Başlık : HAYATIN KAYNAĞI SU
İçerik : HAYATIN KAYNAĞI SU

İçinde bulunduğumuz şu günlerde yeryüzünde sıcakların iyice arttığı kuraklığın dünyayı kasıp kavurduğu, ülkemizi ve bölgemizi etkisi altına aldığı kuraklığın ve susuzluğun bütün dehşetiyle sürdüğü bir yaz dönemini yaşamaktayız
Kuraklık sebebiyle toprak ve insanın “su” diye inlediği zamanlarda suyun ne kadar önemli bir nimet olduğu daha iyi anlaşılmakta, gökyüzüne bakıp bir damla yağmur yağacak mı? Diye beklerken, ellerimizi semaya kaldırıp “Rabbim su su” deriz. Yağmur yağmaya başladığı anda insanoğlu semadan inen bu suyun Allah’ın rahmetinin bir tecellisi olduğunu daha iyi anlar.
Yüce rabbimiz suyu yeryüzüne indirip bu rahmetini insanlara ihsan etmiştir. Böylece bu suyu faydalı hale getirmek ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak da insanoğluna düşmüştür.
Hayatın kaynağı olan su, birçok değişiklere, değişik yerlere uğrasa da sonunda yine buharlaşarak kendisine karışan yabancı maddelerden sıyrılır, bulutları oluşturup ilahi filtreden geçtikten sonra tekrar yeryüzüne inerek bitkilere ve canlılara hayat verir. Ve bu hal bir devr-i daim şeklinde sürüp gider. Bütün bu düzenli, planlı ve dengeli oluşumlar bir tesadüfün değil, en ince hesaplara dayanan yüce bir kudretin eseridir.
“İçtiğiniz suya ne dersiniz? Onu siz mi buluttan indirdiniz, yoksa biz mi indirenleriz? Dileseydik onu acı yapardık artık şükretmez misiniz?”( 56/68-69-70)
İnen yağmurla yeryüzünün dirilip yeşermesi, rüzgârların çeşitli yönlerden esmesi de gelişigüzel değil, belli bir plana göre düzenlendiği muhakkak. Önemli olan o planı idrak etmektir.
Allah, rızkımızı elde edebilmemiz için sebepleri oluşturup ortamı hazırlamıştır. Ay, güneş, hava, bulut, toprak, su, gece ve gündüz durmadan hizmet vermekte ve kurulan rızık ortamını sürdürmektedir. Bunlardan birinin kaldırılacak veya görevi iptal edecek olursa, halimiz nice olur?
Rahmet peygamberi ve su:
Yüce Allah’ın “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” beyanı ile anlattığı Peygamber efendimizin kutsi sözleri ile rahmetin yeryüzüne yayılmasına vesile olmuştur. Allah Resulü canlılara su vermenin rahmetin bir tecellisi olduğunu öğretmiştir. O şöyle anlatıyordu: “Çölde gördüğü, susuzluktan ölmek üzere olan bir köpeğe su içiren günahkâr bir kadına yüce Allah cennet kapılarını açtı. İnsanları birbirlerine su ikram etmelerinin günahlarının affına vesile olacağını yine O ( sav) bildirmişti” Böylece O’nun teşvikiyle su ikram etmede yarışa girmişti. Bu durum ise bir su medeniyeti yaratmıştı.
Hz. Peygamber haber veriyor; “Her kim ki elbise ihtiyacı olan bir Müslüman’a elbise giydirirse, Allah da ona cennetin yeşil elbiselerinden giydirir. Hangi Müslüman aç bir Müslüman’ı doyurursa, Allah’ta onu cennet meyvelerinden doyurur. Hangi Müslüman susamış bir Müslüman’a su verirse, Allah’ta ona içerisinde güzel kokuları olan cennet içeceğinden içirir.” (E.D.Sünen ter.)
Kıyamet günü hesaplar görülürken herkes telaş içindedir. Cehennemlik bir adam koşarak cennetlik olanlardan birine, “hatırlar mısın? Benden su istemiştin de sana bir içimlik su vermiştim” diyerek ondan şefaat diler. Ve cennetlik adam ona şefaat eder. Bir başka cehennemlik adam, cennetlik olan diğerine abdest almak için su verdiğini hatırlatarak şefaat etmesini ister. O adam da şefaat eder. (kütübü sitte ans.iklopodiisi)
İnsan değerlerinin tamamen yok olduğu ve kız çocuklarını uğursuz ad ederek diri diri toprağa gömecek kadar kalpleri Allah’ın rahmetinden uzak fertlerin meydana getirdiği bir toplumda, kadınların layık oldukları şerefli yere yükselten Allah resulü, bir erkeğin hanımına su ikram etmesini ilahi mükâfatların kazanılmasına vesile sayarken şöyle diyordu; “Erkek hanımına su içirdiği zaman sevap kazanır.” (süyüti c.ahadis)
İslam’ın ilk devirlerinde, Medine’nin her tarafında su bulunmuyordu. Halkın para ile suyu temin edebildiği su kuyusu bir Yahudi’ye aitti. Kalbi rahmetten yoksun olan bu adam halka yüksek fiyatla su satıyordu. Bu hususta rahmet peygamberini çok üzüyordu. Nihayet Hz. Osman bir yolunu bulup Yahudi’ye cazip bir fiyat teklif ederek bu kuyuyu satın aldı ve vakfetti. Peygamber efendimiz Hz Osman’ın bu hizmetini görünce “Allah’ım cenneti ona vacip kıl” diye dua etmişti. (i.Tarihi Medine dev.)
