Başlık : Xabze
İçerik : 30.05.2003
XABZE (Örf-Adet) KONFERANSI Nedeniyle
Eski Adetlerle İlgili Kısa Değerlendirmeler.
Hazırlayan : BİC'RA Saim TUÇ Ankara

Not: Anlam değişikliğine neden olan yazım ve basım hataları düzeltilmiştir.

GİRİŞ :

1 Bazı arkeolojik bulgu ve belgelere göre Çerkeslerin varlığı İ.Ö. 3500 yıllarına, dil yoluyla yirmi bin, bazılarına göre yirmialtıbin yıl öncesine dayandırılmakta ve bugünkü bilinen Çerkes boylarının ilk yurdunun, orijin dilinin, geleneğinin aynı olduğu söylenmektedir.

2 Binlerce yıllık bu derinliği, geleneği, günümüzde bu şartlanmışlıkla yeterince anlamak, yeteri derecede değerlendirebilmek mümkün gibi görünmüyor. Özellikle Ce-bağıR17;dan sonra, takriben üç yüzyıl öncesinden bu tarafa, gelişme şöyle dursun; her gün biraz daha gölgelenen bu gelişimi, tamamen kaybetmemek ve elden geldiğince bu yok oluşu geciktirme çabaları dışında, fazla bir şey yapıldığı söylenemez.

3 Çerkesler en az dört kuşaktır dağınık biçimde, birbirinden farklı siyasi oluşum, değişik sos yo- kültürel ortam ve şartlarda yaşamaktadır. Ne kadar muhafazakâr olunsa da etkilenmemek, değişmemek mümkün değil! Dolayısıyla Çerkes toplumu ve grupları bir değerlendirmeye tabi tutulsa: Günümüzde Çerkeslerin doğrularının ne kadar çok çeşitlendiği, giderek nasıl bir genelleşme ve başkalaşmanın yaşandığı rahatça görülebilir.

4 Çerkeslik bir bakıma şekilciliktir! Bu şekillerin içe yansıtılması ve sindirilmesiyle anlam kazanmış, eylemlere dönüşerek davranış ve söylemlerde sembolleşmiştir. Semboller toplumun kültürel özelliklerini yansıtan en belirgin sosyolojik şablon ve kalıplardır. Bu kalıplar fazla tahrip edilmeden, yeni eskinin üzerine yapılandırılmazsa; sosyolojik sorunlar kaçınılmaz hale gelmekte, giderek fertler özünden kopmakta, zamanla başkalaşarak ya başkalarının vitrinine süs olmakta yada tamamen kaybolmaktadır.

5 Sayın Prof. Şemsettin GÜNALTAY ın (1971) bu konuda şöyle bir açıklaması vardır:

R20;Her hangi bir toplum, yabancı unsurlarla karşılaşmakta sakınca görmezse, incelemeden ve araştırmadan yabancı adetleri, gelenekleri, görenekleri hemen kabullenirse, kendi toplumunun bünyesinde ateşli bir hastalığın hummasını yine kendi yaratır. Yabancı unsurların, temel unsurlara yaptığı etkiler, ilk zamanlarda pek hissedilmez gibi görünür. Garip bir hoşgörünün içinde yerleşir. Sonra da milli olanakları, milli yetenekleri yer, bir sorumsuzluk ve bir R20;neme lazımcılıkR21; havası yaratır. Temel binadaki (yapıdaki) unsurlar böylece gevşer. Soy, kültür ve milleti millet yapan ana bağlar çözülür. Korkunç bir iflas başlar. İşte en tehlikelisi de budur.R21;

6 Konuyu, K.Kafkaslı ÇerkesR17;ler olarak bu dereceye vardırmadıysak da sarsıntıda olduğumuz da bir gerçek!... Bu bize dağınıklılığımızın, muharecetin (talih yetimi olduğumuz kadar, tarih yetimi oluşumuzun) bir dramı ve armağanıdır.

7 R20;Halâ yaşayan ve eski kültür değerlerimiz üzerinden nasıl, hangi değerler etrafında kenetlenerek birlikteliğimiz sağlanacaktır?..R21; Bunun arayışı içinde olmak ve tesbit edilebilmesi çok önemli... Başlangıç olarak, yapılacak görüşmeleri önemsiyorum ve yararlı olabilmek düşüncesiyle bazı eski değerlerden, bazı aktarmalar ve yorumlamalarda bulunmayı hem geçmişe karşı bir vefa borcu, hem de geleceğimize karşı bir görev sayıyorum.

ADETLERİN BAŞLANGICI :

R26; Sosyal hayatın başladığı ilk çağlarda, insanlar tarafından başlatılan düzenlemeler; doğa (tabiat) şartları ile ve varolan canlılardan gelecek tehlikelerden sakınmaya dayanır... Saldırıya uğramak, yok edilmek korkusundan kaynaklanan bu gereksinim, doğal olarak bütün canlılarda vardır. Bir ata, kuşa, öküze, böceğe herhangi bir canlı, hatta kendi türleri bile yaklaşmaya başladığında, toparlanır, ayağa kalkar. Zarar göreceğini anlayan canlı; ya saldırıya geçer, yada oradan uzaklaşır... Bu tedbirsel anlamda, içgüdüsel bir harekettir. Bu bağlamda insanları diğer canlılardan ayıran husus; Akıl ve zekâlarını ileri derecede kullanabilmeleridir. Bireyler ve toplumlar arasındaki meydana gelen fark; yaşadıkları coğrafi şartları ile karşılaştıkları olayların etkisiyle yaptıkları düzenlemelere yükledikleri anlam, ona kazandırdıkları kapsam ve düzeye dayanır.

