Başlık : MEDENİYETLERDE BİRLİKTELİK
İçerik : MEDENİYETLERDE BİRLİKTELİK

İnsan; akledemeyen, düşünemeyen, nereye geldiğini, hangi âleme gözlerini açtığını bilmeyen bir canlı olarak doğar. Sonra yavaş yavaş beslenip büyüdükçe kendisinde mayası bulunan yetenekleri de gelişmeye başlar. Yıllar geçince olgunlaşır. Sonra da bir kısmına fazla ömür verilir de bunaklaşır. Bildiğini bilmez, düşündüğünü anlamaz, konuştuğunu idrak edemez duruma gelir. Böylece hayatı tersine çevrilmiş olur. Yani tekrar çocuklaşır. Allah, bu misali bize iyi düşünmemiz ve ilahi sünnetin kusursuz işleyişini görmemiz ve ahirette neleri yapmayı kadir bulunduğunu anlamamız için veriyor. Nitekim Kur’an-ı Kerimde “Kimi uzun ömür yaşatırsak, yaratılışını tersine çevirip değiştiririz. Hala aklınızı kullanmaz mısınız?” (Yasin sur.68)
İslam’a göre, ilk insan ilk peygamber Hz. Âdem’den, son Peygamber Hz. Muhammed’e (sav) kadar gelen peygamberlerin hepsi de fazilet sahibi ve hatırlıdırlar. Hepsi de aynı pınardan içmiş ve aynı kaynaktan süzülüp gelmiştir. Günahlardan korunmuşlardır. Son derece zekidirler. Allah tan aldıklarını kusursuz ve eksiksiz yerine getirirler.
Peygamberler, her devirde örnek insanlardır. Ruhlarının yüceliğine yücelik, kalplerinin aydınlığına aydınlık katılır. Ve daha birçok güzel sıfatlarla donatılırlar. Onlar hep temiz, yararlı yani Allah tarafından helal kılınan şeyleri yerler ve hep iyi-yararlı işlerde bulunurlar.
Peygamber, Allah’tan kendisine indirilen buyrukları dosdoğru tebliğ eden, insanları doğruya irşat eden, hakkı söyleyen bir insandır. O, sadece yüklendiği görevi kusursuz yerine getirmeye çalışır, gerisi Allah’a aittir. Kuran, özellikle müminlere bu hususu öğretiyor.
Kuran, lafzıyla, manasıyla ilahidir. Sözlerdeki kudret büyük bir mucizedir. İnsan gücünü aşmakta, yüce âlemden indiğini kanıtlamaktadır. Kuranın bu yüceliği karşısında şaşıran, ne diyeceğini bilmeyen müşrikler Hz. Muhammed’e (sav) şair, büyücü, efsaneci dediler. Kuranın şiir, kalıp ve ölçüleri ile ilgili hiçbir yanı bulunmadığı Hz. Muhammed (sav)’in de şair olmadığı, bu sıfatın ona yaraşmayacağı açıklanarak iddialar reddediliyor ve Kuran üzerinde ciddi araştırmalar yapmamız isteniliyor. Nitekim ünlü şair Tufeyl Kuran ayetlerini dinleyince “Bu mümkün değil. İnsan sözü olamaz. Şiir de hiç değildir. Bu, olsa olsa kâinatın Rabbinin yüce sözleridir” dedi ve İslam’a girdi. “Nitekim biz ona (Muhammed’e) şiir öğretmedik, aslında şiir ona yaraşmaz da, O ancak katıksız bir öğüt ve açık ortada bir Kurandır.” (Yasin 69)
Geçmişte tüm Peygamberler, insanların yalnız Allah (cc)’a iman etmeleri ve yalnız ona kulluk etmeleri hususunda ortak bir tebliğ sunmuşlardır. Nitekim Hz. Nuh (as) kavmine; “Şayet (davetinde, tebliğimi kabulden) yüz çevirirseniz, ben sizden bir ücret istemedim. Benim ücretim Allah Teala’dan başkasına ait değildir. Ben, Müslümanlardan olmakla emir olundum.” (Yunus süresi;72) , Hz. Yakup da (as) oğullarına: “Ey oğullarım, Allah sizin için İslam dinini beğenip seçti. O halde sizde ancak Müslümanlar olarak can verin.” (Bakara süresi;l32) nasihat etmesi, yine Hz. Musa (as) kavmine; “Ey kavmim, eğer siz gerçekten Allah’a iman ettiyseniz, O’na samimi olarak teslim olmuş Müslümanlar iseniz artık, O’na güvenip dayanın.” (Yunus Süresi 84) diye emretmesi, yine Hz. İsa’nın (as) Havarilerinin kendisine “Biz Allah’ın “dininin” yardımcılarıyız. Sen şahit ol ki “Ey İsa” biz hiç şüphesiz Müslümanlarız.” (Ali İmran süresi 52) şeklindeki itirafları meseleye açıklık getirmektedir. İslam kelimesi “S-L-M” den türemiştir. Allah’a (cc) teslim olmak anlamındadır. Bütün peygamberlerin tebliği de mahiyet itibarıyla Allah (cc)’a iman etmek ve asla şirk koşmamaktır.
