAMASI GÖZ ÖNÜNE ALINDIĞINDA , EKONOMİDE , SİYASETTE , YÖNETİMDE BUGÜN DAHA GERİDE OLDUĞUMUZ KABUL EDİLMELİDİR.

NEDEN BÖYLE OLDU ? , NEDİR ÇÖZÜM ? SORULARININ CEVABINI HEPİMİZ DÜŞÜNMELİYİZ VE PAYLAŞMALIYIZ.

KONUYU GETİRMEK İSTEDİĞİM NOKTA ŞUDUR :
SÜREKLİ BU GERİLEME , BİRÇOK İNSANIMIZIN ÜMİTSİZLİĞE DÜŞEREK , ÇÖZÜMSÜZLÜK İÇİNDE BOCALAYARAK , YILLARDIR TOPLUMUNDAN UZAKLAŞMASINA NEDEN OLMAKTADIR. BİR ANLAMDA SÜREKLİ KAN KAYBEDİLMEKTEDİR. YENİ YETİŞEN NESİL TAZE KAN OLARAK KABUL EDİLEBİLİR , AMA BİR TARAFTANDA KAN KAYBI DEVAM ETTİĞİ SÜRECE GELİŞMEK MÜMKÜN OLAMAMAKTADIR.

BİR ZAMANLAR TOPLUMU İÇİN FİKİR ÜRETEN , ÇABALAYAN BİR ÇOK KİŞİYİ ARTIK ARAMIZDA GÖREMİYORUZ.

MUTSUZLUK VEREN BU SATIRLAR YERİNE , SADECE BİRKAÇ GÜZEL GELİŞMEYİ ÖNE ÇIKARTIP , OLUMSUZ GERÇEKLERİ YOK KABUL ETMEK , YAZIMIN BAŞINDA İFADE ETTİĞİM GERİYE DÜŞÜŞÜ SÜRDÜRMEYİ GETİRECEKTİR.

BUNU YAPMAK İSTEMİYORUM.

ÇOK KIYMETLİ BİR ARSANIZ OLABİLİR. ÇOK KALİTELİ MALZEMELERİNİZ , YETENEKLİ MÜHENDİSLERİNİZ OLABİLİR , AMA UYGUN BİR " PROJENİZ " YOKSA , İNŞAATIDA BAŞARAMAZSINIZ , ARSAYIDA(!) MALZEMEYİ DE ENERJİNİZİ DE ZİYAN EDERSİNİZ.


BİSLAN SALİH HURMİ
18-03-2008


Bıc'ra Saim Tuc { 31 Mart 2008, Pazartesi }
Faruk gergin'e aferin.
Sorun endirek tarzda, övgü yoluylada anlatılabilir. Değilse de ben öyle anladım!
Metin Gültekin de somut birşey söylüyor.
Hajelh'in katılımcılığıda fena değil.
Yılmaz Almacı da benim gibi şikayetci.
Mithat Yıldız'ın da üretmekten yana yanınızda
oluşu güzel.
Yedi yıldızın somut önerilerini de yabana atmayın, sizinde birikimleriniz az değil, sorgulama yerine olur almaya çalışsaydınız daha iyi ederdiniz!...

SAYIN BİSLAN SALİH HURMİ

Uz kişiliğinizi, topluma karşı sağlıklı duruşunuzu, özellikle Ankara Derneğinin ve Dostluk Kulübünün kuruluşundan beri eşiniz ve ailenizle birlikte camiaya samimi katkılarınızı bilmiyor olsaydım, bu “Proje Sorgulama”nızı fazla ciddiye almazdım. Alınca ne yapacağım sanki: Sanıyorum biraz lafazanlık ve biraz da ilgi duyanlarla dertlerimizi paylaşmış olacağız, hepsi o kadar.

Çerkesler, tarih denen uzun zaman sürecinde yürürken, bazılarımız geçmişte üstümüze bulaştırılan kiri temizlenmeye çalışıyoruz. Bazılarımız bu yolculukta heybemizden dökülen, örselenmiş kültürel değerleri toplamaya çalışmıyoruz, çalışmak bilinç ister çabalıyoruz! Bazılarımızda kolaycılıktan yanayız, değişim adına geçmişin tüm değer birikimlerini dikkate almadan maziyi tamamen silmeyi ve yeniden yapılanmayı hedefliyoruz.

Eskiden yani sizin bahsettiğiniz 50-60 yıl öncesi, konuşanlarımız az, dinleyenlerimiz çok, yazanımız az okuyanlarımız çoktu... Şimdi işler tamamen tersine döndü: Konuşanlar, yazanlar da çoğaldı fakat, ne dinleyen nede okuyan kalmadı!.. Belki buda bir gelişme, herkesin kendine göre bir doğrusu oluşmuş, durmadan sistem, yöntem tartışması yapıyoruz. (Ğa-rey-şe yey-ca-ğa-va, yey-ça-ju-re yı-ro-viyd) “Doğru, konuşarak ve danışarak bulunur” deyiminde olduğu gibi, ne zaman sormasını ve dinlemesini öğrenirsek herhalde işte o zaman doğruyu da bulmuş olacağız. Adamın birini almış götürüyorlar! Nihayet adam nereye götürüldüğünü sormuş: Asmaya demişler! Yahu desenize bende laf anlatamaya-cağım birine götürüyorsunuz sanmıştım diye cevaplamış...

O değindiğiniz dönemlerde henüz bilgisayar yoktu. Bilgi alışverişi zordu. Şimdi rahatlayan bu iletişim ortamında insanların aydınlanma yolları kolaylaştı. Tabii olarak o nispet te riskleri de çoğaldı; istismara açık yanları da var!.. Bu kolaylığı, gereği gibi değerlendire-mediğimiz takdirde; harika görünen bu cihaz fayda yerine bir çok zararlar verecektir... Şahsen ben bu cihazı bize dönük yanıyla kullanmaktan korkar haldeyim! Çünkü: Okumayanlar, okusalar da okuduğunu anlamayanlar var. Üretmedikleri halde üretilenleri de çarpıtanlar az değil!.. Gerçek kimliğini gizleyerek, rumuz kullanmak suretiyle deşarj olmanın belki de rahatlama açısından psikolojik faydaları vardır. Fakat, üslup bozukluğu nedeniyle rahatsız verici oluyor. (Pı-se-le-ke zı-mı-çam ne yı-reyç) “Konuşmasını bilmeyen göz çıkarıyor” misalin de olduğu gibi...