ÇERKES DÜZENLEMELERİ :

R26; O, İptidai dönemdeki Çerkeslerin bilinci R20;Oturuyorsan yalvar, ayaktaysan saldır!R21; Anlayışlarıyla ortaya çıkar. Sağ elin sol elden daha aktif ve daha fonksiyonel olacağı düşüncesiyle ve bu esasa göre oluşan: Sakınma hareketleri diyebileceğimiz tedbirsel yöntemlerdir. Önceleri saygı ve nezaket davranışları olarak yorumlanmış, daha sonraları da ahlaki değerler ve ilkeler olarak kabul görmüştür.

R26; Bu sakınma hareketleri, iki kişinin yan yana gelmesiyle insani bir boyut kazanmış, daha güçlü olan (genç), daha güçsüzü (yaşlı) koruma altına almış ve yaşlının kendini daha rahat hissetmesi, savunabilmesi için sağ tarafı boş bırakılmış, üç kişi olduğunda da ortaya alınmıştır. Çerkeslerin oturma düzeninde, mekânsal yapılanmasın da, yeme-içme, çalışma hayatında, kadın erkek ve bireysel münasebetlerde kıssaca yaşamın her safhasında duyarlılıklar içeren düzenlemeleri hayli dikkat çekici ve özelliklidir... Sakınma, koruma ve kollama esasına dayanan: Mertlik, dürüstlük ve nezaket içermeyen, saygı ifade etmeyen ve ahlâki olmayan hiç bir adet, gelenek ve kural, ciddi anlamda Çerkeslere mâl edilemezdir.

R26; İnsan hem moral, emde fiziki bir yapıya sahip olduğu için, her iki konuda da beslenmeye (hem maddi, hem manevi) ihtiyaç duyar. Bilinçsizce aktarılan bazı öğrenmeler, değerlerde kararsızlık ve toplumda dengesizlikler yaratabileceği gibi, değerlerin kendisini de yok edebilir. O bakımdan maziden akıp gelen bazı özelliklere titizlikle değinilmesinde yarar olacağını sanıyorum. Bu bağlamda:

KÜLTÜREL ÖZET :

R26; Eski K.Kafkasyalılar, derin bir kültür birikiminin içinden geliyor olmaları nedeniyle doygundular. O kültürden kaynaklanan özellikleriyle sezgindiler. Görüp geçirdikleri ve çektikleriyle ezgindiler. Buna rağmen gelişigüzelliği ve acizliği kabul etmezlerdi...

R26; İnsan onurunu önemseyen, kişiliğe değer veren, fevkalâde disipline olmuş, gururla tevazuu bağdaştırmış, dürüstlüğü, mertliği ve nezaketi, erdemliği önde tutan paylaşımcı bir zihniyete sahiptiler. Sadece kendilerini değil, başkalarını da kendileri kadar düşünür, her canlının bir hayat hakkı olduğu bilinciyle hareket ederlerdi.

R26; Geleneksel, kuralcı bir yapılanmaları vardı... R20;Toplumuna uymayanla, grup oluşturmayanları adamdan saymazlardı.R21; Bu toplumu bağdaştıran, insanları kaynaştıran demokrasinin ana kaynağıydı. En büyük şanssızlıkları insani açıdan zamanından önce gelişmiş olmalarıydı.

R26; Dolayısıyla, eski K.Kafkasyalı Çerkesler, kendi özgün kültür hayat ortamlarını yitirdikten sonra aralarına katılmak zorunda kaldıkları, egemen kültürler karşısında hayli kayba uğramışlardır! Kayıp değilse bile, ziyadesiyle değişikliğe uğramış bazı özelliklerden satır başlarıyla bahsedecek olursak;

BAZI ÖZELLİKLER :

R26; Küçükler büyüklerin önüne geçmezdi.
R26; Büyükler küçüklerin haklarını görmezlikten gelmezdi.
R26; Kadınlar küçümsenip incitilmezdi.
R26; Çocuklar anne-baba dışında herkesin gözdesi ve ilgi odağıydı.
R26; Misafire neden geldiği, ne zaman gideceği ve açlığı sorulmazdı.
R26; Komşu komşunun prestij dayanağıydı.
R26; Hısım akraba, eş-dost, semt ve yöre insanı moral kaynağıydı.
R26; Kan bağıyla bağlı olanlar onur ortağıydı.
R26; Aynı adla anılanlar kardeş sayılır, akraba evliliği onaylanmazdı.

R26; İnsanlar, başkalarından yararlanmaya değil, yararlı olmaya şartlandırılmışlardı.
R26; Yokken de vermeye varan kendilerine has bir yardımlaşma ve dayanışma
anlayışları vardı.
R26; Düşkün göz ardı edilmezdi.
R26; Darda kalan çaresiz ve yalnız bırakılmazdı.
R26; Kendi insanının en küçük kusuru bağışlanmazken;
R26; Yabancı dışlanmaz, farklı yapısı ve bilmediklerinden dolayı ayıplanmazdı.

