Başlık : ESKİ ÇERKESLER
İçerik : Eski Çerkesler soy eksenli, soya bağlı olarak bireyin çok önemsendiği; yaş hiyerarşisine dayalı, kuralların kral olduğu, bilmeyenlerin bilenlere uyduğu, herkesin birbiriyle ilgilendiği bir sistem geliştirmişlerdi... Herkesin birbiriyle ilgilenmesi sırasında nelere uyacağı ve nasıl davranacağı önceden konan kurallarla belliydi. Yazılı olmayan bu kurallar ve pek çok doğaçlama öğrenim metoduyla, hayatın estetiğini yakalamış, ona uygulama pratiği kazandırmış, sevgiyi saygının koruması altında tuttuğu, bütün ilişkileri ayni değer yargılar içinde değerlendirdiği, bütün konularda ölçülü ve özellikli bir toplumdu, En büyük yaptırım güçleri “Ayıp ve Dışlamaktı” yani Adam yerine koymamak, aşağılama, olmuyorsa bütün sosyal haklardan ve toplumdan dışlamak idi.

Bu konuda yabancı bir müşahidin ifadeleri şöyledir: “Hükemanın cemiyet için tahayyül edip de vücudunu göremedikleri “Hükümeti tabiye” Çerkeslerin usulü içtimaiye sindedir. Çerkezistan da hürriyeti tazyik eden ve takyit eden hükümet şekillerinden hiçbiri yoktur... Jandarma, polis, hapishane, cellat, hakim, mahkum, amir, memur gibi bid-atler yoktu. Fakat teşkilat ve hükümetin varlığıyla ulaşılmak istenen mesut maksat, nizam ve intizam Çerkezis-tan da vardı. İnsan zümrelerinin en huzurlu yaşadığı yerdi. Halk terbiyesinin mükemmeliyeti bu memleketi her türlü resmi teşkilat ve cezri tedbirlerden müstağni kılıyordu.”

Eski Çerkesler insan onuruna ve kişiliğe değer veren, fevkalade disipline olmuş, gururla tevazuu bağdaştırmış, dürüstlüğü, mertliği ve nezaketi; erdemliliği önde tutan paylaşımcı bir zihniyete sahiptiler. Sadece kendilerini değil başkalarını da kendileri kadar düşünür, her canlının bir hayat hakkı olduğu bilinciyle hareket ederlerdi. Geleneksel kuralcı bir yapılanmaları vardı..”Toplumuna uyamayanla gurup oluşturamayanları adamdan saymazlardı” Bu, toplumu bağdaştırmanın ve insanları kaynaştırmanın ana kaynağıydı…

Toplumuna uymak: Geçmişten gelen değerlere sahip çıkmakla ve kurallara uymakla... Gurup oluşturmaksa: Birden fazla kişinin bir arya gelmesi ve birinin diğerlerini temsil etmesiyle sağlanmış olurdu. Binlerce kişi bir araya gelse, gurubun yine tek kişiyle temsil edilmesi kuralı değişmezdi.

Eskiden Çerkesler de: Gönüllülük yoktu “Güvenilir olmayanın güvendirmesinin yanıltıcı olacağı” nedeniyle “Görev alınmaz verilirdi.” Görevlendirilen kimse yalnız ve zorda bırakılmaz, görevi bitinceye kadar karşı gelinmezdi... Verilen görevin yerine getirilişi sırasında önce kurallara uyulur, sonra mantık yolları denenir, daha da olmuyorsa nasıl oluyorsa öyle yapılırdı. Dolayısıyla başarısızlığın mazereti yoktu: “Sorumluluk taşıyan kendini savunmaz, savunulurdu!” Yerilmek kadar, başarıda da övgüden hazzedilmediği bilindiğinden, yüze beraber met edilmezdi. Fakat insanı onu re etmenin ve büyütmenin kendine has değişik yöntemleri ve yolları vardı.

Zenginlik asalet göstergesi değildi, servetin nasıl kullanıldığı önemliydi.. Asil kadına ziynet, yiğit kişiye servet yakıştırılmazdı. Zarafet sadelikte, güçlülük incelik ve çeviklikte aranırdı. Darda kalan yalnız bırakılmaz, yokken de vermeye kadar uzanan bir dayanışma anlayışları vardı. Ev kadının sayılır, erkeğinse ihtiyaçlarının giderildiği ve yüreklendirildiği yer olarak görülürdü. Toplumda kadına eşinden daha fazla itibar edilirdi, fakat kendini bilen kadın eşinden önce izzet ikram kabul etmezdi.“Atını yerenle hanımını öven pek normal karşılanmaz dı. Eşini hoş tutan erdemli incitense erkekten sayılmazdı.” Kadın her yerde ve her zama esirgenir erkeksi işler yaptırılmaz, sırtına yük yüklenmez, yalnız başına bir yerlere gönderil-mez, kısa mesafeler dışında yaya yürütülmezdi ve tenteli araba bir kadın yolcu olduğunun simgesiydi. Yanında hem bayan hem de atlı refakatçisi olurdu. Yolun geçtiği yakın arazide çalışan yada sürüsünü güden çoban bu tenteli arabayı gördüğünde yolunu keser ve bayandan yol payını nasıl vereceğini beklerdi. Bazen Çobanların yola bir koç veya kısır koyunla geldiği olurdu. Öyle olunca bayan yolcu veya refakatçisi kadın yada kız arabadan inip koçu arabaya alabildiği takdirde koyun kendisinin olurdu.

