Başlık : Medeniyetler Arası Hoşgörüde Buluşmak
İçerik : MEDENİYETLER ARASI
HOŞGÖRÜDE BULUŞMAK
İnsan; yeryüzünde yaşayan canlıların en üstün vasıflı olanıdır. İnsanın en büyük özelliği düşünebilmesidir. İnsan, beyni sayesinde sayılmayacak kadar üstün özelliklere sahip olup bildiği ve alıştığı konuların dışına çıkmak istemediği gibi, bilmediği konularla da dost olmasını istemez. İnsan ne kadar ben merkezli ise bir o kadar da başkalarından uzak durmaya çalışır. Oysa dünya gittikçe küçük bir köy hali almaktadır. Ayrı ayrı ırk, din ve kültürlerden oluşan insanlar (Yahudi, Hıristiyan, Budist ve Müslüman’ı) aynı mekânı paylaşıp, aynı apartmanın dairelerinde beraber yaşamak durumunda kalmış ve bu sebeple çok kültürlü hayata alışmamız ve çeşitli kültürlerden oluşan insanlarla diyalog kurmamız gerekiyor. Zira diyalogun iki önemli faydası var. Birincisi, farklı grup ve kültürlerin maddi ve manevi değerleriyle tanışmak, diğeri ise bilgi alışverişinde bulunmaktır.
Bütün semavi dinlere göre ilk insan, ilk peygamber Hz.Adem aleyhisselamdır. Dikkat edildiğinde pek çok meselenin temelde bir olduğu görülecektir. Mesela Kitabı Mukaddes’te geçen “on emir” ile Kur-an’ı Kerimdeki bazı ayetler arasında benzer taraflar bulunacaktır.


“Seni mısır diyarından, esirlik evinden çıkaran ilahın yahova benim,
karşımda başka ilahların olmayacaktır. Kendin için oyma put, yukarıda
göklerde olanın, yahut aşağıda yerde olanın, yahut yerin altında
sularda olanın hiç suretini yapmayacaksın; onlara eğilmeyeceksin ve onlara
ibadet etmeyeceksin. Çünkü ben senin Allah’ın rab, benden nefret edenlerden
babalar günahını çocukların üzerinde, üçüncü ve dördüncü nesil üzerinde,
arayacak ve beni seven ve emirlerimi tutanların binlercesine inayet
eden kıskanç bir ilahım. Allah’ın Rabbin ismini boş yere ağza almayacaksın;
Çünkü Rab kendi ismini boş yere ağza alanı suçsuz tutmayacaktır.
Sebt (cumartesi) gününü takdis etmek için, Allah’ın Rab, sana emrettiği gibi onu tut.
Altı gün işleyeceksin ve bütün işini yapacaksın; Fakat yedinci gün Allah’ın
Rabb’e Sebttir, sen ve oğlun ve kızın ve kölen ve cariyen ve öküzün ve eşeğin
ve hiçbir hayvanın ve kapılarında olan garibin, hiçbir iş yapmayacaksınız;
Ta ki kölen ve cariyen senin gibi istirahat etsinler.
Ve Mısır’da köle olduğunu ve Allah’ın Rabbini seni oradan kudretli elle
ve uzanmış kolla çıkardığını hatırlayacaksın; Bunun için Allah’ın Rab,
Sebt (cumartesi) gününü tutmayı sana emretti. Allah’ın Rabbin sana emrettiği
gibi babana ve anana hürmet et, ta ki ömrün uzun olsun ve Allah’ın Rabbin
sana vermekte olup toprakta sana iyilik olsun, katletmeyeceksin, ve zina etmeyeceksin,
ve çalmayacaksın ve komşuna karşı yalan şahitlik etmeyeceksin ve komşunun
karısına göz atmayacaksın ve komşunun evine tarlasına ve kölesine ve cariyesine
ve öküzüne ve eşeğine ve komşunun hiçbir şeyine tamah etmeyeceksin.”