R26; Hediyeleşmek usûldendi, heveslenenden heveslendiği nesne esirgenmezdi.
R26; Hediye küçümsenmez ve beğenmemezlikten gelinmezdi.
R26; Eş-dost, hısım akraba arasında gidip gelmeler çoktu.
R26; Gidilen yere heybesi boş gidilmez, heybede giden konu-komşudan gizlenmezdi.
R26; Tuz-ekmek hatırı sayılır, iyilik unutulmazdı. Yapılan iyiliğin makbûlü,
sahibince dillendirilmeyendi.
R26; Dostla sır paylaşılır, gereğinde onun adına ondan önce hareket edilirdi
ve sır vermemek için ser vermek yeğlenirdi.
R26; Birlikte yola çıkan ve topluma hizmet eden yarı yolda bırakılmazdı.
R26; Kişi yüklendiği işin, hizmetin ve görevin dışına taşmaz; bir taşla iki kuş
vurmaya kalkmazdı. (gelmişken şunu da yapayım demezdi.)

R26; Toplumda itibar ve sosyal statü sahibi olmak topluma karşılıksız
hizmet etmekten geçerdi.
R26; Maddeye aşırı bağımlılık ve sözünü etmek miskinlik sayılırdı.
R26; Asil kadına ziynet, yiğit kişiye servet yakıştırılmazdı.
R26; Servet ve ziynetin nasıl kullanıldığı, insan kişiliğinin miyarıydı.
R26; Paylaşmanın da yolu yordamı vardı; önemli olan yapılanın yakışığıyla,
insanın onuru gözetilerek yapılmasıydı.

R26; Bazen, insanın kişiliğini küçültmemek için, bilerek istismara da açık olurlardı.
R26; Her söz ve davranış, herkese yakıştırılmaz; bazılarının kusuru
hatadan da öte sayılırdı.

DAVA NEDENLERİ :

R26; İnsani ve toplumsal ilişkilerde, dörtdörtlük kusursuz olunamıyacağına göre bazan hataya düşüldüğü de olmaktaydı. Dolayısıyla :

R26; Birine ayağa kalkmamak, yan yada arka dönmek, görmemezlikten gelmek, bilerek yada bilmeyerek kişiyi küçümsemek, herhangi bir yerde yapılan yanlış veya kasıtlı hareket, dava konusu olurdu

R26; Dava, birlikteliğin sorunlarını çözmek, bir bakıma çevreyle bütünleşmek, sadece kendi yargılarının değil başkalarının da bakışını değerlendirmek suretiyle sosyal hayata anlam ve düzey kazandırmak demekti
.
R26; Ciddi konuların dışında eğlenceye, özellikle öğretiye dönük, ufacık bir tavırdan kocaman anlamlar çıkartılan ve alabildiğine abartılan bir yargılama usûlleri vardı.

R26; Bu bağlamda yargılanmak demek adam yerine konmak demektiR30;

R26; Yargılamalarda kullanılan üslûp ve tavır önemliydi; nazikâne bir tutum içinde bir nevi diploması dili kullanılırdı.

R26; Üslûba, bütün bireysel ve toplumsal ilişkilerde, özellikle kadınlara karşı dikkat edilirdi.

R26; Şikâyetçi olmanın, gönül huzursuzluğunu dile getirmenin de bazı nazikâne yöntemleri vardı; aracı kullanılır ( elçi, vekil, sözcü gibi ) yada konu grupsal bir ortama taşınır, ondan da güzel sosyal sonuçlar çıkartılırdı.

R26; Sadece sözlerin değil hareketlerin de etkili olduğu bilindiğinden, tavır ve davranışlara da anlamlar yüklenmişti.

R26; Bu anlayışla, şikayetçi taraf sorunlarına ciddiyet katmak için bayanlar, ortamına uygun olarak baş örtülerini, yada saç örgülerini kullanırdı. Erkeklerse, orta yere diz çökerek veya kalpaklarını koltuk altına alarak dikkat çekerlerdi.

R26; Bazı ciddi sorunlarda zorunlu olarak R20;düelloR21; kuralına baş vurulduğu da olurdu. Kendileriyle bütünleşmiş gibi görünen sivri kamalarına rağmen, dürtmeyi hayvansal hareketi sayarlardı.

R26; Güçlülüğü çeviklik ve incelikte görür, genelde kolaycılığı değil zoru seçerler,
Ölümde bile erdemlik ararlardı.

R26; Önemli olan bela aramamak, geldiğinde de kaçmamaktı.

R26; Utanma hisleri geliştikti, hadlerini bilir, ayıp kazanmamak için kılı kırk yararlardı.

R26; Esas olan başkalarına yakıştırdığını değil kendine yakışanı yapmaktı.

R26; Başkalarının varlığına ve haklarına karşı da hassas ve müşfiktiler.
Kimsenin onuru ayak altına verilsin istenmezdi.

R26; Bir kadın, yada kızR17;ın zorda bırakılmaması, onurunun kırılmaması
toplumsal duyarlılıkların en önde geleniydi.

R26; Soyun kadından azdığı bilindiğinden kadının temizliği ve
safiyeti dikkatle gözetilirdi.

