Başlık : ADIGE VE DİN
İçerik : Adıge insanının düşünce merkezi beyni değil yüreğidir. Ama malesef dini yorumlayanlar ve bize sunanlar genelde beyin merkezli dini yorumlayanlardır.
Dinin işlevi insanın özgürlüğünü sağlayarak kendi isteğiyle Yaratıcı ve diğer insanlarla sevgiye dayalı bir ilişki kurmaya yardımcı olmak olmalı iken kesinlikle din bundan uzaklaştırılmıştır. Şu anda bize sunulan veya dayatılan din anlayışı insan doğasına aykırıdır.
Kavramların içleri o kadar boşaltılmıştır ki en sevimli kavramlar artık insanı kemiren ve özgürlüğünü elinden alan kavramlara dönüşüvermişlerdir. Referansa dayanmadan ya da icazet almadan dini yaşamak imkansız bir haldedir şu anda.
Şimdi dine Adıge bakış açısı ile bakalım:
Adıge insanının düşünce merkezinin yürek olması ne demektir ve yürek nedir?
Adıgecede düşünme “gupşşıse” demektir. Ortalama bir Adıge insanına “düşünmek nerde gerçekleşir” denirse yüreğini işaret edecektir. Enteresandır ki bu başka dillerde böyle değildir. Ben Adıgecenin ilk yaratılıştan beri süregelen tanrısallığını kısmen de olsa halen koruduğunu iddia ediyorum. Gupşşısen kelimesini etimolojik olorak incelerseniz “yürek=gu” ile “değerlendirip=pşşı” “kendin(ben)leştirmek=se” anlamı çıkar. “Yürek” anlamındaki “gu” sözcüğü “merkez nokta=özün olduğu yer=tanrısallığın olduğu yer” anlamına gelir. Demek ki insanda tanrısal kavrayışın merkezi gu=yürektir(“..Ben insanlara kendi ruhumdun üfledim”i hatırlayınız.).
Yürekle beynin farkı nedir peki?... Adıgece “beyin=kafa”nın karşılığı “şşhe” dır. İncelersek: “he” eylemlilik=evren “şş” olduğu=bulunduğu yer; yani, işlem ve uygulama, tasarmala yeri. Beyinin fonksiyonu evrenle ve işleyişle sınırlıdır. Evrenin ötesini ve Yaratıcıyı kavrayamaz. Beyin bir şeyi kavrarken evrendeki işleyiş bilgilerini kullanır ve evrende bulunan varlıklarla paralellik kurarak kavrar. İşte, din anlayışının sakat temeller üzerinde yükselmesi bu noktada başlar. Yürek ise evreni kavradığı gibi evrenden bağımsız olan Yaratıcıyı da kavrar. Yürek beyinin yaptığı gibi çizerek veya benzeterek kavramaz. Varlıkların asıl doğaları direk algılar.
Şu andaki din anlayışında Yaratıcı, evrensel olaylarla ve işleyişle açıklanmaya çalışılmış ve açıklanabildiği zannedilmektedir. Oysa ki beynin ulaştığı son nokta mükemmel bir şekilde işleyen bir evren ve bu işleyişin mükemmelliğidir. Yaratıcı varsayım veya peşin kabuldür. Bir şey açıklanmaya çalışılırken hep evrensel olaylardaki işleyişe uydurmak zaruriyetinden dolayı Yaratıcı, insanın işleyişi düzeyine indirgenmiş ve “insan özelliğinde tanrı” yaratılıvermiştir. Bu kısaca Yaratıcı yerine imgeye tapınmaktır. Dini terimle “put”a tapınmaktır. Put da bir imge veya simgedir. Önceki devirlerde somut imge olan “put” artık soyut bir imgedir. Yaratıcı(sanılan imge) insan özellikleri taşır; kızar, kıskanır, cinsiyetleri ayırır, erkek gibi düşünür, ayırım yapar, yakar, bazı şeylere kızar(yaşlı bir adam gibi) ona rağmen yapılır, kendi cemaatı vardır(müslümanlara göre müslüman hristiyanlara göre hristiyan)…Bu liste daha da uzatılabilir… Ama yürek tanrısal farkındalık özelliğinden dolayı Yaratıcıyı olduğu gibi algılar. Gu ile düşünülen Adıgecede The(Yaratıcı) kavramı “he= işleyiş=evren”in idare edicisi=üstünde(dışında)ki demektir. Yaratıcıyı bir şeye benzetemezsiniz. Sadece onu algılarsınız ve algıladığınızın ise “iyi” olduğunu hissedersiniz.