Sayın Hurmi, değerlendirmeleriniz ve kendimizi fazla beğendiğimiz konusundaki belirlemeleriniz doğrudur. Bu konuda zaman, zaman bazılarımızın (Çerkeslerin tümümüzün kompleksli olduğumuzu ileri sürecek kadar) öz eleştirilere de gittiğimiz olmuyor değil amma: Eski dernekler, kuruluş gayeleri olan kültürel konuların dışına taşarak ideolojiye dönük yaptıkları çalışmalar nedeniyle insanlarımız ve aileler üzerinde yaratılmış olan huzursuzluk-lardan sonra, Sovyet sisteminin çöküşünün ardından da Çerkeslik konusunda bilgilenmeyi Kafkaslara yönlendirmişlerse!.. Üstelik iş hayatını düzenleme ve lobicilik yapma gibi gerekçelerle kurulan dernekler de; sanki burada her şey süt-limanmış gibi bütün bakışlarını K. Kafkasya ülkelerine çevirmişlerse Türkiye de kime neyi, nasıl anlatacaksınız?

VEFA DUYGUSU
Değindiğim ve değineceğim konuların pek çoğunu sizde yaşadınız. Bir ara size Ankara derneğiyle ilgili konferans da verdirildi. Tarihi yanlış hatırlamıyorsam 65-66 ve daha sonraki yıllarda da Rahmetli Elbruzun kendisinden sonra gelen Cankat Devrim'le birlikte siz en gözde ve ekibin as oyuncularıydınız o bakımdan bilmeniz gerekir ve hatırlattığınız için, burada bir vefa borcu olarak, unutulmakta olan bazı hizmet ve isimleri de hatırlamamız gerekiyor mu?.. Hizmet açısından baktığımızda başta Rahmetlik Elbruz geliyor. Merhum yaşadığı sürece başında olduğu ekibi ve kendisinin Çerkes toplumuna katkıları, özellikle moral ve tanıtılması açısından çok büyüktür. Yalnız çerkes camiasına değil Türkiye de henüz ekip çalışması bilinmezken, Çerkeslere has özgün folklor gösterileriyle Anadolu folklörünün gelişmesine de örnek olmuştur. Dolaysıyla dernek binasının alınmasına öncülük eden: Merhum Zekiye Kazuk Hanımefendi ve ekibi; Merhum Elbruz gibi hiçbir maddi karşılık beklemeden ve geri planda kalarak, dernekte resmen görev alanlardan daha fazla ve daha samimi hizmetlerde bulunmuş olan, o zamanki dernek faaliyetlerinde tanıdığımız değerli büyükler: Haza bir Çerkes Beyefendisi olan Hasan Basri Aslan, Hayri Nart, Hayri Bozkurt, Eyüp Yiğittürk, İsmet Kalgay, Yahya Kanbolat, Cemil Şenvar, Kamil Artut, Ekibe Çerkes kıyafetleri hazırlanmasına katkıları olan Cemile Karaerkek (Durmaz) ve Görev alanlardan Kayın pederiniz Nazım Canbolat, Hikmet Aslanoğlu, Enver Kaplan, Hasan Yediç, Sırrı Coşkun, Münir Özden, Hayrettin Şen, Kemal Okur, Hasan Dinç - leri rahmetle ve saygıyla anıyorum. Bu arada DSİ deki memuriyeti, dernekteki aldığı görevlerin yanı sıra yıllarca İzzet Aydemirin K. Kafkasya Dergisinin gençlerle birlikte nizampajını hazırlayan ve basım hamallığını yapan, Yenimahalle’deki evinin alt katını bu işlere tahsis eden fedakar Bayram Hergüner’ide rahmetle yad etmek isterim.) Adından bahsetmediğim derneğin resmi kurucu başkanı olan Merhum Zihni Hızal'ın Türk Ocağı'ndaki anma günlerine katıldığım oldu. fakat kendi camiamızda böyle bir şey yaşamadım. Her neyse, konuyu toparlayacak olursak, derneğe ilgi duyan herkesin kendince, kendi çapına göre katkıları olmuştur. Fakat bana göre, bunların hiçbiri Merhum Elbruz Gaytaoğlunun hizmetleriyle mukayese edilebilir gibi değildir... Tekrar Ahrete intikal etmiş emeği geçen herkesi rahmetle, hürmetle anarken.. Hayatta olanlara da, resmen dernek kurucusu görünen İhsan S. Bulur, Cemal Özpolat, Necati Kaya Erdem de dahil olmak üzere hepsine sağlıklı uzun ömürler diliyorum.

Elburuz’un ölümünden bir-iki yıl önceydi: Artık harcanması gerektiği söyleniyordu. Bana intikal ettirenlere: Görüşlerine katıldığımı, hakikaten kaprislerinin çekilir gibi olmadığını (bu rahmetlinin disiplin sağlamaya dönük tutumundan kaynaklanan rahatsızlıktı) fakat, şimdiye kadarki hizmetleri nedeniyle bir merasim düzenleyerek; şayet Türkiye de uygun bir madalya bulunamazsa, Sovyetlerin bu konudaki zenginliğinden yararlanarak bir Lenin Altın Yıldız Nişanı temin etmek suretiyle taltif etmemiz gerektiğini yarı şaka-ciddi bir üslupla söylediğimi hatırlıyorum.