Acının ve sevincin paylaşılmasında; gelini getirmek, cenazeyi kaldırmak toplumun işiydi.. Acı sahipleri tabutu taşımaz, mezara toprak atmaz, dua alınırken ellerini kaldırmazdı.. Acılarını sindirmenin dışında yapılanlara karışmaz, duygu zafiyetine düşmemek için kimseyle selam-laşmaz, el tutmaz, sarılmaz, gelenleri karşılamaz, uğurlamaz ve sorulmadıkça konuşmazdı. Cenazeye katılamamışlar aradan yıllar geçse de “acının eskimeyeceği bilinciyle” ilk karşılaş-tıklarında üzüldüklerini belli ederlerdi. Gelin alanlar ve akrabaları sevinçlerini paylaşanlara hizmetle yükümlü olduklarından hem yedirmek, içirmek hem de onu re (Nış – Bıja gibi) ikramlarda bulunmalarına rağmen Düğün sahibi ve akrabalık bağıyla bağlı taraftarlarının düğünde oynatılmamaları ihtiyari usullerdendi, Doğumda, anne ve baba dışında diğer aile büyüklerine, özellikle kadınların ziyaret etmek suretiyle göz aydını verirler, gençler ise (kızlı-erkekli) salıncak eğlentileri düzenlerdi. Çerkesler, insanın bu üç dönemiyle ilgili yapılan düzenlemelerin önemini belirtmek ve hayatı paylaşmanın erdemini vurgulamak için:“İnsan ömrü üç günlüktür:Doğduğu, evlendiği ve öldüğü gün” diye anlamlaştırmışlardır. (Aşuwa)

Eski Çerkesler de en büyük ayıp kurallara uymamaktı!.. Bu nedenle kendi mensuplarının en ufak kusurunu irdelerken; yabancılar arasında ayrım yapmazlar, hiçbirinde hata-kusur aramazlar, hadlerini aşmadıkça dışlamaz ve misafir olarak kabul ederlerdi. Misafire neden geldiği, ne zaman gideceği ve açlığı sorulmazdı!.. Komşu komşunun prestij dayanağıydı; çevre ve yöre, hısım akraba moral kaynağıydı; ayni soydan gelenler onur ortağıydı; ayni adla anılan ve kan bağı olanlar kardeş sayılır akraba evliliği onaylanmazdı!.. Soyun kadından azdığı bilinir, her kadın her erkeğe, birbirine yakıştırılmazdı. Kadın çocuğu eğitendi, toplumun mimarı sayılırdı. Eşini yüreklendiremeyen, çocuğunu yönlendiremeyen anneyle; bir delikanlıyı dinletemeyen kızı gerçek Çerkes kızı ve annesi gibi görmezlerdi Kadın ayak altına, aşağı oturtulmaz ve aşağılanamazdı. Bir hataya düştüğünde ona neden olan ve sahip çıkmayan erkek suçlanırdı. Bir toplumun kurtaramadığı bir erkeğin şerefini bir kadın kurtarabilirdi ve kadın çözümsüzlüklerin en üst danışmanıydı.

Her toplumun kendine has bir kültürünün olması gibi; birlikte yaşayan toplumların kültürleşmesi de normaldir!.. Dolayısiyle eski Çerkesler, kendi özgün kültür hayat ortamlarını yitirdikten sonra aralarına katılmak zorunda kaldıkları farklı ülkeler ve insanlarına katkıları küçümsenemeyecek boyutlardadır... Fakat bu ülkelerin egemen güç ve kültür dayatmaları sonucunda, Çerkeslerin çoğu özelliklerini kendilerine mal etmek isterken, onun anlam derinliğini hem kendileri kavrayamamış ve hem de Çerkeslerin duyarlılıklarının zayıflamasına neden olmuşlardır.”Saygı ve nezaketti acizlik sananların, yapılacağın da yarıda bırakılmasına neden olmaları” gibi. Toplumda sorun yaratmamaya ve uyum sağlamaya dönük şu Ata uyarılarının ve benzerlerinin etkisi de küçümsenemeyecek derecededir: “Oturduğun yerde görülmüyorsan ayağa kalkıp ta görünme! Aralarında bulundukların görmüyorsa sende gözlerini yum! Toplum sana uymuyorsa sen topluma uy!”

Faydalı yada zararlı Çerkesler’de yığınla öğretinin yanında öncelikli olanlardan bazıları şunlardı: “Duygularına yenik düşmemek, nefsine hükmetmek,. Bela aramamak, üzerine geldiğinde de kaçma mak ve karşılaştığı insanın işini kolaylaştırmaktır.

1839 Yılında Taman yarımadasına yapılan akınlarla, Çerkeslerin neden olduğu birçok tahribattan sonra Çerkes önderlerinden Geriyukoe Şanıze şöyle diyordu: “Bizi mutedilane ve adilane hareketlerimizden düşmanlarımızın ibret alacaklarını zannediyorduk! Fakat bizi de kendileri gibi vahşiyane harekete mecbur ettiler.”

Bıc'ra Saim Tuc
11 Ocak 2007
Yazar : BIC'RA Saim TUÇ
[- Sayfayı yazdır - ]
Haberler yazarlarını bağlar. Hiçbir şekilde 6kesek.com sorumlu tutulamaz.