(Kitab-ı Mukaddes, tesniye, Bab 5–6–21)


Kur-anı Kerimde ise; “Hani bir vakitler İsrailoğulların’dan şöylece misak (söz) almıştık. Allah’tan başkasına tapmayacaksınız, ana-babaya iyilik, akrabalara, yetimlere, çaresizlere de iyilik yapacaksınız, insanlara güzellikle söyleyecek, namazı kılacak, zekâtı vereceksiniz, sonra çok azınız müstesna olmak üzere sözünüzden döndünüz. Hala da dönüyorsunuz. Yine bir zaman misakınızı(sözünü) almıştık. Birbirlerinizin kanlarını dökmeyeceksiniz, nüfuzunuzu diyarınızdan çıkarmayacaksınız. Sonra siz buna ikrar da verdiniz ve ikrarınıza şahitte oldunuz.” (2/ 83–84)
Bu benzerlikler dikkate alındığında, inançlar konusunda böyle bir birlik, dinlerin mensupları arasında bir yaklaşma duygusu belirmesine vesile olacak her tarihi kötü izlerin silinmesine, dolaysıyla toplumlar arası barışa önemli bir katkıda bulunacaktır.
Diğer bazı ayetlerdeki ifade şekilleri ve onların diğer dinlere yaptığı atıflarda öyledir. Örneğin Kur-anı Kerim deki “Tin” süresinin ifadeleri içinde, hem Hz.Musa (a.s.) hem Hz. İsa (a.s.) Hem Hz. Muhammed (s.a.s.) işaret edilmekte,
“İncir ve zeytine, Sina Dağına bu güvenli beldeye yemin olsun ki biz insanı en güzel kıvamda yarattık. (Bu durumunu koruyamadığı için) sonra onu aşağıların aşağısına attık. Ancak iman edip iyi işler yapan müstesna, onlar için kesintisiz bir mükâfat vardır.” (95/1–6) Ayetlerde üç nesneye yemin ediliyor. Bunların son iki tanesi mekân ile ilgilidir. “Sina Dağı” Hz.Musa aleyhisselamı, “emin belde” den kasıt ise “Mekke” olduğuna göre mesele direkt Hz.Muhammet a.s. ile alakalıdır. Kur-an’ı Kerim tefsirlerine baktığımızda, incirin Hz.İsa’ya, zeytinin de İsrail Oğullarına gelen, peygamberlerin çoğuna gönderildiği Şam’a işaret olduğu ifade edilmektedir. Bu üç nesneye yeminden sonra, insanın en güzel biçimde ve konumda yaratılmış olduğunu ifade edilmesi de önemlidir. Çünkü burada herhangi bir din ve ırk belirtilmeden sadece ve sadece “insan” denilmesi, insanlığın bağlı olduğu dinlerin mensuplarına bir mesaj niteliğindedir.
Peygamberler, ilahi rahmeti ve O’nun kullarına olan buyruklarını yansıtan bir ayna. O’nun kanunlarını haber veren bir alıcı-verici, O’nun kullarını tanıtan bir rehber, kulluk görevinin anlamını ve ölçüsünü insanlara belleten bir öğretmendir. Önemli diğer bir hususta, Hz. Muhammed (sav)’in gayri Müslimlere iyi davranmayı emreden hadisleri de azımsanmayacak kadardır. (E.Yusuf kitabı haraç) Bu nedenle, hiç olmazsa inançta ortak atamız Hz.İbrahim Peygamberin evlatları olarak, Museviler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar “en üstün konumda” Allah’a muhatap yaratılan insan gerçeğinde bir araya gelmemiz gerekir. Gelişen ilimlerin hassasiyetinin artması, insanı erginlik ve derinlik bakımından daha iyi keşfedilecek ve insanlık yükselen değerlerin zirvesine oturacaktır.
Bunları alt alta koyduğumuzda gayri Müslimlere iyi davranma çerçevesinde, komşuluk hakları Gayrimüslimler için de aynen geçerlidir. Komşuluk hakkının gereği olarak bir gayrimüslim hasta olursa Müslüman komşularınca ziyaret edilir, iyileşince “geçmiş olsun” denir. Cenazesi olursa defnetmek için ona yardım edilir. Ve taziye dilenir. Bir çocuğu doğarsa veya uzaktan bir yolcusu gelirse tebrik edilmesi İslam ahlakının bir gereğidir. Peygamberimiz de bir Yahudi çocuğunu hastayken ziyaret etmiştir. (E.Davut cenaiz) Bu tür münasebetlerde sevinç ve kederlerin paylaşılması Müslüman’lardan istenmektedir.