R26; Kadın erkek ilişkilerinde hata, önce erkekte aranır, bir kadını
nasıl yanılttığı konusunda suçlanırdı.

R26; Lekelenen kadın uzağa, bilinmeze verilirdi.

R26; Başkalarının yanında kadına, aciz olana ve çocuğa güç gösterisinde bulunulmazdı.

R26; Birilerinin yanından geçerken, ata öküze vurulmazdı.

KONUŞMA VE OTURMA :

R26; Oturup kalkmanın, yolda yürümenin, selam alıp vermenin, eve girip çıkmanın, geleni gideni karşılamanın, uğurlamanın, hal hatır sormanın, topluma yada topluluğa katılıp ayrılmanın, insan ağırlamanın, gönül almanın, konuşmanın ve dinlemenin de bir usûlü, adabı vardı.

R26; Yürüme ve oturma düzeninde sorumluluk taşıyan yerler olduğundan, gidilen yerde rasgele oturulmazdı. Bu yerlere o yükümlülüğü taşıyabileceklerin yöneltilmesine özen gösterilirdi.

R26; Konuşurken yüksek sesle, tehdit edervari konuşulmaz, el-kol haraketleri yapılmaz, biri konuşurken diğerleri susardı.

R26; Her şey açık görüşülür, fısıldaşılmaz, en doğru görüş ve bilgi bile nezaketle,
tevazu içinde sunulurdu.

R26; Mevcutların hal-haraketleri, mimikleri dahil hepsi değerlendirilir,
herkese konuşma fırsatı verilmeye çalışılırdı.

R26; Böylesi toplu oturumlarda konuşacakları ve konuşulanları
değerlendirecek ehil biri olurdu.

R26; Ciddi konuların ele alınmasında bunlar daha dikkatle uygulanır, sohbet yada eğlence amaçlı olanlar da daha esnek davranırlardı.

R26; Misafir yada gelenlerin karşılanmasında ilgi önce yabancıya (biraz resmi şekilde) gösterilir, daha sonra yakınlık derecesine göre diğerlerine daha sıcak ve samimi davranılırdı.

R26; Karşılaşmalarda el ve yanak yanağa öpüşülmezdi. Kucaklaşma ve tokalaşmalarda kendine özeldi. Akrabalar arasında bile göğüs göğüse gelinmezdi.

R26; Eve girerken; öncelik kadının, çıkarken erkeğindi.

R26; Kadının arkadan yürütülmesi sürüklendiği, önden yürütlmesi sürüldüğü anlamına gelirdi.

R26; Beraber olunan yada karşılaşılan kadın- kız yalnızsa, elinde birşey varsa alınır ve evine kadar refakât edilirdi.

R26; Tanışmalarda küçüğü yada misafiri büyük takdim ederdi, büyüğe tanıtılmamışsa ve
tanımıyorsa kendini tanıtmasını yada tanıtılmasını isterdi.

R26; Kişi kendini soyunun adıyla tanıtır yada tanıtılırdı. Gerekiyorsa baba adı da söylenirdi.
Bilinmiyorsa köyü, boyu ve adı mevzu edilirdi. Sorulursa dayı tarafı da söylenirdi.

R26; İsim kullanırken aile adı (soy adının) dışında Ağa, Efendi, Bey gibi takılar kullanılmazdı.

R26; Selamlaşmada; küçük gelir, büyüğün elini iki eliyle tutar yada toparlanarak kendini büyüğüne hissettirir ve büyükte kendisini selamlayarak geçişirlerdi..

R26; Yolda yan yana yürürken, karşıdan bakıldığında: İki kişiyken büyük solda, küçük sağda, yani 1-2. Üç kişi olunca büyük ortada, küçüğü sağda, daha küçük olan solda; yani 3-1-2.. Dört kişi ve daha fazla olunca 3-1-2-4-5 diye sıralanır; sıra genelde üç veya dördü geçmez di.

R26; Merhabalaşmak, hal-hatır sormakta büyüğe dönüktü; fakat, gelinenlerin gelenlere yönelmeleri de bir nezaket gereğiydi. ( Ev sahibi, misafir) ilişkilerinde olduğu gibi.

KAŞEN :

R26; KaşenR17;lik: Evlenme niyetiyle talip olmak değil, görünmek anlamına gelir. Esası sohbet ve sözlü şakalaşmaya dayanır.

R26; Kaşenlik kurumunda başta gelen kural, konuşulan her şeyin şaka olduğunun, yönelmenin, ilgi göstermenin, onurlandırma anlamına geldiğinin bilinmesiydi.

R26; Kan bağıyla bağlı yetişkinlerin (anne, baba, amca, hala, abla, ağbi gibi kimselerin) olmadığıR30; Kızlı erkekli, ikiden fazla kimsenin bulunduğu bir ortamda, bulunanlarında taraf yada rakip olarak konuşmalara katıldığı ve özellikle kızlara karşı erkeklerin beğeni rekabeti sergilediği: Bir bakıma karşı cinsle konuşarak bir nevi ruhsal ve duygusal tatmin yöntemiydi.

