Başlık : Cenazede Alkış-Tekbir
İçerik : CENAZEDE ALKIŞ - TEKBİR

Günümüzde bazı cenaze merasimlerinin alkışlandığı, bazılarında da tekbir getirildiği görülmekte olup, İslam dini açısından bu hareketlere bir nebze olsun değinmek istedim.
Yüce Rabbimiz ölüm ve dirimin sebep ve hikmetlerinden, hayatın manasını anlamak, hangimizin daha güzel amelde bulunacağını sınamak için bu iki hayatı yaratmıştır. Nitekim hayat, anlamsız bir var oluş olmadığı gibi ölüm de sonu hiçlik olan bir yok oluş değildir. Aksine hayat, hayırlı bir faaliyet alanı, ölüm ise bu faaliyetlerin karşılığını bulacağımız ebedi varlık sahasına geçişi sağlayan bir dönüm noktasıdır. Zira Kur’an-ı Kerim’de Allah (cc) “O ki hanginiz daha güzel amelde bulunacağını deneyip ortaya çıkarmak için ölümü ve dirimi yaratan O dur, O çok üstündür, çok güçlüdür ve çok bağışlayıcıdır.” (Mülk süresi–2)
Ölüm olayı meydana geldikten sonra önce bilinmeyen birçok gerçekler ortaya çıkar, kişi uyanır, ama bu uyanmanın hiçbir faydası olmaz çünkü teklif ve sorumluluk, kulluk ve ibadet yeri dünyadır. Orayı aşınca bunların hepsi kendiliğinden kalkar. Zira Kur’an-ı Kerim “Ant olsun ki, Allah, eceli geldiğinde hiçbir canlıyı elbette geciktirmez, Allah işleye geldiğiniz şeylerden haberlidir. (63/ll)
Ölüm, korku, açlık, mal azlığı, hastalık insan için ayrı ayrı bir sınavdır. Bunlar hayatın birer ayrılmaz parçalarındandır. Hiç kimse bunlardan birisine yakalanmaktan kendini kurtaramaz, hele ölümün pençesinden kaçış hiç de mümkün değildir. Zira Kur’an-ı Kerim’de Allah (cc) “Her canlı ölümü tadıcıdır. Sonrada bize döndürüleceksiniz.” (Ankebüt süresi–57 )
Ölüm, diğer bir tabirle ecel, ilahi takdir çizgisinde yerini almıştır. Vakti saati gelince bunda kurtuluş yoktur. Allah’ın izni olmadan hiçbir canlıya ölmek yoktur. Korkunun ecele bir faydası olmadığı gibi ölüm endişesiyle işi gücü bırakmanın da yararı yoktur, ancak zararı vardır.
Ölüm olayı da bizim elimizde değildir. Öyle olmuş olsaydı insanların çoğu ölmek istemeyecek ve yeryüzündeki düzen bozulacaktı. Allah canlılar arasında dengeyi sağlamak, yeni nesillere ortam hazırlamak için ölüm olayını bizzat kendisi düzenlemiştir.
Yeryüzünde bulunan canlı cansız her şey ölmeye, yok olmaya mahkûmdur. Her şeyin bir başlangıcı, bir de sonu vardır. Bu ilahi sünnetlerden biridir. Her doğan ölür, her yeni eskir; her yükselişin vardır bir düşüşü, her çıkışın elbette olacaktır inişi.
O halde, Allah’a ve Ahrete inançla bağlılığını sürdüren insanlar bu bakımdan ölüm Mevlâna’nın ifadesiyle [düğün gecesi Allah’a kavuşma (şeb-i-aruz)] gözüyle bakarlar. Hz Muhammed (s.a.v.) de (ölümün biz insanlar için bir uyarı ve Allah’ın rızasına uygun düşecek bir tavırla hareket etmemizi) beyan buyurmaktadır.
Allah’a (cc) ve ölüm sonrası hayata inanan Müslümanlar, Allah’ın (cc) rahmet ve mağfiretinden ümitlerini kesmedikleri gibi, Allah’ın (cc) sonsuz rahmetine sıkı sıkıya bağlıdırlar ve dünya hayatında her türlü olumsuzluktan uzak ve ölüm sonrası için de kârlı bir dünya hayatının idamesini mümkün kılarlar.
Dünyada insan hayatını en anlamlı kılan iki husustan biri amelin en güzelini yapmak gayret ve aşkını taşıyarak yararlı bir insan olmaya çalışmaktır.
