Başlık : Lapinski Eleştiri
İçerik : Teofil Lapinski nin
Adıgelerde Düğün ve Evlilik
konusuyla ilgili değerlendirme yazısı:


Kafkas federasyonu Web sitenize ilk defa 30/12/05 Tarihinde girdikten ve genel bir taramadan sora: Kültür/Sanat-Çerkeslerde Sosyal Yaşam bölümüne yöneldim. Rahat okumak ve yararlanabilir miyim düşüncesiyle: “Xabze Üzerine, Toplumsal Değişim” ve şahsımla yapılan eski bir röportajın dışındaki yazıların hepsini kopyaladım…

Gördüğüm şu ki: “Prf, Membet” çevirisiyle yayınlanan Lapinski’nin “Adıgeler de Düğün ve Evlilik” yazısında anlamadığım ve çoğu yanıyla bizim doğru bildiklerimizle bağdaşmayan ciddi yanlışlar var!... Lapinski doğru yazmadı, gördüklerini yanlış yansıttı diyemeyiz! Şunu da açıkça ifade etmeliyim ki: Yorumların da hataya düşeceği yerde gözlemlerinde hatalar oluşmuş! Lapinski Kafkasya da uzun yıllar görev yapmış ve sağlıklı bir çok gözlemlerde bulunmuş olabilir; fakat dışarıdan bakan biri olduğu için yanılgılarının olabileceği de göz ardı edilmemelidir! Esas itibarıyla yadırgadığım husus, bu yanlışların Federasyon ilgililerinin gözünden nasıl kaçmış olduğu dur!

İnsan her şeyi bilmeyebilir, birilerinin bildiği birilerine doğru gelebilir. Fakat, her toplumun doğruları belirlemek için kendince oluşturduğu uyarıcı, yönlendirici usül ve yöntemleri vardır... İçinde yaşadığımız toplumun “Bin biliyorsan da bir bilene sor” diye bir deyimleri vardır ve danışmayı kurumsallaştırmışlardır.. Cumhurbaşkanı’nın, Başbakanın, Bakanların gerekli branşlarda yetişmiş bir çok danışmanının olması gibi…Bizim derneklerde birkaç defa danışma kurulu oluşturmuştur fakat, gördüğüm kadarıyla bunlar danışmak için değildi, dernekçiliğe ilgiyi arttırmak içindi… Eski Çerkeslerde de bu yönde ata sözü haline gelmiş deyim ve uygulamalar vardı: (Ken-ge-şın ve Vu-na-fe) yani “danışmak ve Yol göstericilik!” “Danışan yanılmaz, şaşırmaz. Kimseyi bulamıyorsan şapkana danış!” Anlamındaki uyarıların yanı sıra diğer bir uyarıda : (Vuz-şım-gu-ğım vu-kıy-ğa-gu-ğa-me vu-kay-ğap-caez) “Güvenilir olmayanın güvendirmesinin aldatıcı” olacağı yönündedir. Demek ki danışılacak kimsenin seçimi de önemlidir. Dolaysıyla: Bir toplumun varlığıyla, geçmişi ve geleceğiyle ilgili olan bir kurumun, konulara daha ciddi yaklaşması, daha seçici olması, hiç mi değil yazılan ve yapılanların yanıltıcı olmaması bakımından daha dikkatli olması gerekmez mi?

Sosyal yaşam, toplumsal kabullerin bir göstergesi, toplumsal karakterin bir yansıması değimlidir? Yaşandığı dönem dikkate alınarak, doğru değerlendirmeler yapılmazsa tarih de yanıltılmış olmaz mı? Zor şartların getirdiği: Zeykoa, Teyva gibi bazı geleneklerin sonradan barbarlık olarak yorumlanması ve yine: Düzeyli toplumlardan tek adam, sivri adam çıkamayacağı bilincinde olmayanların “Çerkesler den büyük adam çıkmadığı yanılgısında olduğu gibi.

Birileri, yabancı gözüyle Adıgelerle ilgili gurur okşayıcı bazı değerlendirmelerde bulunmuş ve yazmışsa, onunla birlikte esası zedeleyici yanlışlara açıklık getirmeden yayınlanması o yanlışların onaylanmış olması anlamına gelmiyor mu?