Ölümünden sonra adına düzenlenen gecede, ben bulunmadım, neler yaşandığını siz daha iyi biliyorsunuz.. Ekibe adının verilmesi nin ardından yapılan ilk gösteriden sonra, kendisine verilen çiçek demetini, Elbruz’un kızına sunması gibi, ekibe adının verilmesinin altında da (Ekip Hocası) Beslan Bitok'un bu duyarlılığının yattığını sanıyorum... Bunları dillendirmemin nedeni, İnsani vasıfların en başında gelenin vefa hissi olduğunu ve bu yönde dernekler olarak nerede olduğumuzu, ayrıntı yoksa da neler yapılması gerektiğini ve yanlışları biraz ima etmek içindir.

HATALARI ÖRTMEK
Genelde az olduğumuz ve bulunduğumuz yerlerde azınlık psikolojisi içinde yaşadığımız için olacak: İnsanlarımızı bir araya getirelim, aman kırmayalım veya adımızı olumsuza çıkarmayalım diye, kişilerin hatalı hallerini topluma vereceği zararı dikkate almadan hoşgörüyle karşılıyoruz. Halbuki yapılan hatalar irdelense hem yapanın ve hem de yapılanın lehine olacak ve toplum yararına bazı olumlu sonuçlarda çıkarılabilecektir! Zira her yanlış beraberinde birçok doğruyu taşır, bakabilenler için yanlış öğreticidir.. Merhum Cebağı’nın: (“Ma-şam ze yı-hoer nab-ğas, tov yı-hoer nefs”) Çukura bir defa düşen şaşıdır, iki defa düşen kördür. Dediği gibi o yanlışlardan çıkarılacak dersler çoktur.

Birde, Var edenin bile ahrette sorgulayacağı kimselerin yaptığı hataları “Ölünün arkasından konuşulmaz” diye örtmekteyiz. İyi tamamda, bilmeden sofiyane veya bilerek yaptığı birçok doğru olduğu zannedilen, özellikle topluma zararlı olmuş yanlışlar varsa, öldü diye onlar kapatılıp iyi taraflarının anlatılması, bilmeyenleri ve yeni kuşakları yanıltmak olmuyor mu? Mesela benim başkaların dan gizlediğim sahteciliklerim varsa ve bu gerçekler ortaya çıktığında öldü diye kapatılması mı gerekiyor?

DEFORMASYON
Türkiye'de Çerkeslerin örgütlenmesi adına yapılan dernekleşmelerle Çerkeslerin geleneksel örgütlülüğü zaafa uğratılmıştır. Yapılanlar Çerkeslik sıfatı altında göstermeliktir.. Biraz okumuş olan herkes, kendini her konuda uzmanlaşmış sayıyor ve İhtisasa önem vermediğimiz için her şeyi herkesten beklemek suretiyle toplum adına en büyük yanlışı yapıyoruz. Dolaysıyla rahatsızlıklarımızın suçunu ya geçmişe yada zamanın aydınına yüklüyoruz. Çerkeslerin gelişiminde, bilindiği anlamda klasik eğitim sistemi yoktu. Dolayısıyla okuyanlarımız kendi-kendilerini geliştirmemişlerse, aldıkları eğitimin etkisi altında kendi özgün kültürlerini yeterince özümseyeme-mişlerdir. Bu nedenle Yem-sa le-ğu-paj xur-ım (Alışmayan ehil olamaz) ata deyişi bağlamında Çekes Aydını sıfatının, yol-yöntem bilmeyen her okuyana yakıştırılması hatadır.

KABİLECİLİK ÇELİŞKİSİ
“Kabile yaşam tarzından kendimizi kurtaramayışımız” tespitinizi Merhum O. Çelik’in bu yöndeki bir yanlışını ikaz ettiğim sözlerle cevaplamak istiyorum... Çerkeslerin sadece yüzyıl değil asırları aşkın, organize olmuş büyük devlet güçlerine karşı hayranlık uyandıran direnişleri ile, sizinde belirttiğiniz gibi:“Gıpta ile izlenen Çerkes yaşam tarzının” Kabilecilik zihniyeti ile modern anlayış yada medeni zihniyet arasındaki farklılığı ve çelişkiyi değerlendirebilmek için 1750 tarihinden itibaren, günümüze kadar yaşananların derin bir analizinin yapılması gerekir. Bu bir uzmanlık işidir! Şahsen benim gibilerini aşar. Yalnız, benim burada belirtmek istediğim: Günümüzün yetenekleriyle, o günün zor şartlarında yaşamış olan insanlarımızın bir karşılaştırması yapılmadan çeşitli biçimlerde suçlanma-larını doğru bulmadığım ve küçümsenmelerini kabul etmediğim hususudur.

“Çağın gerisinde kaldığımız” hususunun hatasını “Kabilecilik Zihniyeti”n de değil de, o zihniyetin oluşturduğu kültürü çağın gereklerine göre değerlendiremeyen ve yeni gelişimleri onun üzerine yapılandıramayan, günümüzün önde gelen bilge ve düşünce sahiplerinde yada onları değerlendirmede inisiyatif kullanamayan Çerkes Entelektüellerin de yada Thamade’lerin de aranması daha doğru olmaz mı?