R26; Diğer bir anlatımla: Kızla bir erkeğin nezaketle birbirine yönelişinde yada bulunanlardan kıza ve erkeğe tarafmış gibi görünerek üçüncü şahısların yöneltişinde; tarafsız olanlarında hakemmiş rollerine bürünerek yapılan konuşmalar: (Dolaylı anlatım, sataşma, espri iltifatlaşmalarla,) sözcüklerin altındaki giz ve anlam hissettirilmeye çalışılarak: Düşünme ve sezgi kabiliyeti geliştirmeye, konuşma yeteneği artırmaya ve dil estetiği edinmeye dönük uygulamalardan biriydi diyebiliriz.

R26; Görüşmelerde, fiziksel herhangi bir dokunmanın olmadığı, beğeni ve hayatı güzelleştirmenin dillendirildiği; kırıcı, üzücü, küçültücü ve ürkütücü yanı olmayan, gençler arasında gizemli bir havanın estirildiği, düzeyli bir birliktelikti. Birbirine ilgi duyan iki genç yalnız kalsalar bile kız delikanlının emaneti sayılırdı.

R26; Kızlara yada bir kıza her genç, hatta yaşını başını almış (çoluk-çocuk sahibi) kimseler bile talip olur, kızlara kendilerini beğendirmek ve ilgilerini çekmek için kıyasıya yarışırlardı. Geçkinlerin kızlara talipmiş gibi görünmesi kızların olgunluk vasfının bir takdiri ve bu takdirin bir refaransı gibi görünürdü.

R26; (Pıselux R11; Pısayşbare) Pıse : Can, Lux: Arama. Bare: Görmek,
(Can yoldaşı arama yada görme anlamında kullanılır.

R26; (Varşer - Ğamşırkoe) : Şakalaşma, Sohbet anlamına gelir.

R26; (Çapşa) : Kırığı- çıkığı olan, yaralı kimseler için düzenlenen eğlence türü.
(Bir nevi psikolojik tedavi yöntemiydi.

EVLENME :

R26; Evlenme beyanından, büyümüşlük, adam olmuşluk iddiası çıkarılacağından; gençler evlenme isteklerini dillendirmezdi.

R26; Evlenmenin iki türü vardı: 1 R11; Evlendirilir, 2 R11; Evlenilirdi. İkincisinin üç ayrı şekli vardı. A R11; Kız kaçar, B R11; Formaliteden kaçırılır, C R11; Kız kaçırılır... Kızın kaçırılmasın da kızın istememesi ve zorlama varsa işin halli çok zorlaşır, bu konuda bazen aileler arasında husumet doğduğu da olurdu. Kızın kaçmasında uygunsuzluk varsa, ailesince aranıp sorulmaz ve kızR20;HARAMR21; edilir di.

R26; Evlendirilmelerde; önce nabız yoklanır, sonra uygun birinin aracılığıyla kız amcasından istenir, dayılarının da oluru alındıktan sonra belirlenen günde formalitesi yerine getirilirdi.

R26; Kız aşağı bakarak alınır, yukarı bakarak verilirdi. Eskiden ev bakmaya gidilmez di, kıza paha biçilmez ve başlığa da karşı gelinmezdi.

R26; Nikâh kıymaya kadın-kız gitmez! Dört kişiden fazla ve gündüz gidilmezdi.

R26; Nikâha gidenlere, açlıkları giderilsede ziyafet çekilmezdi.

R26; Başlık almaya gidenler alabildiğince ağırlanır, memnun etmek için
elden gelen bırakılmazdı.

R26; Nikâh kıymaya giden Thamade, Gelinci Thamadesi olarak gitmezdi.

R26; Geline çeyiz yapılmaz, ne yapılacaksa daha sonra baba evine
döndürülünce yapılırdı. (Dışase)

R26; Gelin giderken beraberinde götürdüğü (yatağının dışında) her şey hediyeydi. Elbise ve takıları dahil hepsi belirli kimselere gelin hatırası olarak verilirdi.

GELİN :

R26; Kız baba evinde misafir ilgisi görerek büyürdü ve aile içi denge ve neşe unsuruydu.

R26; Gelin gittiği ailede soyunu adıyla ünlendirir, takılan sevgi adıyla nazlandırılırdı.

R26; Gelin mutfağa sokulmaz, çamaşır, bulaşık yıkattırılmaz, ev içi düzeni, temizliği ve küçüklerle ilgilenmesi dışnda, kaçma döneminin sona erdirilmesinden sonra da sofra hazırlama, kaynana ve kayınpedere hizmetten başka fazla bir iş yaptırılmaz ve hoş tutulmaya çalışılırdı.

R26; Gelin belli bir süre kimseyle görüştürülmez, konuşturulmazdı. İstediğinde istediği yere (baba evi dahil) izinsiz ve refakatcisiz hiç bir yere gönderilmezdi.

R26; Gelin yakışığıyla gelinip görülür ve yakışığıyla gönderilir yada götürülürdü.

R26; Gelinin aşılamayan kusurları varsa yüzüne vurulmaz, münasip bir lisanla ailesinin ilgisi ve bilgisine sunulurdu.

R26; Gelinin gelinliği kaynana oluncaya kadar sürerdi,

R26; Her gelinin kendisine dönük mahremiyet (gizlilik) ifade eden bir odası vardı. Bu oda kendi istemedikce hiç kimse tarafından ihlal edilemezdi.

KAÇINMA VE ALIŞTIRMA :

R26; Eski Çerkezlerin utanma hissi aşırı gelişik olduğundan, en ufak davranışta bile hata yapmamak için hassasiyet gösterirlerdi.