Yazmak, yazanın bilgisi ve yazma kabiliyetine göre yazılan konunun sınırlandırılması anlamına gelir. Sözlü anlatımla aktarıla gelen Adıge adet ve geleneğinin derinliğini bilenler, sorulunca anlatırlar fakat yazmaktan imtina ederler (çekinirler.) Bu konuda yazanların çoğu, ne yazık ki bu incelik ve derinlikten fazla haberdar olmayanlardır. Peki yazılmasın mı diyeceğiz? Elbetteki yazılacaktır! Yazılanların noksanları olabilir fakat yanlışlarının olmamasına azami dikkat gösterilmelidir; yada yanlışlar, özüne, mantığına zarar vermeyecek tarzda ele alınmalıdır! Oda sorularak, danışarak dikkatli bir araştırma ve karşılaştırmalı titiz bir incelemeyle sağlanabilir.

Eleştiriye neden olan konu:
Lapinski’nin anlatımıyla Adıgelerde Düğün ve Evlilik!...

Çerkesler de muteber addedilen isteme yoluyla, ailelerin hatta kan bağıyla bağlı olan birinci derecedeki akrabaların ve dayılarında muvafakati alınarak yapılan evlendirmelerdir. Fakat, Lapinski evlenme şekli olarak “kız kaçırma” yı öne almış!.. Kaçırma yoluyla yapılan evlenmelerde usul dışı değildir. Fakat onun, mantıklı bir gerekçesinin ve bir zorunluluğunun olması gerekir.Yakın tarihlere kadar süren, hatta bu gün dahi bazı yanlarıyla uygulanmakta olan bu geleneğin, Lapinski’nin anlattıklarıyla ters düşen yanlarının daha iyi anlaşılabilmesi ve bir mukayese (karşılaştırma) yapılabilmesi açısından, bazı bilinenlerin nakledilmesinin daha doğru olacağını düşünüyorum. Bunu yaparken, şu hususu da belirtme zorunluluğu duymaktayım: Ben Aşuwa’yım, (Bask xağ) bazı Adıge boylarıyla birlikte en yakın tanıdığım tabii olarak kendi boyumdur. “İki komşunun inek sağımı bir değildir” Dedikleri gibi: Her boyu yeterince tanımadığımıza göre:Yukarıda da değindiğim gibi Lapinski’nin bu tespitleri, benim bilmediğim bir “boy”a, bir yörede yaşayan ufak bir guruba ait, yada alışılmışın dışında münferit bir uygulama olabilir. Eğer durum öyleyse ve Sayın Lapinski’ nin belirlemelerinde çeviri hatası da yoksa; anlatılanlar bize ne kadar ters geliyor olsa da ilgili herkesten, federasyondan da özür dilerim!

Evlenme Geleneği:

Evlenmenin üç türü vardı: A- İsteme, B- Kaçma, C- Kaçırma yoluyla evlenme. Burada kaçma ve kaçırma yöntemini ele alacağız.. Kaçmanın da üç şekli vardı: 1- Aracı vasıtasıyla kız kaçar, 2- Kız usulen kaçar, 3- Kız kendiliğinden kaçar, Kız kaçırmanın diğer bir tarzı da: Kızın istememesine ve her şeye rağmen evlenme niyetiyle kaçırılmasıdır. Bu ve bunun dışında birde aşağılamak ve intikam almak için kız kaçırıldığı da olmuştur fakat, bunlar usul dışıdır.…

Aracı Vasıtasıyla Kızın Kaçması:

Gençlerin evlenme isteğine, ailelerden birinin herhangi bir nedenle engel olacağı, kabül etmeyeceği ihtimaline karşı, konuyu güven duydukları ve kendilerine yakın hissettikleri birine açarlar. Oğlan tarafı ikna edilemezse de pek önemsenmez, emrivaki karşısında bırakılabilir. Fakat kız, ailesini dışlamamış olması bakımından önemlidir!.. Ailenin tepkisini yüklenebilecek kardeş, genç amca, genç dayı veya oğulları yada ailenin kıramayacağı aileye yakın birinin devrede olması gerekir ve bunu temin etmek, erkek tarafına delikanlıya, yada araya koyacağı başka bir yakınına düşerdi. Kızın ailesine dönük olan aracının sağlanmasından sonra, bu üçlü gün kararlaştırır ve karar-laştırılan gece: Evlenecek delikanlı güvendiği en az iki arkadaşını yanına alarak belirlenen yere gelir; aracıda kızı getirerek gelenlerden birinin atına bindirir, belli bir yere kadar selametledikten sonra (beraber gidildiği de olurdu) hiçbir şey olmamış gibi eve dönüp yatağına girerdi. Kızı götürenlerin biri kızı taşır, biri artcı olur, götürülen gençte gözcülük yapardı, Kaçan kız, kaçıranın atına değil arkadaşlarından atı daha kuvvetli olanın atına bindirilmesi usulden dı ve onun emaneti sayılırdı.