GERİYE DÜŞME KONUSU
İçinde yaşadığımız toplumun “gerisine düştüğümüzü:” Onların bizi aştığı gerçeğiyle doğrulamak istiyorum! Çünkü: Hayat standardının yükseltilmesinde, Kültürel konuları geliştirme ve yaygınlaştırmada ekonominin itici güç olduğu malum. Siyaset de öyle finanse ediliyor. (Eğer açsanız karnınızı doyurmaktan başka şey düşünemezsiniz, kültür vs. de ondan sonra gelir) Siyasette, hükümetlerin oluşmasından sonra: Devletin partiler, dernekler, çeşitli kurum ve kuruluşlar kanalıyla halkına dağıttığı nemalardan bizler ne kadar yararlanıyoruz? Hangi devlet görevlimiz biraz kayrılarak daha üst derecelere getirildi? Görevlendirilenler devlet imkanlarını kedi çevrelerine yönlendirirken bizimkiler: İki hemşehrisini ömürlerinin sonuna kadar bir maaşa talim edecek bir işe yerleştirmenin, tayin ve nakil konularıyla ilgilenmenin dışında topluma ve çevrelerine ciddi anlamda ne katkıları olmuştur?... Geçenlerde cemiyette, büyük devlet adamlarımız mevzu ediliyordu! Yapılan methiyeler karşısında sorma ihtiyacı duydum: Tanıdığınızı ve bildiğinizi söylediğiniz Büyük Devlet Adamlarımız; Komutanlar, Bakan ve Genel müdürler Çerkes’liğe söz getirmedikleri için hakikaten toplum adına hepsine şükran borçluyuz. Fakat öğrenmek istediğim husus şu: Bu değerli zevat görevdeyken, bizim aramıza katılmaları değil, kendi aralarında zaman, zaman bir araya gelerek Çerkes’liği mevzu ettiklerine ve hiç düşündüklerine şahit oldunuz mu? Verilen cevap: “Hayır böyle bir durumla hiç karşılaşmadık”!.. Birde deniyor ki: “Eğer sizde kabiliyet varsa bu ülkede önünüz Reisicumhurluğa kadar açık!” Eğer bu söylem doğruysa, bu tarihten sonra ne olacağını bilmiyorum ama, önceki dönemlerde kendi kabiliyetiyle, orijin kimliğini gizleme ihtiyacı duymadan ve alt kimliğinin gereğini yaşayarak kaç insanımızın hangi seviyeye geldiğini şahsen bilmiyorum. Şayet Çerkes kimlik endişesi duymadan bir yerlere gelebilmiş bir insanımız varsa ve bu camiamızdan uzak durmuşsa onun bizden sayılmaması gerekmez mi?

Hiçbir riske girmemenin en büyük risk olduğu söylenir! Osmanlının, Çerkes Ta avun Cemiyetinde de, Çerkeslik gaye edinilmişti fakat, günümüzün derneklerinin halkını kucaklaya-madığı gibi onlarda da halkına tepeden bir bakış vardı... Bu konular da bir şeye daha dikkat çekmek isterim: Benim bir amcam vardı, “Biz Çerkesler bir af erine bin tombalak döneriz” derdi. Onun gibi, anlatılan ve yazılan bütün Çerkes ünlülerine baktığımızda bunların %90 nının hatta daha fazlasının Kaberdey’lerin deyimiyle “XA-ME KU-TUV” olduğunu görüyoruz. Yani kraldan daha kralcı olmak!...

İşte geriye düşmemizin nedenlerinin hepsi bu değilse de bir çoğunun nedenidir. Çözüm üretilmesi, Bütün cemaatın bir araya getirilmesiyle ve toplum olarak bazı müşterek temel kararların alınmasıyla sağlanabileceği düşünmekteyim. Dernek ve kişisel kararlar mevziidir, herkesi bağlamaz. Ancak böylesi bir teşebbüse dernekler aracı olmalı ve öncülük yapmalıdır. Bu konuda Federasyon III.Genel kurulunda yaptığım temenni konuşmasını, birilerinin ısrarı üzerine metinleş-tirerek yayınlanmak üzere bir mecmuaya gönderdim onun için buraya alamıyorum, başka yazılarla birlikte size yansıtmayı düşünüyorum.

Bu arada, neden ben camiamıza dönük yazılarımı kişisel bir dergiye gönderiyorum? Neden siz Çerkeslik sorunlarını kişisel bir Web sitesi üzerinden sorguluyorsunuz? Bunları düşündürücü bulduğum için belirtme ihtiyaç duymaktayım!.. Yukarıda da bir nebze değindiğim gibi: Çerkesler arasında peş peşe çeşitli gündemler oluşturan bu sitede dahil, tabi'idirki bir çok yararlı tarafları var, fakat yinede çoğu site, bende rahatsızlık yaratıyor. Dolaysıyla fırsat buldukça köy sitelerini dolaşıyorum. onlar daha içtenlikli ve fazla karmaşık değil. Sizlere de tavsiye ederim. Benim köyümün sitesi (www.6kesek.com) dedelerini tanıdığım yeni yetme gençler oluşturdu, gayet güzelde götürüyorlar. Yazılarımın çoğunu onlara gönderiyorum, bunu da göndermeyi düşünmekteyim. Benim şahsen gençlerle görüşmelerimde sordukları sorular ve öngörüleriyle bana da öğretici oluyorlar. AYIP kavramını algılamış bu gençlerden çok güzel görüşler ve özet bilgiler ediniyorum. Bakın bizim sayfalarla anlatamaya çalıştığımız “Xabze” yi ne kadar kıssaca ve ne güzel yorumlamışlar: XABZE İNSANCA YAŞAMA TARZI DIR!... Esasında bizim rahatsızlığımız geçkinliğimiz ile acelemizden kaynaklanıyor. Değilse eğer, biz büyükler onlara kötü örnek olmadığımız takdirde endişe etmeye hiçbir gerek yok.

ÇÖZÜM ÜRETMEK
Evet! “Sorunlarımızı paylaşmalıyız çözüm, çare üretmeliyiz!” Sizi bu arayışa iten yukarda da belirttiğim gibi Çerkesliğe karşı samimi duruşunuzdur. Bu konu sizin gibi birçok insanımızı da rahatsız etmektedir. Çözüm sadece bilgi ve kısa nefesli başarılarla olmuyor, adanmışlık ta istiyor!.. Bazı görüşmelerde: “Değerlendirile-bildiği takdirde bazı kimselerin toplumun şansı olduğunu” söylediğimde, sempatim nedeniyle, onlara taraf olduğum düşünülmüştür. Halbuki o kimselerin, çok daha bilgili olanlardan önde gelen farkı, yöneldikleri konuya kendilerini adayabilme şansına sahip olmalarıydı. Dolaysıyla çözüm konusundaki kişisel görüşüm (Cı-hun) BİLİNÇ bağlamında insan eksenlidir. Beraberin de aranacak özellik, organize kabiliyeti ve çevresini değerlendirecek yetenekte olmasıdır. Adanmışlığın nasıl sağlanabileceğini bilmiyorum çünkü bu yönlü insanlar çok değildir.