R26; Bu titizlikten kaynaklanan alıştırma ve kaçınmaya dönük uygulamalar da vardı...

R26; Gelin götürülürken ailesi tarafından yanına uygun bir kadının refakatcı verilmesi,

R26; Gelinin bir bayan ve erkeğin evli birer sadıçlarının olması,

R26; Gelinin en azından bir gece misafir sayılması; Güveyi ve sadıç ile birlikde
odasında yemek yenmesi.

R26; Geline özel olarak hazırlanan korsenin (Koenşıbe) gerdek gecesinde,
usulüne uygun biçimde itinayla çözülmesi.

R26; Bu arada fırsat bulan akranlarının kapı ve pencere dinleme isteğiyle
rahat vermeme girişimleri.

R26; Gelinin; düğün boyunca toplanan hanımların arasında, oturmadan ayakta tutulması, utanmaması ve yüz ifadelerinin belli olmaması için, çok ince bir ipekle (Denekaz) yüzünün örtülmesi ve çoğu zaman odasında dinlenmeye alınması.

R26; Gelinin ilk zamanlarda yaşıtları, elti ve görümcelerinin dışında ve
başkalarının yanında hiç konuşturulmaması.

R26; Görenlerin geline iltifatlar ve sevecen davranması, damadın baba evine döndürülmesi seremonisinden sonra damadın, evden enaz üç gün uzaklaşması gibi.

R26; Gelinin odasından, diğer odalara alınması, kaynanasının huzuruna çıkarılmasına ve en yakındaki amca evine yürütülmesi merasimine (Vuneyışe - Tacenegılre) R20;ev gezdirmesiR21; yada eve alma denilirdi.

R26; Gelini, damat tarafına dönük akraba hanımları, komşu kadınlarla birlikte evlerine davet ederek yemek verir, güzel söz ve hediyelerle onurlandırırlardı.

R26; Yeni evlendirilen gençler; önce evden, sonra büyüklerinden kaçarlardı.

R26; Daha sonraları da eşler (karı-koca) birlikde görünmezler, başkalarının yanında da yakınlık sergilemezlerdi.

R26; Odalarına giriş çıkışlarına da dikkat ederlerdi.

R26; Hamilelik belli olunca gelin gizlenir, doğumdan sonra da çocuğuyla birlikde, özellikle büyüklere (erkeklere) görünmezdi.

R26; İlk erkek çocuk dünyaya geldiğinde salıncak (Xırine) kurulur, çeşitli eğlenceler düzenlenirdi.

GELİNİ GETİRMEK :

R26; Gelini getirmek toplumun işiydi:.. Ailenin çağrısıyla soy büyükleri yada temsilcileri, çevreyle birlikte toplanır. Onların nezaretinde, önünde büyüğü ve mani hali olmayan, içlerinden birinin başkanlığında: Kişilerin birbirinden ve hepsinin birinden sorumlu olduğu bir bütünlük ve düzen içinde hareket edecek kızlı-erkekli (kadınlar gelin almaya gitmezdi) bir grup oluşturulurdu.

R26; Bu grup gittiği yöre gençlerine hediye olarak bir sepet götürürdü. Bu sepetin içinde, bir fend maxsıme, üç dilim beyaz yada bir is peyniri, haşlanmış üç tavuk ve üç fırın ekmeği olurdu. Maxsıme sonradan üç şişe büyük boy içkiye dönüştürülmüştür.

R26; Ayrıca gelini kaldırmak için elbiselik götürülürdü. Daha eskiden, görümce durumunda olan biri yada kız Thamadesi elbise çıkarırdı. (bir entari)

R26; Bir de gelinci gidenler, kendi yol ve görev masraflarını karşılamak üzere, mola verdikleri bir yerde, aralarında para toplarlardı. Gidemiyen fakat parasal katkıda bulunmak isteyenlerin, gidenlerden birine adlarına vermesi için para vermeleride usûldendi.

R26; Para toplamada ThamadeR17;nin önüne geçilmezdi. Evlenenin yakınları para vermezdi, fakat gerektiğinde harcamada bulunurlardı. Toplanan paranın harcamalardan sonra kalanı yine düğün için harcanırdı

R26; Gelin almaya gidilen kız evinde, gece kalınır, bütün misafirlere ev sahibi edindirilir ve düğün başlatıldıktan sonra, gelincilere olmadık şakalar yapılırdı.

R26; Düğünü yöre sakini (Hağarey) olanlar Kafe oyunuyla başlatır
Vuıg oyunuyla bitirirlerdi.

VUIG : Kolkola girilen (Kız sağda) yukarı, sağa doğru, yanyana tek sıra halinde yürünen ve konuşarak R20;PILHR21; (Talip olunan) yapılan, en yukarı gelindiğinde de figür yaparak aşağı inilip tekrar sıraya girerken kızın kavalyesinin değiştirildiği bir oyun tarzıydı.

SOFRA :

R26; Eski ÇerkesR17;lerde yemek üç ayaklı sofrada, diz çökerek yenirdi. Yemekten sonra
et suyu içilirdi, fakat içki içilmezdi.