(Çerkes Kızları Yalnız Başlarına Ata Bindirilmezdi:

Adıge kızları hiçbir zaman yalnız başlarına ve bacaklarını iki tarafa sarkıtarak ata bindirilmemiştir. Ata bindirilişi: Her iki ayağı da sola sarkık, sırtı sağ yan tarafa dönük, eğerin iki kaşının arasına, yan oturtulurdu. Erkekte, eğerin arka kaşının gerisine, terkiye biner,sol eliyle atı idare ederken sağ koluyla eğerin kaşına tutunan kızı korumaya alırdı.)

Kızın sahipleri, kızlarının evde olmadığını anlayınca bir armaya, soruşturmaya başlarlar ve konudan haberdar olan, kızı götürenlere zaman kazandırmak için onları oyalamaya ve engellemeye çalışırdı Fakat, baktı ki olmuyor.ve korkusunu da yenebilmişse durumu açıklardı. Şayet kızın kim tarafından, nasıl kaçırıldığı bilinmiyorsa, kaçıranların ardına düşerlerdi. Elbetteki bu silahlı bir takip olurdu ve kaçıranların da gurup oluşturması tedbirsel di fakat, geri dönüşü mümkün olmayacak bir olayın meydana gelmemesi ve kızı geri vermemek için saklanmak, şaşırtmak, yanıltmak, eğer olmuyor ve başkaca çıkış yolu bulunamıyorsa kızı o anda geri vermemek için silah dahil, her yolu denemek normaldi.

Kaçan kız, daha önceden haberdar edilmiş, başka yöredeki tarafsız bir aileye götürülürdü ve bu aile, kızın ailesine telaşlanmamaları için hemen, en kısa zamanda “Kaybınız bizdedir” diye haberci gönderir ve taraflar anlaşıncaya kadar o ev o kızın evi sayılırdı. Bu müddet zarfında kız evleneceği delikanlıyla yalnız başına bir araya getirilmez ve görüştürülmezdi!

Taraflar anlaştırıldıktan sonra kızın baba evine döndürülüp baba evinden, yada sakınca varsa ayni sorumlulukları üstlenen götürüldüğü misafir “Kan” sayıldığı evden, erkek tarafı Adıge usulüne uygun şekilde ve kararlaştırılan gün de, gelin alayı ile gelip gelinlerini götürürlerdi.

Evlenecek delikanlı arkadaşlarından birinin evinde saklanır, büyüklerinin ve çevrenin gözüne batmamak için azami dikkati gösterirdi. Ancak, taraflar anlaşıp her şey hal olduktan sonra gelincilerin gelin almaya gidip, dönecekleri gün; kendisi için önceden Sağdıç olarak belirlenmiş ailenin misafir odasında ortaya çıkardı. Bu aile delikanlıyı “Kan” olarak isimlendirir, öyle kabul ederlerdi. Ayni tarzda kızın emanet edildiği ailede kızı “Kan”ları olarak sever, değer verirlerdi “Kan”: Bir bakıma evlat mesabesinde sevilen ve fakat evlattan da öte tutulan, sakınılan misafir demekti. Sağdıcın eşi de geline sağdıçlık yapar. Sağdıç gelinin manevi kardeşi sayılır, güveyi ye sahip çıkarken, daha çok geline taraf olurdu.

Usulen Kaçma:

Anlaşmış olan taraf ailelerin, merasimleri azaltmak için başvurdukları bir yöntemdi… Özellikle kız tarafının zorda bırakılmaması için, taraf değillermiş, kızları kaçtı havası içinde düzenlenirdi. Aracı kanalıyla kızın kaçmasından farklı yanı, aile bireylerinin haberdar olması ve götürenlerin ardına düşülmemesi idi. Şöyle düzenlenirdi: Yine belirlenen gecede evlenecek kişinin arkadaşları küçük bir gurup oluşturarak, el-ayak çekildikten sonra kararlaştırılan yere giderler ve guruptan en çok iki kişi, yaya olarak, kızı evinden alır, arkadaşlarının beklediği yere gelir ve ata bindirildikten sonra hep birlikte evlenecek olan arkadaşlarının evine indirirlerdi. Eğer üzerlerine gün ışımışsa köye VARİ-DADE söyleyerek girerlerdi Herhangi bir mani durum yoksa birazda kasıtlı olarak geç kalırlardı. Kızın getirilmesinde, evlenecek delikanlı bulunmazdı; bulunsa da, uzaktan takip eder ve arkadaşlarının dışında başkalarına görünmemeye çalışırdı. Bu tür evlenmede erkek tarafı: Diğer “isteme” yoluyla yapılan normal evlenmelerde yapılan düğüne yakın, fazla uzatmadan ve abartmadan, usulüne uygun kısa bir düğün yapardı.