Hz. Muhammed (sav) ise insanların en cesuru en doğru sözlüsü idi. En vefalısı, en yumuşak huylusuydu. Zayıfı korur, öksüzü himaye ederdi. Aç olanı doyurur, açığı giydirirdi. İnsan hayatına ve insan haklarına çok değer verirdi. Temizdi, temiz olanı yer, temiz olanı giyerdi. Temizliği ve temiz olanları çok severdi. Sözünde dururdu. Yalan söylediğini, sözünde durmadığını gören olmadı. Bağışlayıcı idi. Uhud’da, o unutulmaz günde, O mübarek yüzünden kanlar akarken dahi kimseye beddua etmeyi düşünmedi. Bunu yapmasını isteyenleri de;
“Ben lanetçi olarak değil, rahmet için gönderildim.” Diye cevapladı ve hemen yüce Allah’a yönelerek; “Allah’ım kavmimi bağışla, onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar, onlara hakikati göster” diye dua etti.
Kur’an, ilgili ayetlerle Hz. Muhammed’in asıl ölçü ve görevini belirleyerek bunu üç madde halinde sunuyor: (7/185) Özetlenecek olursa;
a – İlerideki tehlikeyi görüp haber veren,
b – Göklerin ve yerin nasıl yüksek bir planla dengeli ve ahenkli yürütüldüğünü dikkatleri çeken,
c – Her iki varlığın her parçasında ilahi varlığın kudretini görüp haber veren yüksek bir deha… Bu dehaya, akli dengesi bozuk demek cinnetin alâmetidir
Hani bir zaman da Meryem oğlu İsa Kur’an-ı Kerim’de şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ki ben size gönderilen Allah’ın Peygamberiyim; Önümdeki Tevrat’ı doğrulayanım ve benden sonra gelecek olan Ahmed ismindeki bir Peygamberi müjdeleyenim. Ne vakit ki, O (müjdelenen Peygamber) onlara açık belgelerle ve mucizelerle geldi, bu apaçık bir sihirdir” dediler.” (61/6)
Hz. İsa da aynı inkâr ve inatla karşılanmıştı. Oysa O hem Tevrat’ı tasdik ediyor hem de kendisinden sonra gelecek Ahmed adındaki bir peygamberi haber veriyordu.
Barnaba İncil’ince Hz. Muhammed’in (sav) özellikleri anlatılarak deniliyor ki; “Size hakikaten derim ki; gelen her peygamber, ancak bir ümmete (millete veya kabileye) gönderilmiştir. Bu Allah’ın rahmetinin belirtisidir. Bu bakımdan gelen her peygamberin sözü gönderildiği millet ve kabileyi aşmamıştır. Ama Resulullah ne zaman gelirse Allah O’na elindeki yüzük misali, her şeyi O’na verecek; yeryüzünde onun öğretim ve eğitimini kabul eden her millet ve ümmete kurtuluş ve rahmet taşıyacaktır. O, zalimler üzerine kuvvetle varacak; şeytanı aşağılamak için putlara ibadeti kökünden yıkacak, çünkü Allah İ b r a h i m Peygambere böyle vaat ederek buyurmuştu ki; (dikkat et ey İ b r a h i m, ben senin neslinle yeryüzündeki millet ve kabileleri mübarek kılacağım. Sen nasıl putları kırıp dağıttınsa, senin neslin de öyle yapacak) İşte bunun için derim ki; Şüphesiz Allah Resulü Ahmed ile yakında her şey sevinecek…” (Barnaba İncili: 66,67,69)
Bu meyanda Barnaba İncilin 14/149, 4/148, 3/145, 8/147, 1/43 bölümlerinde Ahmed ve Muhammed adında bir peygamberin geleceği açık şekilde yazılıdır.
Yuhanna İncilinin 16/12, 14/17 bölümlerinde, Markos İncilinin 1/15 bölümünde, Meta İncilinin 21/40 bölümünde Hz. Muhammed’in ana vasıflarından bazıları zikredilerek bir peygamberin geleceği haber verilmektedir. Birçok tahriflere rağmen mevcut İncillerde bu önemli belgenin kayıtlarına rastlamak mümkündür.
Ne yazık ki İsa Peygamberin bu müjdesine ve İncillerin haber vermesine rağmen Hıristiyan âlemi son peygambere karşı çıkmışlar ve onu sadece reddetmekle kalmayıp bir sürü yalan ve iftiralar da yakıştırmaya çalışmışlar ve çalışmaktadırlar.
Sapık yozmuşların akıntısına kapılmayan müminler, kıyamet günü onlar hakkında verilen cezanın ağırlığını görünce Allah’a hamd edecekler ve rahat bir nefes alacaklar. Bu bakımdan uyarıcı Peygamberlere, aydınlatıcı kitaplara büyük ihtiyaç vardır. Kuran körü körüne geçmişe, dede ve babaların adet ve sakat inançlarına bağlı kalmanın hiç kimseye saadet getirmeyeceğini, dünyada kendini kötülerin akıntısından uzak tutup, imanının ter temiz havasında hayatını değerlendiren bahtiyarlar, eriştikleri yüce nimetleri görünce bir daha ölmeyeceklerini düşünerek daha da sevinecekleri bir gerçektir.
Bizler mümin olarak bütün peygamberlere inanır, hepsini de sevip sayarız. İsimlerini açıklayarak falan peygamber filan peygamberden daha üstündür ya da daha hayırlıdır demeyiz. Her biri irşat ve tebliğ ölçüsüne göre derece alır. Çünkü İslam birlik ve dirlik dinidir. Gruplaşmalara, vuruşmalara, birbirlerine saldırmalara hiç ama hiç tahammülü yoktur.

İSMET BORAN 09.04.2008
Yazar : İSMET BORAN
[- Sayfayı yazdır - ]
Haberler yazarlarını bağlar. Hiçbir şekilde 6kesek.com sorumlu tutulamaz.