Osmanlı da tahtın bekası için uygulanan ve Cumhuriyet dönemine de intikal eden, yöneticilerin Baş ve tek adam olma tutkusu vardır. zaman, zaman bazı yazar-çizerlerimiz de bunun etkisi altında kalarak: Aramızdan lider çıkaramayışımızdan yakınırlar. Bunu yaparken de buyrukçu insan telkin ettiklerinin farkına olmuyorlar. En çok etkilendikleri Anadolu’nun Kurtuluş olayının başlangıcı gurupsaldır. Zeminin hazırlanmasında Eşref Senler Kuşçu başı gibi bir teşkilatçı ile teşkilatı vardır. Yönlendirme ve düzenlemelerde ise, Çerkeslerin dışında işe yarayacak ufak bir kadro ile Çerkes gurubunun önünde, kendi tabirimizle söyleyecek olursak: Rauf Orbay gibi bir Thamade vardır ve M. Kemal'i kendisine Pışı seçmiş Anadolu insanının önde gelenlerine lanse etmiştir. (Etemi Çerkes sıfatıyla hainleştirmenin altında yatan temel neden, Rauf Orbay'ı yada Ali Fuat Cebesoy'u öne çıkaracağı endişesi ve korkusudur.) Zı nı-ve ka-le xur-ım (Tek taş kale olmaz) misali: Bir insan hangi kabiliyette olursa olsun çevresi onu taşımadıktan sonra hiçbir yere ulaşamayacağı açıktır. Dolayısıyla lider çevresiyle büyür ve lider, toplumuyla birlikte nasıl yürünebileceğini bilendir.

İNŞAAT ÖRNEKLEMESİ
Saydığınız malzemeler olmasa bile, söylediğiniz yetenekli ve bilinç donanımlı mühendisiniz varsa gayet sağlıklı projeler hazırlayabilir fakat, uygulamada onu tamamlayacak, yukarıda da değindiğim gibi, re alize kabiliyeti olan kimseleriniz yoksa, birde arsanın zemin araştırması yapılmadan inşaat dizayn edilmemişse.. Dökme suyla değirmenin döndürülemi-yeceği ve Türkiye de olduğu gibi: inşaat temeli tutmayabilir. Örnek verdiğim için belirtiyorum: Şer-i hükümlerle idare edilen Osmanlı Hanedanlığının yıkılışından sonra inşa edilen Cumhuriyet dönemi için hangi hukuk sistemleri esas alınmıştır:

1926 : İsviçre örnek alınarak hazırlanan Borçlar Kanu nu.
1926 : İtalya örnek alınarak hazırlanan Ceza Kanunu.
1926 : Almanya- Avrupa sentezi yapılarak hazırlanan Ticaret Kanunu.
1927 . İsviçre örnek alınarak hazırlanan Hukuk Muhakemeleri Usul Kanunu.
1928 : Fıransa örnek alınarak hazırlanan İdare Kanunu.
1929 : Almanya örnek alınarak hazırlanan Cez. Mahk. Usul Kanunu.
1932 : İsviçre örnek alınarak hazırlanan İcra ve İflas Kanunu.

80 yıldır bu kanunların uygulanmasına ve sık, sık değişiklikler yapılmasına rağmen hala kanun ve kuralların oturtulama-mış olduğunu şimdilerde yaşadığımız karmaşalardan ve sıkıntılardan anlamaktayız.. Merhum Berkok, Uzunyayla ya bir gidişinde görüştüğü büyükler: Aramıza katılan yabancılar anlamadıklarından Çerkes kızı oynattık sözleriyle dedikoduya neden oluyorlar, hem de İslamiyet’e aykırı, onun için Vuıg oyununu kaldırmak istiyoruz diyorlar.. Berkok Paşa: Tamam bende size katılıyorum ama, onun yerine neyi koyacağız? Eğer benim bulunduğum yerlerdeki durumu (Ha-jej ne-xay zı-rız-he-tır) sizlerde görmüş olsaydınız Vugı öper başınıza koyardınız demiş...

Ben bunları naklederken içinde taşıdığı BİLİNCİ öne çıkarmayı hedefliyorum, yoksa kabilecilik zihniyetinin sürdürülmesini arzuladığımdan değil... İşim gereği, çevre edinmek için (Çerkeslerin dışında) düzeyli-düzeysiz birçok kişi ve guruplarla temasım oldu. Hayat görüşleri, anlayışları ve eğilimleriyle ilgili birçok edinimim oldu. Bunları ve işimi bu güne kadar Çerkes camiasında hiç konu etmedim ve etmekte istemem. Çünkü: En kötümüzün bile AYIP kavramı etkisi altında gelişmiş bir utanma hissi vardır, onların bu özelliklerine halel getirilsin istemem ve başkalarıyla da mukayese edilmemelidir.

ÖNERİ ve SONUÇ
Toplumsal hayat tarzımızda çağın gerisinde kaldığımızı düşündüren olumsuzlukların ayıklanmasına ve ayıklanırken: Atalarımızın tarih süreci içinden gelen edinimleri ile bilgi birikimlerinin dikkate alınmak suretiyle yeniden bir yapılanmaya gidilmesi fikrine bende katılıyorum...