Kızın Kendiliğinden Kaçması:

Kızın kendi isteğiyle kimsenin etkisi, dahli olmadan, kimseden yardım almadan istediği birine kaçmasıdır. Bunda kurallara riayet ihtiyaridir, fazla duyarlılık aranmaz! Kızın ailesi, kızları tarafından terk edildiklerini öğrenince; hiçbir şey olmamış gibi bir sessizliğe gömülür bir müddet beklerler. İşin halli ve tatlıya bağlanması tamamen erkek tarafının tutumuna bağlıdır. Eğer konuyu kısa surede cemiyet meselesi yapıp uzlaşma yolları aramazlarsa; Kız tarafı ya kızlarını zorla olsa da geri almaya kalkar, yada kendilerine uygun bulmadıkları, akrabalıklarını istemedikleri birileriyse! Kaçan kızlarını haram ederlerdi (Haram etmek: Aramamak, sormamak, sahip çıkmamak anlamına gelir.)

Kaçan kızın geri alınmasından sonra veya erkek tarafının da dışlaması neticesinde, sahip çıkma zorunda kalan kızın ailesi, ayıplı hale gelen bu kızlarını, ilk fırsatta uzağa, bilinmeze vermek suretiyle kurtulmak isterlerdi. (Bazı aktarmacılar, bu geleneği münferit olaylarla karıştırarak çok çirkinleştirmektedirler.)

Usül Dışı Kızın Kaçırılması:

Kızın isteği dışında, fırsat kollanarak alınıp kaçırılmasıdır... Bu kaçırma olayı aile edinmeye, iyi niyete dönükse: Kaçırma olayının ardından “Kızın Kaçması” usulünde olduğu gibi hareket edilerek Kız bir aileye emanet bırakılırsa ve kızı kaçıran taraf toplumun önde gelenlerini devreye koyarak iyi niyetini ispatlarsa, kızın gönlüde (rızası) alınmak suretiyle herhangi bir şekilde çözüm üretilirdi. Bu nevi olayda yapılan yanlışlığa karşı erkek tarafının kız tarafına tazminat ödenmesi mevzu dışı sayılmazdı.

Aşağılamak İçin Kaçırma:

Kız kaçırılırken meydan okurcasına hareket edilmesi; bağırıp-çağırmak, silah atmak kötü niyet ifadesidir; beraberinde çözümsüzlüğü, kin ve husumet taşır! Biran için kızın ailesi ve çevresi sindirilse bile zaman içerisinde aynisi, belki de daha fazlasıyla karşılığını bulurdu…Sayın Lapinski’nin “evlenme” konusuna esas aldığı “Kız Kaçırma” yöntemi budur. Şimdi: Benim atalarımın yöntemi buydu diye bir delikanlı böyle bir girişimde bulunacak olsa, acaba ona nasıl bir çözüm üretilebilecektir?...

İlgili Bazı Adet Uygulamaları:

En hızlı ulaşım aracının “at ve at arabası” olduğu Lapinski nin anlattığı dönemde; Çerkeslerin bu konularla ilgili uygulamalarını: Özellikle kaçırılan genç bir kızın götürüldüğü aile içine bir evlat , bir kardeş gibi alınışını, fakat bir misafir gibi koruma, sakınma altında tutuluşunu “KAN” kavramının önemini; Gelin alayı’nın nasıl düzenlendiğini, nelere dikkat edildiğini; Gelinin nasıl giydirildiğini, “NISETIN” konusunu; Sağdıcın görev ve sorumluluklarını “VARİDADE” nin anlamını, nasıl söylendiğini; “NİŞ” ve “BIJA”nın ne olduğu ile çeşitlerini; Bunların yanı sıra gereksiz gibi görülse de: “ĞOMILE, PEYHAJA, HALIVA UPCA, KEYPXIH, URICEHL, ŞENT TEYKOE” nedir ve DIŞASE olayını ayrıntılarıyla anlatılması gerekir! Fakat biz, Lapinski nin yazdıklarıyla ilişkili sandıklarımızı belirtmekle yetineceğiz…