Adıge din anlayışındaki esas “sevgi”dir. Ancak sevgi de genel dünya anlayışında en çok dejenere edilen kavramlardandır. Adıgecedeki sevgi kesinlikle; peşinen kabul etmek, sevilen şey karşısında kendinden geçmek, hoş hissetmek v.s. değildir. Adıgecede sevmek üç aşamalı, bilinçli ve özgür bir eylemdir. Sevmek=f’ıwe lhağun: 1-İlk aşama olarak netçe(iyice) görmek, farkında olmak ve 2- netçe(iyice) görülen, farkında olunan şeyin iyi(olumlu=pozitif) olduğunun ayırımına varmak, ve 3-iyi olduğuna karar verilen şeyden gelenlere pozitif olarak konumlanmak… Bir insanı da, bir olguyu da, Yaratıcıyı da o şekilde sever bir Adıge. Bir Adıgenin sevgisi bu yüzden sadece bir “ifade” değil bir “bilinçli eylemliliktir”.
Şu andaki din anlayışı peşin kabulleri esas aldığı için Adıge düşüncesi ile zıttır. Adıgecede anlamak sözcüğü ilginçtir. Anlamak “gurıuen”=anlamak: yürekle konuşmak=tanrısal farkındalıklıkla bir şeyi ifade etmek… “karşılıklı birbirini anlamak”= “zegurıuen”: yüreklerle (tanrısal farkındalıklarla) aynı şeyi ifade etmek…
“Dinin işlevi insanın özgürlüğünü sağlayarak kendi isteğiyle Yaratıcı ve diğer insanlarla sevgiye dayalı bir ilişki kurmaya yardımcı olmak olmalı” demiştim. Şu andaki din anlayışı insanın özgürlüğünü elinden almakla kalmamış insanları yönlendiren, sevgisiz, çıkarcı ve ruhları sömüren bir rotada kendisini şiddete dayalı olarak savunan bir ortama neden olmuştur. Din yerine adeta bir ticari hesap ve matematiksel işlemler mevcuttur. Sevgi peşinen kabul etmek demektir, herkes imgesel tanrının egemenliği için şiddete dahi başvurabilir… Sonuçlar; canlı bombalar, birbirinin hayatına müdahaleler, sevgi yerine şiddet yaratan din mensupları. Ve öyle bir hale geldi ki espiriyi de bilimi de vareden Yaratıcı espiri ve bilimden anlamayan sıkıcı bir ihtiyar haline sokuldu..
SONUÇ:
İnsanın doğası aydınlığı sever. Yaratıcı kendi kutsal kitabında evrensel imgelerden sadece “ışığa” kendisini benzetir. Yaratıcının savunulmasına gerek yoktur. Kimse onun adına bize tavsiyelerde bulunamaz. Farkındalıktan kaynaklanan sevgi taşımayan hiçbir sevgi gerçekte sevgi değildir. Yeryüzünde bulunuş amacı yürekteki Tanrısal farkındalıkla insan olmayı yaşamak ve iyiyi paylaşmak içindir…Adıge insanı yetişme tarzı gereği ve özünde taşıdığı değerlerden dolayı bunlara yatkındır.
Adıge insanını farklı kılan, birilerini referans almadan veya birilerinden icazet almadan yüreği ile düşünebilmeyi kültürleştirebilmesidir. Ancak üzülerek görüyorum ki asimilasyondan dolayı bu özelliğimizi maalesef yitiriyor olmalıyız ki beyin merkezli dar çerçeveli yaklaşımları artık sık sık camiamızın tartışma platformlarında görüyorum.
marğuşş v.
28.05.08 ç.ba 21:35

Yazar : vezir savrum
[- Sayfayı yazdır - ]
Haberler yazarlarını bağlar. Hiçbir şekilde 6kesek.com sorumlu tutulamaz.