Eski Çerkeslerin yapılanmasında şöyle toplumsal bir ölçü vardı: (Yı-jı-lem yem-ku-fım-re, gup ze-dem-xu-fır lhım xab-ja-ım) “Toplumuna uyamayanla, gurup oluşturamayanı adamdan saymazlar anlamında... Kurallar toplumun müşterekidir. Ona uymadığınız takdirde topluma uyamamış oluyorsunuz.. Gurup olamayanlar aykırı sayılmış ve aşağılanmıştır. Birde şu konu ilginçtir: (Kaml-hoam-re hem-har zı-hoa-ğa-das) Doğrulmamışla topluma katılmayanı bir saymışlar yani yaşamıyor olarak kabul etmişlerdir. Şimdi, bir parça mensubiyet duygusu olan ve bu toplumsal ölçüye sahip kimse nasıl olurda toplumuyla, gerektiğinde hangi şart ve ortamda olursa olsun bir araya gelmez?... Oturup kalkmalar vs. özelliklerimizin dışa yansıyan bir referansıdır fakat, bizleri fazla ileri taşımayacaktır. Onun için bu anlayışın yeniden ihya edilmesi hem yenilikleri ve hem de kaybettiğimiz bazı değerleri yeniden kazanmamıza neden olacaktır.

KÖY BİRLİĞİ
(Sivil Toplum Kuruluşları açısından Köy Federasyonu'da diyebiliriz)
Türkiye de çeşitli etnik gurupların olduğu malum. Bunların bazıları Havralar ve Kiliseler kanalıyla örgütlüdürler. Kimin nerede olduğu ve ne iş yaptığı bilinir. Bizimse dernekler dışında böyle bir örgütleme şansımız yok. Onun için şahsen iki önerim var: 1- Partileşmek suretiyle devlet yönetimine talip olmak! Çünkü, bizim insanlarımız idareciliğe meyyaldir. Eğer bir varlık gösterebilir meclise girebilirse ülkeye de çok yararlı olur... 2- Yurt genelinde ve her alanda kendimizi ifade edebileceğimiz ve hem de özelliklerimizi koruyabileceğimiz bir bütünlük oluşturmak! Ancak bu, TC. nin idari yapılanması örnek alınarak; köy açılımlı ve geniş tabanlı bir piramit oluşturmak suretiyle başarılabilir. Dolaysıyla derneklerimiz bu yönde yeniden realize edilmelidir. Şayet olmuyorsa bağımsız olarak, müstakilen teşebbüs edilmelidir. Bu husus başarılabildi takdirde bütün konularda ağırlık hissettirecek bir bütünlük oluşturulmuş olacağına inanıyorum. Ayrıca böyle bir oluşum eski geleneksel yapımıza da ters düşmeyecektir. Çünkü eski yapıda her yerleşim biriminin kendini bir gurupla toplum genelinde ifade etme yöntemi vardı (Köy büyüklerinin denetiminde delegasyon sistemi) ve yapılacak her konuda bu gurup köyleri adına kendilerine düşen görevi yaparlardı.. Dolayısıyla şimdi de hiçbir köyümüzün kendi gelişiminin sicilini tutamayacağı ve kendilerine yakışanı yapamayacağı konumda olduğunu sanmıyorum.. Köyler dağıldı diye düşünülürse: Ben ve ailem 1958 yılından bu tarafa Ankara da yaşamaktayız fakat hala Altı kesekliyiz. Çocuklarımız ve bir çoğumuz şehirlerde doğmuş hem de yaşıyor olabiliriz, fakat köyümüzü hiç görmemiş olsak dahi yine de köylüyüz ve köy orijinli olmayan Çerkes'de hemen, hemen yok gibidir.

KOKTEYL AÇIKLAMASI
Dernek camialarının gündeminde olduğu için, örnek olsun diye işaret etmek istiyorum... Rus Çarı I. Nikolay Kaberdey bölgesine geldiğinde Cebağı ile görüştürülür ve yemek sofrasında Çar, gördüğü her şeyin olumlu ve güzel olduğunu fakat sofrada hanımların bulunmayışını yadırgadığını söyler. Cebağı: Millet olarak uyma zorunda olduğumuz bazı adetlerimiz var, zaman içinde belki oda olabilir diye cevaplıyor.. Dolaysıyla, Eski Çerkes geleneğin de değil kadını içki içlen sofraya oturtmak, kadının bulunduğu ve gördüğü yerde katiyen (Çerkeslerin içkisi olan Maxsıme bile) içilmezdi. İçki içilmesi konusunda Uzun yayla kadar ifrata kaçmış olan, Çerkeslerin yoğun yaşadığı başka bir bölge olduğunu sanmıyorum. Öyleyken, yaşıtlarıyla gizli-saklı ve gurup halinde çok içki içmelerine rağmen bu konuda titizlik göstermiş, kızları ve kadınları içki içilen yer ve mekandan uzak tutmaya dikkat etmişlerdir. Bu hususu bilen ve ona dayalı olarak Kokteyl Parti ye karşı çıkanların hassasiyetinin de anlayışla karşılanması ve düşünmeye yöneltilmesi gereğine inanıyorum.

TÜRLÜLÜK
Şimdi şartlar değişti. Çoğunluğumuz şehirlerde yaşıyoruz. İnsanın İçinde yaşadığı ortama uyması medeni vasfı sayıldığına ve buralarda kadın erkek eşitliği mevzu edildiğine göre; neden kadınlar erkeklerin yaptığını yapmasın?.. Sadece düğün dernek ve çeşitli gerekçelerle düzenlenen kutlamalar vs.lerde değil, ev ziyaretlerinde bile çay kahve yerine misafirlere içki ikram edilir hale gelindi!.. İçinde yaşadığımız ortam bunları ve daha farklı şeyler yapmayı gerektiriyorsa? Başka yer ve mekan aramak yerine, Ölçüyü kaçırmadan dernek binasında kokteyl parti vermenin ve neşeli, güzel zaman geçirmenin kime ne zararı olur?.. Daha önceleri Anadolu Kulübü, Dede man ve Sürmeli oteli gibi yerlerde yapılan etkinliklerde Protökol uygulamalarıyla kendi insanını yabancılaştırması gibi düzenlemelerin dışında kokteyl partilerin bunlardan ne farkı var? Onure etmek için dağıttığımız şilt, plaket, madalya vs. ve Uzun yayla com'un kalpak giydirmesi mi daha çok geleneksel? En çok hoşlandığımız birlikteliğimiz de bile biraz Çerkes müziği ve figürü görmenin dışında Çerkesliğe has başka hangi özellikleri yaşıyoruz ve ne yazıkki, nekadar değiştiğimizin, türlüleştiğimizin farkına varmıyor ve modernizmden yana değişememekten yakınıyoruz.

