Başlık : Bir Gerçek Var Ki !
İçerik : Duvarda Pencere Varsa Işık Gireceğine İnanarak Aşağıdaki Metni Değerlendirmenize Sunuyorum.

Bir Gerçek Var ki; yazımın birinci kısmında Hz. Muhammed’e hakaret içerikli zaman zaman Avrupa’nın birkaç soytarı karikatürcülerin ibret almaları ve kendilerinin de hidayete erişmeleri meyanında değişik millet ve memleketlerde onlarca ve yüzlerce insanların değişik dinlerden kendi istek ve arzularıyla din değiştirip Müslüman olanlar nasıl İslamiyet’i tercih ettikleri, Hz. Muhammed hakkında görüşleri ve nasıl hidayete eriştikleri kısaltılmış olarak sunulmuştu.
Bu yazımda da Müslüman olan Amerikalı Sehaddin Boart’ın nasıl ve niçin Müslüman oluşu sualine kendi basın ve yayın organlarına verdiği beyanın Türkçe çevirisinden alınan sonuçlar aşağıya çıkarılmıştır.

SELAHADDİN BOART (Amerikalı)
l338 (m. 1920) senesinde, bir doktoru ziyaret için Muayenehanesine gittiğim zaman bekleme odasında, Londra’da çıkan (Orient Rewlev) ve (Afrika Times) mecmualarını görmüştüm. Bu mecmuaları karıştırırken okuduğum; (Ancak bir tek Allah vardır) cümlesi benim üzerimde çok derin bir tesir yaptı. Çünkü Hıristiyanlık dininde, tam üç tane tanrı vardı ve aklımız kabul etmediği halde buna inanmak zorundaydık. Bu (Ancak bir tek Allah vardır) ibare, bu tarihten itibaren aklımdan çıkmaz oldu. Bu kutsi ve ulvi itikat, Müslümanların kalbinde taşıdıkları paha biçilmez bir hazinedir.
Artık İslamiyet’e alakam arttı. Bir müddet sonra Müslüman olmağa karar verdim. Müslüman olduktan sonra, Selahaddin ismini aldım. Müslümanlığın en doğru din olduğuna inanıyordum. Zira Müslümanlık, Allah-ü Teala’nın hiçbir şeriki olmadığını ve bir günahın ancak Allah tarafından Af edilebileceğini esas olarak kabul etmektedir. Bu iman tabiat kanunlarına ne kadar uygundur. Tarlada, çiftlikte, köyde, şehirde, okulda, hükümette, devlette, kısaca her yerde, bir tek baş vardır. İkilik daima ayrılığa sebep olmuştur.
İslam dininin en doğru din olduğunu bana gösteren ikinci delil; İslamiyet’ten evvel tamamen vahşi bir tarzda yaşayan Arapların İslam dini sayesinde çok kısa bir zaman içerisinde dünyanın en medeni, en kudretli bir devleti haline gelmeleri ve insan sevgisinin Arap çöllerinden İspanyaya götürebilmeleridir. Müslüman Arap’lar İspanyayı bir çöl halinde buldular. Onu kısa zamanda bir gül bahçesi haline getirdiler. Hıristiyan tarihçiler İslamiyet’e olan kinlerinden dolay, bu hakikati gizlemeye çalışmakta, Avrupa’nın Müslümanlara ne kadar borçlu olduğunu bir türlü itiraf edememektedirler.
Aşağıya Müslümanların İspanyayı nasıl buldukları hakkında Draperin yazılarını aynen naklediyorum.
“O zamanki Avrupalılar tamamıyla barbardı Hıristiyanlık, onları barbarlıktan kurtaramamıştı, Onlara hala vahşi nazariyelerle bakmak gerekirdi. Pislik içinde yaşarlardı. Kafaları hurafelerle doluydu. Doğru dürüst düşünmek hassasına bile malik değillerdiler. Adi kulübelerde yaşarlardı. Eğer kulübenin zemininde veya duvarlarında bir hasır örtüsü varsa, bu büyük bir zenginlik işareti sayılırdı. Yedikleri, yabani fasulye, havuç gibi sebzeler, bazı otlar hatta bazen ağaç kabuklarıydı. Elbise olarak uzun müddet dayandığı için tabaklanmamış hayvan postları kullanıyorlardı. Ve bunun için çok pis kokuyorlardı.
Müslümanlar, onlara her şeyden önce temizliği öğrettiler. Müslümanlar, günde beş defa yıkanıyorlardı. Onlarında günde hiç olmazsa bir kere yıkanmasını sağladılar. Sonra onların üzerinden pis kokulu parça parça olmuş, bitlerle dolu olan hayvan derilerini çıkarıp atarak onlara güzel kumaşlardan, renkli ipliklerinden örülerek yapılmış olan kendi elbiselerinden verdiler. Onlara, yemek pişirmesini, yemek yemesini öğrettiler. İspanyada evler, konaklar, saraylar inşa ettiler. Okullar, hastaneler, kurdular. Üniversiteler tesis ettiler. Bu üniversiteler, bütün dünyaya bir nur kaynağı oldu. Her tarafta bahçeler yetiştirdiler. Memleket, güllük gülistanlık oldu. Vahşi Avrupalılar bütün bunları ağzı açık, şaşkınlık ve takdirle gördüler ve yavaş, yavaş medeni olmağa başladılar.