Çerkes Toplumunda Düğün

Çerkes toplumunda üç tür düğün vardır: 1- Herhangi bir bahaneyle gençlerin kendi aralarında yaptıkları düğün. Buna delikanlı yada Deli düğünü de derlerdi. 2- Misafire, ağırlamak için “Onur”a yapılan.düğün. 3- Gelin alındığında, sevinç gösterisi olarak yapılan düğünler ve bunun dört safhası vardı: 1-Gelin almaya gidilen yerde, kızın baba evinde gece sabaha kadar yapılan ve gelen gelincilere olmadık şakaların yaptığı düğün. ( Bu eğlenceye ve oyunlara kız tarafına akraba olan kimse katılmazdı.) 2-Gelin getirildikten sonra, erkek evinde ilk akşamdan başlayarak sürdürülen, protokol haklarının gözetildiği düğün. 3-Gelini eve aile içine alma; at oyunlarının düzenlendiği düğün. 4-Güveyi’yi Sağdıcın evinden kaldırma ve baba evine döndürme düğünü. Bunların fazla ayrıntısına girmeden ve gelinin nasıl getirildiği hususunda özet bilgiler vermeye çalışacağız.

Gelinin Baba Evinden Çıkarılması

Gelin baba evinden, doğup büyüdüğü yöresinden yada (Eğer tarafların anlaştırılmasından sonra herhangi bir endişe duyuluyorsa kız baba evine döndürülmez) Kaçma suretiyle misafir olduğu, korunduğu evden çıkarılırken bazı yörelerde Varidade söylenmez, silah atılmaz, aşırı sevinç gösterisine gidilmez di. Bu durum, bir genç kızın o güne kadar aralarında yaşadığı ailesi ve yöre insanlarından uzaklaşıyor olmasından doğan hüzne (sevinç burukluğuna) saygılı olmaktan kaynaklanmaktaydı.

Kızın evden çıkarılışında, çok eskiden kız evin çıkış kapısına kadar bir yakını tarafından koluna girerek getirilir ve kapıdan, evlenen delikanlıya yakın biri tarafından kucaklanıp arabaya bindirilirdi… Sonradan bu husus, evlenen genci temsil en dayı oğlu, amca oğlu yada sağdıcı, gelini kaldırmak üzere odaya girmeye ve gelinin kaldırılmasına mani olan odadaki hanımlara, görümce durumunda olan birine veya kızların başkanına bir entari çıkarttırırdı. (bu sonradan entarilik oldu; daha sonrada paraya dönüşerek iş pazarlığa döküldü.) sonra iki bayan koluna girer kapıya kadar getirirler ve yine damadı temsil eden biri tarafından kucaklanarak arabaya bindirilirdi. Daha sonraları bu durum “gelin çıkarma” havasında, hüzünlü çalan bir mızıka eşliğinde koluna girerek ve yürüterek çıkarılmaya başlanmıştır.

Gelinci Simgesi:

Gelin kız, atlı bir gurup eşliğinde (Gelin Alayı) tenteli bir at arabasının içine bindirilirdi ve tentenin üzerine kızın ailesinin hazırladığı, kızlarının safiyeti ve temizliğini ifade eden: Kenarları on santim civarında beyaz hasayla çevrili, ortası kırmızı ipekten, uzaktan görülebilecek ebatta, kare bir örtü örtülür ve kenarları hafif tarzda iplikle tutturulurdu. (Guşha Teypxoa) Bu örtü, arabanın içinde bir gelin olduğunun göstergesi, Atlı refakatçilerin de onu korumakla, götürüleceği yere salimen ulaştırmakla yükümlü olduklarının simgesiydi…

Varidade Söylenmesi:

Varidade, gelini alıp dönerken yerleşim yerlerini geçerken, köye girişte, gelinin eve indirilişinde; takriben bir hafta sonra “Gelini aile içine, eve alma” (Vune yışe) esnasında Gelin yürütülürken ve birde Güveyi, sağdıcın evinden baba evine döndürülürken, birbirine tutunmuş enaz, üç kişilik bir gurup tarafından ve hareket halindeyken söylenirdi.