Çağın gerisinde kalmamak için elbetteki çağın gereklerine uyulması gerekiyor. Fakat modern hayat denilen gördüğümüz tarzın, ne kadar modern ve medeni tarz olduğu tartışma götürür. Ama: Demokrasinin bireylere sağladığı serbesti (Bağımsızlık) ortamında tartışarak nereye kadar varılabilir; adet ve gelenek diyerek inisiyatiflere ipotek koymak ne kadar doğrudur? Bunları kendi kendimize sorduktan sonra: GELİŞİM mi, DEĞİŞİM mi konusunda kararlılık sergilenmesi ve ona göre yol-yöntem belirlenmesi gerektiğini bir daha vurguladıktan sonra: Benim rahatsızlığımın: Hem toplumsal erozyondan şikayet edilmesi, hem de ata kültürümüzün yeniden yorumlanmasına karşı gösterilen duyarsızlıktan kaynaklanıyor ve yaklaşımım toplumsaldır. Adımın tenkitciye çıkmasının adı da: İster Çerkeslik konsun, ister Türklük, ister Avşarlık, isteniyorsa adetci-gelenekci desinler! Şu üç arayışa dayanmaktadır: ÖLÇÜ, BİLİNÇ ve ESTETİK!... Kuralların toplumsallığı nedeniyle ve kurallara göre nelere uyulacağı veya uyulmayacağı seviyesine göre AYIP RUHEN FARKINDALIKTIR! Aslında bunlar sadece Çerkeslere has değil evrensel değer arayışlardır. Bireylerin toplumsal yapıdan kaynaklanan eğilimleri, sınırlı sahalara intikal eden dayanışma, yardımlaşma anlayışı ve toplumsal ilşkilerin zayıflaması nedeniyle, yaşanan olumsuzlukların özeldeki şartları yeterince bilinmediğinden Herkesin kendi açısından haklı olduğu mantığıyla herkesin hoş karşılanması ve kişilerin kişisel yanlışlarının anlayışla değerlendirmenin daha doğru bir yaklaşım olacağı düşüncesinde olduğumu belirtmeliyim.

Burada “AYIP”kavramının toplumumuz açısından önemi nedeniyle, diğerlerini bilmediğim için bildiğim iki dilde etimolojisini açıklamakta yarar olacağını sanıyorum: Adıge dilinde Ye: bela, kötü şey; Muk: gitmeyen, olumsuz; YE-MUK: Yakışmayan anlamına geliyor ve Ayıp anlamında kullanılıyor. Abaza dilinde: Pı: hareket, Xa: yap, ikisi birden PIXA: sıcak; Şa: ışık-aydın; Re: doğ-ma, ŞARE: Işımak, paylaşmak ve PI-XA-ŞA-RE: Sıcaklık basması, kızarmak, Utanmak ve Ayıp anlamında kullanılıyor.

Sayın Hurmi, sizlerin ve Uzunyayla site ilgililerinin derledikleri ve derlemek istedikleri bilgilerle ne yapmak ve nereye ulaşmak isteniyor o konularda bilgi sahibi değilim amma: Derlerya: Bir dokun bin ah dinle diye!.. Size olan güvenim nedeniyle hayli deşarz olmama vesile oldunuz bu açıdan teşekkür ediyorum. Şahsen yaşım gereği realist olma, İdealist olması gereken genç kuşaklara karşı da anlayış gösterme, rahatsızlık vermeme, suskunluk dönemine girme ve sorulmadıkça konuşmama durumunda olduğumu biliyorum fakat bazı konularda yine konuşmadan yapamıyorum. Yukarıdaki konuları kıssaca özetlemekte mümkündü fakat, herkesin alma kapasitesi bir değil!.. Zaman olarak da müsait olduğum için biraz ayrıntıya girmenin ve yer-yer tekrarların da zararlı olmayacağını düşündüm... İnsanların niyetleri hemen tahakkuk etmiyebilir, gayelere de çabuk ulaşılamıyabilir. Fakat bilgi önemlidir, düşünülenler kaydedilirse: (Vu-ğa ka-ga yı-gı-am) Aptal millet yoktur ata deyiminde olduğu gibi bir gün mutlaka onları değerlendirecek birileri olacaktır. Bu açıdan, toplumunun geişmesine ve ona katkılarda bulunmaya gönül vermiş herkese sağlık ve başarılar diliyorum.

Faruk Gergin { 22 Mart 2008, Cumartesi }
Sevgili Bislan Abi
Hoşgörünüze sığınarak size biraz muhalefet edeceğim. Aslında amacım muhalefet etmek değil. Size biraz moral vermek. Zira yazınızı okuyunca sizi umutsuz gördüm.
Bir projemiz var mı? diye soruyorsunuz. Bu soru bir projeye ihtiyaç olduğu yargısı ile soruluyor.Bence zaten bir projeye ihtiyaç yok.İhtiyaç olsa bu kadar yetenekli bir toplum yüzlerce proje üretirdi.
- Bizler beyaz ırkın temsilcisi değilmiyiz. Hatta Yahudiler bu nedenle gizli gizli bizi kıskanmıyor mu?
- Biz 5.000 yıllık bir kültüre sahip değilmiyiz?
- Bizim kadınlarımız güzelliğin simgesi ve kainatın en asil kadınları değil mi?
- Erkeklerimiz dünyanın en beyefendi ve dürüst insanları değil mi?
- İçinde yaşadığımız toplumlar bizlerden her zaman büyük bir beğeni ile bahsetmiyor mu?
- Bizler her yerde birbirimizi buluyor ve desteklemiyor muyuz?
- İnsanlarımızın akın akın gittiği dernek vb. kurumlarımız yok mu?
- Bu kurumlarımızda Pentagon'a, Kıremlin'e dudak ısırtacak stratejiler üretilmiyor mu?
- Bu kurumlarımızda benim diyen 40 yıllık politikacıları dahi kıskandıran politika uzmanı, herşeyin tartışmasız en doğrusunu bilen Çerkes Büyükleri yok mu?
- Hal böyle iken bu kaygı niye?
Sevgili Bislan Abi bence herşey yolunda.Herkes de halinden oldukça memnun . Siz moralinizi bozmayın.