Diğeri ise insanın sosyal yardımlaşma ve dayanışma sevgisidir. Zira İslam dininde de sosyal yardımlaşma ve dayanışmaya oldukça geniş yer verilmiştir. Böylece insanlar hastaları ziyaret ederek, onlara Allah’tan şifa ve afiyet dilemek, sabır ve tahammül tavsiye etmek ve dünya hayatını terk etmek üzere olan hastaları kıbleye çevirmek, onlara şahadet telkin etmek gibi bazı hizmetlerde bulunmak. Vefat hadisesi gerçekleşince cenaze namazını kılmak, kabre kadar taşıyıp defnetmek ve ölü yakınlarına taziye ve tesellide bulunmak da İslam’ın görevleri arasındadır.
Ölen bir Müslüman’ın ardından dua etmek, Allah’tan rahmet ve mağfiretini dilemek, hayırla yâd etmek ve iyiliklerinden bahsetmek, bu meyanda kötülüklerini açıklamak ise İslam’ın hoş görmediği bir hareket tarzıdır. Nitekim ölülerimizi hayırla anmamız bizlere daima tavsiye ve vazife kılınmıştır.
İslam’ın evrensel ilkelerini benimsemiş aziz milletimizin, vefatı gerçekleşenin sosyo ekonomik durumu ne olursa olsun, vakıflar ve dernekler aracılığı ile telefon, telgraf, mesaj veya mahalli örf ve törelerle ölen kişinin ne zaman ve nerede cenaze merasiminin ifa edileceği bildirilmekte, böylece haberin akabinde büyük bir arzuyla cenaze merasimine iştirak edilmekte ve ölümü gerçekleşen kişiye karşı son vazifelerini yerine getirmek için samimi bir gayret ve fedakârlık gösterilmektedir. Bu samimi gayretlerin hiç birinin Allah katında zayii mümkün değildir. Nitekim Hz. Muhammed (sav) Cenaze namazını kılana bir Uhud dağı kadar, hem namazını kılıp hem de defninde bulunana ise iki Uhud dağı kadar sevap verileceği, cenazeyi ise kırk adım daha götürenin de kırk günahının af edileceği beyan edilmektedir.
Zaman zaman, dinimizin özüne hiç de uygun olmayan bazı batıl uygulamalar görmekteyiz. Bu ise ölene saygı ve bağlılık göstergesi olarak yansıtılmaktadır. Bunların başında ise cenazeyi alkışlama uygulaması gelmektedir. Gittikçe yaygınlaşmaya başlayan bu uygulamanın ne dini, ne milli, ne de örfi hiçbir dayanağı yoktur. Zira Kur’an-ı Kerim’de, müşriklerin dua şekliyle ilgili olarak (Onların Beytullah yanındaki duaları da ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir) buyrulmaktadır. (Enfal–35) Diğer bir batıl uygulama ise, cenaze evinde ve defin edilirken mezarda bulunan cenaze sahiplerinin duydukları acı nedeniyle yüksek sesle ağlamaları, çığlık atmaları dinimizde olmadığı gibi cenaze defnetme kurallarına da uygun düşmemektedir.
Bu meyanda cenaze merasimlerinde yüksek sesle tekbir getirmek bile İslam âlimlerince hiç de hoş karşılanmamış, mekruh sayılmıştır. Dolaysıyla cenaze törenlerinde bağırıp çağırmak, yüksek sesle ağlamak, ağıt yakmak, ölen kişileri alkışlamak, siyasi ve benzeri nitelikli slogan atmak, çalgı çalmak, ıslık ve benzeri tezahüratta bulunmak dinimizin asla özünde olmayan bidatlerdir.
İslam’ın özüne ve ruhuna aykırı gelenek ve uygulamaların, Kur’an ve sünnetin yerine kaim olması mümkün değildir. Bunlara hoş bakılması da uygun değildir. Bu nedenle cenazelerde İslam’ın ve onun asli kaynaklarının öngördüğü ölçü ve prensiplere uyulmalıdır. Cenaze merasiminde hazır bulunmak sükûnet ve vakara riayeti saygının da gereğidir.

İSMET BORAN
Yazar : İSMET BORAN
[- Sayfayı yazdır - ]
Haberler yazarlarını bağlar. Hiçbir şekilde 6kesek.com sorumlu tutulamaz.