Silah Atmak:

Silah, Varidade söylenerek gelinin getirildiği eve indirilişinde ve düğünlerde, el vurup (Şeşen, Apsuva, Leparuş gibi) hareketli oyunların oynanması sırasında, hızlı ayak figürü yapılırken, oynayanın oyununu takdir ifadesi olarak ve oyuna heyecan katmak düşüncesiyle akranlar (yaşıtlar) arasında, büyüklerin denetimine bağlı olarak atılırdı. “Vuıg” el vurulmayan ve mızıka eşliğinde oynanırken, oynayanların birbiriyle konuştuğu, tanıştığı oyun türüydü. Kafe karşılıklı gelinip gidilen ağır bir oyundu; mızıkaya el vurularak tempo tutulur ve zaman-zaman gurup halinde sözle de eşlik edilirdi. (Deju)

Bazı Atlı Girişimler:

Gelin getirilirken, yolculuk esnasında ve uygun ortamlarda, tenteli gelin arabasının arkasına yanaşan atlılarla arabadaki kızlar arasında (arabada en fazla dört kız olurdu) hem şaka yollu sataşmalar da bulunur ve hem de zaman- zaman mendil istenip, alınıp kaçırılırdı. Mendili alan, rakip durumundaki diğerlerinin de göreceği şekilde mendili sallayarak arabadan uzaklaşır ve rakipleri de ardına düşerek yarışırlardı. Bu mendil ve Çerkes helvası (Halıvoa upça) kaçırma olayı gelin indirildikten sonrada ve gelinin aile içine, eve alınışı sırasında da uygulanırdı.

Ayrıca: Gelin alayı yerleşim yerlerinden geçerken; köy içinden geçiliyorsa, yolları kesilir ve yumurta dikerek gelincilerin at üstündeki atıcılıkları denenirdi. Çevreden geçiliyorsa, bir gurup genç onları karşılar ve köy hudutlarından çıkıncaya kadar çeşitli oyunlarla: Şapka, başlık ve gelin arabası için özel hazırlanmış araba tentesinin üst örtüsünü kaçırmak gibi sataşmalarla eşlik edilirdi.Gelin alayı, öncelikle gelin arabasının etrafında atlılardan bir set oluşturmak suretiyle simgeleri olan örtüyü (Guşxa teypxoe) güvenceye alırdı. Kaçırılmak istenen diğer kamçı , yamçı, kalpak, başlık gibi şeyler de götürülsün istenmezdi fakat, kaçırılan neyse onun sahibi, kaçıranın ardına düşerdi ve yetiştiğinde birbirlerini attan indirmek gibi binicilik oyunlarına da girerlerdi.

Gelin getirilip getirilen eve alınışından hemen sonra, kendine güvenen atlılar kapıya saldırırlar, bir yığın engellemeye rağmen, gelinin ardından içeri girebilen olmuşsa bu “Batırıbja” dedikleri Başarı (yiğitlik) Bıja’sı ile onurlandırılırdı.

BIJA:

Bıja’nın türleri vardı ve şunlardı:
Düğüne katılan her kızın ve tek kişide olsa her köyün, köyü temsilen bir Bıja hakkı vardı. Gelin alayı yola çıkarken bir uğurlama Bıja’sı, Güveyi’nin baba evine döndürülüşünde bir sevinç Bıja’sı, Batırıbja (yiğitlik Bıjasının) dışında, gelin alma olayı boyunca meydana gelen (kız ve erkek fark etmeyen) hataların telafisine dönük “Tazırıbja” (Dava Bıja’ı) Bunun sayısı yapılan hata ve davalarla ilşkilidir. Bıja gelin alan ailece, evde hazırlanır ve şu malzemeler kullanılırdı…

Büyükce bir tas (Kupa) içine, baldan yada şekerden yapılmış içilecek kıvamda şerbet.doldurulur ve fakat, tas iki parmak noksan bırakılırdı; yapılacak temenni konuşmasının başlangıcına neden olsun diye!..Bıja koe’den mülhem adı nedeniyle yanlış değerlendirilen Bıja’nın esası budur. (Diğeri, gurup halinde Maxsıme içerken kullanılan içki kadehidir.Belki boynuzda bir zamanlar ayni maksatla kullanılmıştır fakat, uygulanış biçimi ve ortamına göre bu daha uygundur!) Yanında orta büyüklükte bir tepsi üzerinde Şelame, Tuxruj (Halıve, Lokum) ve yanında Tuxrımbe dedikleri yada üç dilim Çerkes Helvası bulunurdu. Şerbetle tasıyla yapılan seremoniden hemen sonra bu yiyecekler ufak parçalara ayrılır ve şerbetten yudumlayan herkese birer parça tattırılmak suretiyle merasim tamamlanmış olurdu.