Metin Gültekin { 21 Mart 2008, Cuma }
İLK YAPILMASI GEREKEN PROJE...
Kayseriden bir otobüs kaldırın.içinde Bir kaç kişi olsun.En yakın Kırşehirden başlayıp ,tüm Türkiyedeki Çerkes köylerini gezsin ve her uğradığı yerden bir kişiyi alıp,diğer bir köye gitsin.ÖNCE TANIŞIN KARDEŞİM.TANIŞIN...Birbirinizi bir tanıyın.Birbirimize üstünlük sağlayacak eleştiriler yapmak yerine ,tanışıp kaymaşmayı deneyelim. Bunun için yapılacak tüm masraflar(Otobüs-Yeme içme-Otel vb masrafları)kaç ay sürerse sürsün.Hepsini tamamen ben karşılayacağım.mail adresimi yazdım.Adımıda yazdım.Yapmak isteyen buyursun.Bize konuşanlar değil,çalışanlar lazım.Buyrun...

hajelh { 21 Mart 2008, Cuma }
Sayın Yedi Yıldız İnsiyatifi Üyeleri
sizin bir projeniz varsa yedi yıldıza gönül veren biri olarak herzaman sizlerin yanındayım.

yılmaz almacı { 19 Mart 2008, Çarşamba }
proje çok bence soru kim yapacak.

1-Çerkes nüfusu türkiyenin çok çok altında olan ürdün çerkeslerinin nart tv si yayına başladı.ya biz.
2-Çerkesler arasında bir mevki yada maddi imkan sağlayanlar ne yaptı.
3-Anadilde eğitim için ne yaptık.
4-Geri dönüşü düşünenler için ne yapıldı.
5-Habze diye artık hiç bir geçerliliği kalmayan 100 yıl öncesinin adetleri bizi nereye götürebilir.
6-Şu boş gururumuzdan vaz geçmemiz gereğini kimler anlatacak.
7-Bilgi çağında hala soy sop derdinden bizleri kim kurtaracak.
8-Her bir topluluğun küçük olsun benim olsun diye kurduğu dernekler ne kadar etkili olabilir.
9-Abhazlara (şimdilik!) destek oluyor diye rus propağandası yapmaktan ne zaman vaz geçeceğiz.
10-Siyasi görüşlerimiz ne zaman çerkesliğimizden sonra gelecek.

daha yapacak çok işimiz var.Ama ben hiç ümidimi kaybetmedim.Bunca badireye rağmen yok olmadık inadına yok olmayacağız.

Haklı olan güçlüdür.

Mithat YILDIZ { 19 Mart 2008, Çarşamba }
Sayın Yedi Yıldız İnsiyatifi Üyeleri
Yazdığınız cevabi yazıyı okudum ve böyle konulara göstermiş olduğunuz hassasiyet için teşekkür ederim ,kendi adıma,ancak sayın üyeler veya sayın sözcü Bislan Hurmi BEY ÖNEMLİ OLANIN ALTINI ÇİZEREK ÜZERİNE DÜŞENİ YAPTI , sizden de böyle tespitler yada projeler bekliyoruz ,eleştiri yapabilirsiniz ama bu eleştiriler okuyuculara bir şeyler katmalı,katılacak olan şeyleri engellememeli,cesaret vermeli belki ama cesaret kırıcı olmamalı,ayrıca sayın hemşerim bir projen her zaman bir şeydir,ne olursa olsun,değerli hemşerilerim ne tür bir proje geliştirmiş olurlarsa olsunlar , önemli olan bunu geliştirmiş olmaktır.
site müdavimlerine selamlar

Yedi Yıldız İnisiyatifi { 19 Mart 2008, Çarşamba }
Sn. BİSLAN SALİH HURMİ,

Yazınızı okudum ancak atmış olduğunuz başlığın altında çok cılız bir sesleniş olmuş ! Yanlış anlaşılmak istemem ama değindiğiniz konular böylesi bir başlık için bence çok cılız kalmış.

Değindiğiniz hususlar halkımızın bilinen problemlerinden sadece bir kaçı ve siz bu anlamda neler yapılabileceği, nasıl projeler geliştirilebileceği hatta bu bağlamda sizin proje ve önerilerinizin neler olduğu hakkında en ufak bir yol gösterici tutum sergilememişsiniz.
Sonuç itibarı ile; önemli olan bilinen gerçekleri dile getirmek değil, halkımızın gelişimi ve varlığını korumak adına neler yapılabileceği hususlarında projeler üretmek ve bunları safha safha uygulamaya koymaktır.
Bu bağlamda sizin Başlık Olarak Attığınız cümlüyi ben size soruyorum !!

KUZEY KAFKASYA HALKLARININ TÜRKİYE DİASPORASINDA GELİŞİMİNİ VE VARLIĞINI KORUYABİLMELERİ ADINA BİR PROJENİZ VARMI ?

SELAM OLSUN YEDİ YILDIZLI BAYRAĞIMIZA GÖNÜL VERENLERE...
Yazar : BICRA Saim TUÇ
[- Sayfayı yazdır - ]
Haberler yazarlarını bağlar. Hiçbir şekilde 6kesek.com sorumlu tutulamaz.