R26; Büyüğünden yada misafirden önce yemeği bırakmak görgüsüzlük, tabağı tamamen
sıyırmak da aç gözlülük sayılırdı.

R26; Akşam üzeri eve girmemek, sofrayı reddetmek, kabalık addedilirdi.

R26; Sofrada misafir yada büyük olan biri, bir temenni konuşması yaptıktan
sonra yemeğe başlanırdı.

R26; Sofrada içki içilmesi ve biri tarafından herkesin konuşturulması düzeni: Sovyet sisteminde geliştirilmiştir ve bütün bağlı eyaletlerinde uygulanır. Bu düzenleme:

R26; Eskiden Çerkeslerin koçaklamalar (Maxısıme vared R11; cepe vared) söyleyerek, sırasıyla içki içme usûlünü hatırlatıyor. Eğer sofrada içki içilecekse, sarhoş olmamak için bir direnç gösterilmesi bakımından o usûlün uygulanmasında yarar vardır.

ACININ PAYLAŞIMI :

R26; Cenazeyi kaldırmak, mezara indirmenin dışında tamamen toplumun işiydi.

R26; Meftayı hazırlamak, mezarını kazmak, çevreyi ve hısım-akrabasını haberdar etmek, gelen gidenle ilgilenmek aynı yerleşim birimi (köyü-mahallesi, komşu) sakinlerinin göreviydi.

R26; Acı Sahipleri tabutun altına girmezlerdi (taşımazdı). Mezara toprak atmazdı.

R26; Dua alınırken ellerini kaldırmazdı. Gelenleri karşılamaz, uğurlamaz, hal-hatır sormaz, konuşmalara katılmazdı. Taziyeleri komşu yada semt büyüğü veya soy büyüğü acı sahiplerinin adına biri kabûl eder ve cevaplardı.

R26; Cenazeye dışarıdan katılanlar o köyde yemek yemez ve gece kalmazlardı. Cenaze merasiminden hemen sonra, akrabaların ve yalnız bırakmak istemeyen dosları dışında herkes o köyü terk ederdi.

R26; Acı sahipleri, cenaze kalkmadan ve topluluk dağılmadan yemez-içmezlerdi. Komşuların haberleşerek getirdikleri ve bizzat kendilerinin sofra hizmetinde bulunduğu yemekler de, acı sahiplerine yedirmek için bulunanlardan bazıları; özellikle büyükler tok olsalar bile sofraya oturur yemeleri için ısrarcı olurlardı.

R26; Bu durum ilk CumaR17;ya veya aileye yakın yalnız bırakmak istemeyen dostların ve akrabaların dağılışına, kalabalığın çekilmesine kadar sürerdi.

R26; Sadece acı evinde ilk CumaR17;ya kadar, her akşam yağda hamur kızartılır (Lokum), gelen geçene, çoluk çocuğa ve komşulara dağıtılırdı. Kırkına kadar diğer Cuma akşamları da aynı şey yapılırdı. Ve kırkında Mevlüt okutulur, yemek verilirdi.

R26; Saç Sakal traşı olmamak, toplumsal etkinliklere katılmamak, mahzun görünmek yaslı olmanın bir belirtisi ve gereğiydi.

R26; Bu konuda zamanında sorumluluğunu yerine getirmemiş olanlar, ilk karşılaştıkları yerde duyarlılıklarını göstermeleri normaldi. Çünki eski Çerkeslerde acının eskimediği bilinci vardı.

DİN :

R26; İslâmiyetR17;in Batı KafkasyaR17;ya 8.Asrın ortalarında girdiği söylenir ve o tarihlerden bu güne gelen bir ihtiyarın şu sözleri ilginçtir..R20;İslamiyet-İslamiyet diyorlardı! Ben de lezzetli güzel bir yemek sanmıştım! Şuna tertemiz bir Çerkes adeti deseler olmazmıy dı?R21;

R26; Çerkes insanının adetlerine düşkünlüğü kadar, zaman zaman ondan da daha ileri götürdüğü İslamiyete, safiyane ve samimi bir yönelişi ve AllahR17;a tertemiz bir yaklaşımı, inancı vardır. Çünki adetleriyle inancı çelişmez, ikiside ahlâksaldır. Biri nefsin islâhını, biri nefsine hükmetmeyi emreder. Biri insanlığı önemser, biri yüceltmek ister, . Birinde Allah korkusu, birinde utanma duygusu güçlüdür.

R26; Ğadıye R20;ŞAENR21; dedikleri (Huy-Ahlak-Karakter) İslamiyet in telkin etmek istediği ahlakR17;tan ve Çerkes terbiyesinden başka bir şey değildir.

R26; Çerkeslerin islamiyeti kabulünden sonra imama R20;YefendiR21; adını ve ThamadeR17;nin hemen sol yanında yer vermişlerdir. Biri XabzeR17;yi, diğeri dini (İnancı) temsil ederdi.

R26; Manzum bir metinde geçen şu ifade inanç ve Çerkeslerdeki özgün yapıyı işaret etmesi bakımından dikkae değerdir. R20;Biz gençlik saikasıyla taşkınlık yapmayan, önderlikte yarışmayan, AllahR17;a eş koşmayan bir anlayışın mensuplarıyız.R21;

R26; İnançlardaki günah ile Çerkeslerdeki ayıp caydırıcılık açısından eşdeğerdir.