Sahabelerden Sa’d b. Ubade annesi vefat edince Peygamber efendimize (sav) gelerek en faziletli sadakanın hangisi olduğunu sordu. Allah resulü (sav) insanlara su vermek olduğunu haber verdi. Bunun üzerine Sa’d bir kuyu açtırarak annesinin hayrına vakfetti. Bu hadiseden sonra Müslümanlar arasında ölmüş yakınlarına sevap hediye etmek için kuyu açma ve çeşme yapmak rekabeti başladı.(e.Davut Sünen ter.)
Su ile gelen medeniyet:
Yukarıda anlatılan tarihi hadise İslam’ın vakıf kurmaya ne kadar önem verdiğini göstermektedir. Hz.Peygamber efendimiz “Sadaka’i cariye” olarak tanımladığı yol, köprü, çeşme, okul gibi yerleri vakfetmenin kişinin ölümünden sonra amel defterine sevap kazandıran hususlardan olduğunu ifade etmiştir. Bu mükâfatı elde etmek için Müslümanlar vakıf kurarak birbirleriyle hayırda yarışmışlardır. Hatta yaz aylarında su depoları tamiri, bu depolara bırakılan kar ve buzlar vakıflarca karşılanırdı. Bu hususta İstanbul Belediyesi sular idaresinden l930 yılında yapılan bir açıklamaya göre sadece İstanbul’da l535 vakıf vardı. Osmanlıdan bu güne kadar başta padişahlar, devlet adamları olmak üzere bütün varlıklı insanlar vakıf bırakmak üzere uğraşmışlardır. (HJanım sultan vakfiyeleri-Sızıntı derg yay.) Bu meyanda büyük şehirlerimizde başta İstanbul olmak üzere eski medreselerde, camilerde, çarşılarda, meydanlarda çeşme ve şadırvan gibi su ihtiyaçlarının karşılandığı mahallelerde ustalar sanatlarını sergilemişlerdir. şirin ilçemiz Pınarbaşı’nın camilerini, okullarını,eski kilise, hamam, çeşme şadırvan gibi önemli eserlerinin görülmeye değer olduğunu vurgulamak isterim. Yine güzel ilçemize bağlı Uzun pınar köyünde Tok Bezeriko zatı muhteremin (Allah rahmet eylesin) zamanında dağdaki bir menba suyunu köye isale hattı ile getirtmiş. Köyün insanı ve her canlının istifade ettiği çeşmenin yanı sıra, Uzunpınar Köyünün eski camisini ve o zaman için çok elzem olan Dikilitaş ile Uzunpınar köyü arasındaki bir köprüyü de yine bu hayırsever zat yaptırmıştır. Bunu gençliğimde Uzunpınar köyünün muhterem büyüklerinden zevkle dinlemiştim. Bu ve buna benzer Uzunyayla’nın hemen hemen her köyünde cami, okul, çeşme insanlığın hizmetine sunulmuş birçok eserler görmek mümkündür.
Bu meyanda önemli bir hususa değinmek isterim. Gerek büyük şehirlerimizde ve gerekse ülkemizdeki tüm sanat eserlerindeki mermer işlemeler, tezhipler, kitabeler ve süslemeler, insan ruhuna hitap eden yönleri ile bu eserlere böylece ayrı bir güzellik kazandırmıştır. Keza şehir dışındaki yollar üzerinde veya kırdaki çeşmeler ve pınarlar buralardan faydalanan insanların susuzluğunu gidermiştir. Bu çeşmelerden su içenler de çeşmeyi yaptıranların ruhuna Fatiha ve dualar gönderdiler.
Ayrıca bu çeşmelerdeki kitabeler, insanların psikolojik ihtiyaçlarına da cevap vermektedir. Susuzluktan ciğeri yanan bir insanın bu çeşmelerde su içtikten sonra gözüne ilişen bu kitabelerle kültür ve maneviyat dünyasında seyahat eder. İlahi emirleri yerine getirip yasaklardan kaçınanlar için içerisine baharat katılmış cennet içeceği verileceğine dair Allah’ın vaatlerini ifade eden ayetler (İnsan süresi 76/l7) ve hadisi şerifler, insanları içinde bulunduğu dünyadan manevi âlemlere götürmektedir.
Bütün canlının aslının su olduğunu, “Biz her canlı şeyi sudan yarattık” ayeti ve bu manayı ifade eden diğer ayetleri (Enbiya süresi,21/30) hatırlayan insanda Yüce Allah’ı tefekkür ederek onun azameti önünde huzur bulur.
Sözün özü mimarisi ve süslemeleri ile insanın bedii duygularına hitap eden bir çeşmeden su içen insanın çeşmenin kitabesinde “rab’leri onlara cennette tertemiz sular içirsin.” ayetini görmesiyle gönlüne rahatlık ve huzur serpilir.

İsmet Boran
Yazar : İSMET BORAN
[- Sayfayı yazdır - ]
Haberler yazarlarını bağlar. Hiçbir şekilde 6kesek.com sorumlu tutulamaz.