Böyle vahşi insanları terbiyeye muvaffak olan, onlara medeniyet ruhunu aşılayan, onları karanlıktan, cehaletten, hurafelerden kurtaran Müslüman Araplar, bu akla sığmaz muazzam işi ancak İslam dini sayesinde yapabildiler. Çünkü İslam dini, en doğru dindir. Allah-ü Teala muvaffak olmaları için onlara yardım ediyordu. Allah-ü Teala’nın emri ile Muhammed Aleyhisselam’ın tebliği ve neşir eylediği İslam dindi ve Allah-ü Teala’nın kelamı olan Kur’an-ı kerim dünya tarihini değiştirmiş ve onu karanlıktan kurtarmıştır. Eğer İslam dini olmasaydı, insanlık bu günkü medeniyet derecesine, ilim ve fende bu günkü seviyesine erişemezdi. Müslümanların gözünde ilmin çok yüksek bir yeri vardır. Hz. Muhammed ( ilim Çin’de de olsa onu alınız.) buyurmaktadır. İşte seve seve kabul ettiğim İslam dini böyle bir dindir.”
SONUÇ:
İslam dini, tek yaratıcı tanır. Bu tek yaratıcının ismi Allah Teala’dır. Diğer dinlerde bulunan birden fazla mabut mefhumunu akıllı bir insan kabul etmez.
İslam dini, insanlara yalnız, ruhi bilgiler vermekle kalmaz, aynı zamanda onlara dünyada ne yapmaları gerektiğini bildirir ve onlara rehber olur.
Hıristiyanlar, insanların günahkâr olarak doğduğunu, dünyada ancak kefaret vermek ve azap çekmek için bulunduğunu iddia ederken, İslam dini, insanların masum (günahsız) doğduğunu her çocuğun, Allah’ın sevgili kulu olduğunu, akıl baliğ olan insanların kendi yaptığı işten mesûl bulunduğunu, doğru yolda kaldıkları müddetçe, ahiret nimetlerinden de bol bol faydalanabileceklerini söyler.
İslamiyet, ibadet, dua ve tövbe etmek için kul ile Allah-ü Teala’nın arasına kimseyi sokmaz. Bunları yapmak için papaza ihtiyaç yoktur.
İslamiyet hangi ırk, renk, dil ve memleketlerden olursa olsun, bütün Müslümanların birbirinin kardeşi olduğunu bildirir. İslam dininde, Allah-ü Teala’nın huzurunda herkes birbirine eşittir. Namaz kılarken en büyük rütbeli bir Müslüman ile en küçük rütbeli, en zengin ile en fakir, bir beyaz ile bir zenci Müslüman yan yana durur ve Allah-ü Teala’ya birlikte secde edeler.
İslamiyet’te, peygamberler “Aleyhimüsselam” bizim gibi bir insandır. İnsanların her bakımdan en üstünüdürler. Vazifeleri, Allah-ü Teala’nın emirlerini bize bildirmektedir. Güzel ahlak ve seciyeleri sebebi ile Allah onları seçmiş, kendilerine bu vazifeyi vermiştir. Şimdiye kadar gelmiş bütün peygamberleri İslam dini kabul eder ve onlara hürmet eder.
İslam dini çok mantıki bir dindir. Kura’nı kerimde anlaşılmayan, hayat şartlarına ve fen bilgilerine uymayan bir tek hüküm yoktur. Verdiği emirler gayet faydalıdır. İslam dininde hurafeler yoktur. Putlara, heykellere, tapmak gibi. Ancak iptidai kavimlerin ve puta tapanların kabul edildiği ve hala Hıristiyan dininde bulunan akıl almaz hususlar İslam dininde bulunmaz
Hıristiyanlık, insanları sadece Allah’tan korkutur. İslamiyet ise Allah-ü Teala’yı sevdirir. Müslüman, Allah’ın kendisini sevmeyeceğinden korkar.
Müslüman olmak için kimse kimseyi zorlamaz. Bakara süresinin 256. ayetinde mealen (ZORLA DİNE SOKMAK YOKDUR.) emri vardır. Hâlbuki Hıristiyan misyonerler insanları zorla veya menfaat vaat ederek Hıristiyan yapmaya uğraşırlar
İslamiyet’te ibadetler yalnız Allah’a şükür etmek, O’nun sevgisini kazanmak için yapılır. İbadet saatleri muayyen olduğundan bunlar insanları intizama, senede bir ay tutulan oruç ise iradesini kuvvetlendirmeğe ve nefsine hâkim olmaya çalıştırır.