Kur-an, Ehli Kitabın yiyeceklerinin yenilebileceği, iffetli kadınlarıyla evlenilebileceği beyan etmektedir. (maide5/5) Belki bu ayette geçen “yiyecek” kelimesinin karşılıklı olarak kullanılması ve helal olarak nitelendirilmesi gayrimüslimlerle sosyal münasebetleri özetleyen bir kavram olarak yorumlanabilir.
Bilindiği gibi sadece evlilik karı-koca arasında münasebet değildir. Evlilik, her iki aile arasında akrabalık hukukunu tesis etmektedir. Muhtemelen Hayber’li Yahudilerle münasebetlerin olumsuz olduğu bir dönemde Safiyye validemizin, Yahudilerin kutsal günü olan cumartesi gününü sevdiği ve Hayber’deki Yahudileri ziyaret edeceği Hz. Ömer’e şikâyet edilmiştir. Hz.Ömer Safiye validemize bu iddiaları sormuştur. Onun cevabı ise, “Allah, Cumartesi gününü Cuma ile değiştirdikten sonra, Cumartesiyi asla sevmedim. Fakat Yahudiler içerisinde benim akrabalarım var. Onları ziyaret edeceğim.” (İbni hacer) olmuştur.
Gayrimüslimlerle devletlerarası ve milletler arası ticari münasebetlerin çeşitli boyutları söz konusudur. Bunlar kısmen fıkıh kitaplarının da mevzuunu teşkil etmektedir. Her şeyden önce gayrimüslimlerle ticari münasebetler Peygamberimiz (sav) döneminde kesintisiz devam etmiştir.
Zira Peygamberimiz (sav) zırhının vefatından kısa bir süre önce, gıda maddesini temin karşılığında bir Yahudi’de bulunduğu rivayet edilmektedir (Buhari cihad) Hz. Ömer (r.a) döneminde gümrük vergisi mütekabiliyet esasına göre belirlemiştir. (t:Salih vergi hukuku sızıntı derg yay.) Yine bu meyanda Gayrimüslimlerle insani münasebetlerin, bir kısmının sosyal ve hukuki, bir kısmının siyasi niteliği söz konusudur. Gayri Müslimlerle sosyal ve hukuki münasebetler süreklilik arz etmekle birlikte, siyasi nitelikli olaylar tarihi şartlarla kayıtlıdır ve daha çok din mensuplarıyla ilgilidir. Diğer bir ifadeyle, dinler arası siyasi münasebetlerde din mensuplarının iyi veya kötü niyetleri her zaman en önemli rolü üstlenmektedir.
Nitekim Peygamberimiz (sav.) ın necran Hıristiyanlarıyla; onların dinlerine, mabetlerine ve diğer kutsallarına dokunulmayacağına dair anlaşma yapması bu engin hoş görüye güzel bir örnektir. Efendimiz (sav)” kim anlaşma yapılan bir kimseye zulmeder veya hakkını gasp eder veya gücünün üstünde bir iş emreder veya onun rızası dışında bir şeyini alırsa kıyamet günü onun aleyhine ben şahit olacağım” buyurmuştur (Ebu Davut Hacer)
Bu değerlendirmede iyi veya kötü olan insan değil davranışlardır. Çünkü insan zatı itibariyle muhteremdir. Yunusun “Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü” mısralarına yansıyan ve Mevlana’nın “yetmiş iki millete” kucak açmasına temel teşkil eden anlayışın kökleri İslam’ın bu insan tarifine uzanmaktadır. Baki olan insanların düşüncelerinde hiçbir menfaat gözetmeden sadece ve sadece Allah rızası için inançlarına saygılı olmaktır.
İnsanların birbirlerini sevmesi ve saygı duyması, gönülden Allah için birbirlerini dost edinmeleri, komşu haklarını korumaları, birbirlerinin dertleriyle meşgul olmaları, medeniyetler ve dinleri birer mozaik olarak kabul etmeleri; Yani önemli olan nokta, gök kuşağında farklı renklerin ahenk içinde bir araya gelmesiyle güzel bir tablo ortaya çıktığını görebilmektir. Eğer bizler ticaret, siyaset, eğitim ve diğer konuları insan eksenli yapabilirsek dünya huzuru adına mühim bir adım atmış oluruz.

İSMET BORAN


Yazar : İSMET BORAN
[- Sayfayı yazdır - ]
Haberler yazarlarını bağlar. Hiçbir şekilde 6kesek.com sorumlu tutulamaz.