Yarış ve At Oyunları:

Gelinin aile içine, eve alınış merasiminde “At Yarışı”da düzenlenirdi ve atlar genelde eğersiz koşturulur, önde gelen ikisine ödül olarak “DEPE’A” ve “NIP” dedikleri: Ceviz tanelerinin bir araya getirilmesiyle hazırlanmış ve ayna gibi bazı nesnelerle de süslenmiş bir nevi TAÇ ve BAYRAK diyebileceğimiz semboller hediye edilirdi. Birde, gelinin Varidade söylenerek kapının önüne, avluya çıkarıldığında mızıka çalınarak atlıların atlarını sırasıyla, at üstündeyken tek- tek oynatmaları vardı.

Kız Tarafının Düğüne Katılması Oynaması Ayıptı:

Hangi durumda olursa olsun, ister kaçmak ister normal yollarla: Kız evlenmek üzere baba evinden ayrıldıktan sonra kız tarafı, erkek tarafına dönük hiçbir etkinliğe, düzenlemeye katılmazdı… Kazara, gelinin getirildiği yöreden, gelin kızın köyünden herhangi biri, erkek tarafındaki bir düzenlemenin içine düşse, görenler tarafından alay edilirdi. Ayrıca düğün bitinceye ve aradan belli bir zaman geçince ye kadar gelinin götürüldüğü yöreye gitmek, o yöreye güvensizlik gibi yorumlanarak, hafife alındıkları yönünde şakalaş ılırdı..

Sadece çok eskiden bazı ailelerin: Kızın büyümesine, gelişmesine katkıları olmuş, Süt Annesi mesabesinde ki yaşlı bir hanımın geline refakat ettirildiği bilinir ve bu yaşlı hanım belli bir süre sonra damadın ailesince, kendisine hediyeler vermek suretiyle geri döndürülürdü. Ayrıca: En az üç ay sonra kızın ailesi tarafından komşu yada aileye yakın yaşlı bir hanımın öncülüğünde bir erkeğinde refakat ettiği, kendi gelinleri ve kızlarının da katıldığı bir kafile oluşturur, kızlarını ve yeni akrabalarını ziyarete gönderirlerdi. Bunlar sevinçle karşılanır, ağırlanır, komşularca da davet edilirler ve üç günlük bir misafirlikten sonra geri dönerlerdi.

Gelinin Yeni Ailesi ve Uyum:

Lapinski, götürülen gelinin yeni ailesinde kendisine kötü davranılmasının iki aile arasında büyük kavgalara neden olabileceği kaydedildiği için o konudada biraz açıklama yapmak gerekiyor…

Gelin ayrı bir eve değil, götürüldüğü ailenin içine alınırdı ve kendi istemedikce masuniyeti ihlal edilemeyen bir odası olurdu.. Fakat, yatma zamanı, görünmeme zorunluluğunun olduğu dönemler ve çocuğu olduktan sonra emzirme dışında odasına kapanıp kalmazdı. Gelinin taze gelinliği, aileye yeni bir gelin gelinceye kadar sürerdi. Sonrada kaynana oluncaya kadar büyük gelinliği devam ederdi.

Gelin, geldiği ailede soyunun adıyla ünlendirilir ve takılan sevgi adıyla nazlandırılırdı. Aileye intibak edinceye kadar mutfağa sokulmaz, çamaşır, bulaşık yıkattırılmaz, ev içi düzeni ve temizliği, çocukların üstü, başı, saçının süsüyle ilgilenmenin dışında (buna komşu çocukları da dahil) fazla bir iş yaptırılmazdı. Görünmeme döneminden sonra sofra hizmetinin yanı sıra aile büyülerinin de elini yüzünü yıkatma, eve giriş çıkışlarında ayakta saygıyla karşılama, paltolarını tutma, çıkarmalarında yardımcı olma gibi hizmetlerde bulunmaya başlardı. Gelin büyüklerle sofraya oturmaz ve onların yanında yemez içmezdi. Soy büyükleriyle konuşmaz, eşiyle birlikte onlara görünmezdi. Mecbur kalmadıkça büyüklerin olduğu yerde oturmaz, oturtulmak istense de yukarıya geçmez di. Büyükler su içerken ve öksürüp-aksırınca saygı gereği olarak (bir şeye ihtiyacımı var veya olabilir mi gibisine) ayağa kalkardı.