İslamiyet temizliğe çok ehemmiyet veren bir dindir. İbadete başlamadan evvel vücut temizliğini emir eden yegâne din İslamiyet’tir. Diğer dinlerde böyle bir şey yoktur. İslamiyet’te ibadetler kısa olduğu için günlük hayat üzerinde aksi bir tesir yapmaz.
Hıristiyan rahiplerin vaizlerinde söyledikleri, fakat kendilerinin ve diğer Hıristiyanların hiçbir zaman yapmadığı Hilmi, yardım ve merhamet gibi iyi huylar yalnız Müslümanlarda vardır.
İslamiyet iktisadi bakımından kapitalist ve komünist düşünceleri ret eder. Fakiri korumuş, zengini de zem etmemişti. Zenginlerin fakirlere sadaka vermesini emir etmiştir. Ayrıca dünyadaki çeşitli ırklara mensup Müslümanları bir araya getirerek (hac) gibi dünyada en mükemmel içtimai (sosyal) nizamı tayin etmiştir.
İslamiyet, alkollü içkileri, kumar ve uyuşturucu maddeleri haram etmiştir. Dünyadaki en büyük fenalıklar bu üç beladan hâsıl olmaktadır.
İnsanların öldükten sonra ne olacaklarını, ahiret hayatını ve hallerini hiçbir Hıristiyan din adamı izah edemiyor. Bunu en güzel ve en mufassal şekilde izah eden din İslamiyet’tir.
İslamiyet, fakirlere, kimsesizlere, misafirlere ve hangi dinden olursa olsun, yabancılara yardım etmeği emir eden tek dindir.
İslamiyet, kimseden anlayamadığı şeyleri kabul etmesini istemez. Diğer dinlerde olduğu gibi(sır) kabul edilen akideleri yok.
İslamiyet’te herhangi bir işte evvela Kur’an-ı kerime müracaat etmek, orada bulunmadığı hususları Resüllullah’ın (sav) sünnetinde aramak, orada da bulunmadığı hususlar için aklıselime göre olanların içtihat etmesi (o işin hükmünü beyan etmesi) esastır.
İslamiyet, en yeni bir dindir. Kur’an-ı kerim ilk gününden bu güne kadar hiç bozulmadan, bir kelimesi bile değişmeden gelmiştir. İçinde her ihtiyacı karşılayacak ahkâm (Hükümler) vardır. Bu o kadar açıktır ki, artık başka bir dinin gelmeyeceği, insanların dini ihtiyaçlarının tamamıyla temin edilmiş bulunduğu, İslam dininin hakiki Allah dini olduğu kendiliğinden meydana çıkacaktır.
İslamiyet’te, her yerde ibadet etmeğe müsaade edilmiştir. İbadet için muhakkak camiye gitmek mecburiyeti yoktur. Bir Müslüman bir başka dinin mabedine tecavüz etmez. Mecbur olunca bir kilisede namaz kılınabilir.
İslamiyet, kadınlara çok kıymet vermiş, onlara en büyük hakları tanımıştır. İslam dininde birkaç kadınla evlenmek gibi bir emir yoktur. İslam dini bu hususta belirli bir adedi geçmemek ve bazı haklara riayet etmek şartıyla izin vermiştir. İslam dini zuhur ettiği zaman Araplar istedikleri kadar kadınla, onlara hiçbir hak tanımaksızın birlikte yaşarlardı. İslamiyet kadınları bu feci vaziyetten kurtarmış, onların haklarını korumuştur. Muhammed Aleyhisselam (Cennet anaların ayağı altındadır) buyurarak kadınlara mümtaz (seçkin) bir mevki vermiştir. Hiçbir dinde bu imtiyaz yoktur.
İslamiyet, insanları çalışmağa, faydalı şeyleri öğrenmeğe, önce kendi aklı ve gayreti ile iş görmeğe başladıktan sonra Allah-ü Teala’dan yardım istemeğe davet eder. Bir saat tefekkür etmek ve faydalı iş görmek, bir sene (nafile ibadete müsavidir) diyen başka hiçbir yoktur.
İslamiyet ruh ve beden temizliğidir. Bu ikisini müsavi tutar. İslamiyet’te, yalnız sevgi, güler yüz, tatlı söz, dürüstlük ve iyilik etmek vardır.
İslamiyet Allah-ü Teala’yı (rab bil âlemin) yani bütün âlemlerin Allah’ı olduğunu beyan etmiştir. Başka dinlerde olduğu gibi yalnız o dine mensup olanların Allah’ı olarak düşünülmez.
Teselli arayan bir zavallı, bunu ancak Kur’an-ı kerimde bulur. Kur’an-ı kerimde muhtaçları teselli eden, onları ferahlatan, ne yapmaları lazım olduğunu öğreten birçok güzel nasihatler vardır. (1)

(1)Herkese Lazım Olan İman İSMET BORAN
Hakikat Yay. No:3

Yazar : İsmet Boran
[- Sayfayı yazdır - ]
Haberler yazarlarını bağlar. Hiçbir şekilde 6kesek.com sorumlu tutulamaz.