Gelin zorunluluk olmadıkça evin dışına, yabancı birileri görürken avluya bile çıkmazdı. Bir yere gönderilmesi gerekiyorsa, kendi aileside dahil izinsiz ve refakatcisiz hiçbiryere gönderilmezdi. Gideceği yere ve duruma göre düzenlemelerde bulunulurdu. Gelini hiç kimsenin küçümsemesine ve saygısızlık yapmasına izin verilmezdi.

Genlinin kusurları yüzüne vurulmazdı. Noksanları kırılmayacağı tarzda ima yoluyla hissettirilirdi. Yanlışları dolaylı tarzda örneklemelerle giderilmeye çalışılırdı. Şayet denemelerden sonuç anlayamıyorsa: Gelinle yüz-göz olmadan konu, münasip bir lisanla ailesin den uygun birine açıklanırdı… Kızlarının onuruyla oynanmayacağın- dan emin olan kızın ailesi de, kızlarına arka çıkıp savunma yerine, kızlarının gittiği aileye uyum sağlaması konusunda yönlendirici olurlardı.

Lapinski’nin belirgin yanlışları ve sonuç:

18. Yüzyılda K. Kafkasya da görevlerde bulunmuş Polonyalı Teofil Lapinskinin de
ilginç bulduğu: “Her iki genç anlaştıkları halde genç kızın kaçırılarak evlenilmesi bir kural haline gelmiştir” yargısı yanlıştır! Genç damat adayı ve arkadaşlarının silah sıkarak, ıslık çalarak, sevinç naraları atarak kızı kaçırmaları, sadece kızın ailesine değil o yöre insanına da hakaret ve meydan okuma anlamına da gelirdi “İşte kızınızı kaçırıyoruz yiğitseniz gelin alın” gibisine.

Kaçırılan kızın götürüldüğü evde, taraflar anlaşmadan nikah kıyılması. Kızla kaçıranın birlikte olmaları. Kaçırılan kızın evlenmemiş kız kardeşi ile annesinin, kızlarının götürüldüğü eve ziyarete gitmeleri ve buradan kızlarını alarak, erkek evine yakın başka bir eve götürmeleri. Kadın ve erkeklerin gurup oluşturarak methiyeler düzenleyip söz atışmasında bulunulması, görmediğimiz, bilmediğimiz ve duymadığımız şeylerdir! Hem sonra: Kızın götürüldüğü evde bir ay süreyle birlikte olan damatla gelin, sonradan götürüldükleri ve 8 gün kalınan o evde neden görüştürülmezler? Bunu anlamak çok zor!... Kaçırılan kızın o evden alınıp, annesi ve kız kardeşiyle birlikte damadın evine götürmeleri, kızlarını kayın validesiyle tanıştırmaları olacak şey değil.

Düğünde: “Gencin şarkı söyleyip, oynamak istediği kızın omuzu na dokunması” aleni seçiciliği bakımından yanlıştır. Ancak oynamak istediği kızı düğün kahyasına (Tarşın veya Hatxeyakoe) söyler yada söyletir, oda kızın oynama sırasına göre durumu düzenlerdi... “Kız oynarken silah atılmamasının kızın beğenilmediği anlamına geldiği”çok yanlıştır. Bu o kızın onuruyla oynanması ve küçümsenmesi anlamına gelirki ayıptır. Hem sonra silah kız için değil hızlı figür yapan, beğenilen oyuncu için atılırdı...

Çevirmenin, “Bu gün bizim yaşattığımız evlilik ve Çerkes düğününe Lapinski nin anlattıklarının temel teşkil ettiği” görüşüne katılmak mümkün değildir... Yukarıda da işaret ettiğim gibi, bu günkü bilinen adetlerden “sondaj metoduyla” geriye, çok eskilere gidilse; bazı ufak çağrışımlar dışında bu nevi bir değerlendirmenin çıkacağını hiç sanmıyorum. Esenlikler dileğiyle.

BIC’RA Saim Tuc
05 Ocak 2006
Yazar : BIC 'RA Saim TUÇ
[- Sayfayı yazdır - ]
Haberler yazarlarını bağlar. Hiçbir şekilde 6kesek.com sorumlu tutulamaz.