BAZI DEĞERLENDİRMELER :

R26; Hiç bir kadına eşinden daha az itibar edilmezdi. Fakat adet-usûl bilen hiç bir kadın eşinden önce izzet ikram kabul etmezldi.

R26; Geçişmeler de kadın erkeğin yolunu kesmemek için, erkek geçinceye kadar yolun kenarında beklerdi. (bu bekleyiş başka toplumlarda da vardı, fakat duruş farklıydı)

R26; Kadın seyahat halindeyken, araba da önü erkek yolcunun geçeceği yöne dönük otururdu ve geçişme esnasında kadın kalkar gibi yaparak erkeği selamlardı..

R26; Sosyal etkinliklerde baba-oğul, amca ve kardeşler bir arada görünmezlerdi. Büyüğün olduğu yerde küçük ortaya çıkmazdı. Kız babasını görürken oynamazdı. Kadınlar ve gelinler oynatılmazlar, düğün sahibi ve takıntısı olan erkekler oynatılmazdı.
(istisnalar hariç)

R26; Saygının da dereceleri vardı: Baba elini uzatmadan, oğul elini tutamaz (ve öpemezdi)

R26; Acı sahipleri, kadın ve darda kalan yalnız bırakılmazdı.

R26; Sorunu olan kişi danışırdı, danışılanın önerisinin sonucu ve ayıbı danışılan
kimseye ait olurdu.

R26; Kadında kısırlık noksanlıktı. Fakat fazla doğurganlık da köpeksi sayılırdı.

R26; Cinsellikten bahsetmenin basitlik ve ayıp sayılması nedeniyle, R20;Genç kızın göğsünün bastırılmasıR21; gibi, kişilerde bu nevi dürtülerden uzak dururdu..

R26; Sevgi dillendirilmez, hissettirilirdi ve sevgi bir bakıma esirgemekti.

R26; Aşırı güvensizlikten, güven ortamları yaratılmıştı. Güven ve otoritenin sarsılmaması için ayrıntılı tedbirler alınmıştı.

R26; Bir yere gidişte, başkalarına katılım halinde bir kılavuz yada ev sahibi edinilir ve onun delaletiyle (öncülüğünde) hareket edilerek ayıp kazanmamaya çalışılırdı.

R26; Her hangi bir topluluğa, gruba katılım halinde, durumun gereğine göre hareket ederek, kişi kendini hissettirir ve ayrılacağını belli ederek, izinle ayrılırdı.

R26; Her hasta sorulmaz, sordurulurdu.

R26; Yumuk ve tam açık olmadan, sol elin yukarı kaldırılması olumsuzluğu ( üzüntüyü). sağ elin aynı tarzda kullanılması iyi niyeti, sevinci (selamlamayı) ifade ederdi
.
Bir mağduru himaye edemeyen Hanım (Koje - Goaşa)
Eşini yüreklendiremeyen kadın,
Çocuğunu yönlendiremeyen anne,
Hatalı bir genci uyaramayan kız,
Kendini düzenleyemeyen genç,
Konumundan bihaber yaşlı,
Kadına saygısızlık eden adam,
Haksızlığa karşı duramayan kimse
Yatağında rahat ölen kişi,
Fazla muteber sayılmamıştır.

YERLEŞİM :

R26; Bağdaşabilen büyük ailelerin birlikte yaşadığı yerleşim birimleri vardı. Bu yerleşim birimleri, genelde öncü ailelerin adıyla anılırdı. (Koejeps - Kıtğah)

R26; Ailelerin yerleşim tarzında da bir düzen görülürdü. En saygın aile suyun geldiği en üst tarafa (Baş tarafa) yerleştirilir, diğerleri de aşağıya doğru sıralanırlardı. Aynen oturma düzeninde olduğu gibi. (Jante R11; Goarte gözetilirdi.)

R26; Büyük ailelerin; diğer mekânsal yapınmalardan, tamamen bağımsız olan misafirhaneleri vardı. Misafirhane önünde, her zaman misafir kabûl edileceğini simgeleyen ve bakıldığında dışarıdan görülebilecek şekilde, at bağlamak için dikilmiş çatallı, kuru bir ağaç bulunurdu.

R26; Damga, hayvancılıkla uğraşan büyük ailelere mahsustu. Hayvanlarının ve bazı eşyalarının kendilerine ait olduğunu belirlerdi. R20;ENR21; dedikleri atların dışında diğer hayvanların kulaklarına yapılan işaretlerdi.

TEMEL OLUŞUM :

R26; Toplumsal yapılanmada esas alınan soydu. Soya bağlı olarak aile ve bireydi.

R26; Sosyal ve toplumsal münasebetlerde her soy (sülale) kendini, diğer üyelerinin tam destek verdiği soy büyüğüyle ifade ederdi.

R26; Soy büyüğü; topluma karşı, soyunun sorumluluğunu taşır ve soyunu temsil ederdi. Yada soyundan uygun olan birine temsil ettirirdi.

R26; Soy büyüğü, bir bakıma makamı sayılan misafir hanesinde oturur, gelen gidenle ilgilenir, misafiri olmasa bile şahsına özel sofra hazırlanan ve soyunda tek çalışmayan kişiydi.

R26; Soy büyüğünün sözü ve davranışları soyunun bütün bireylerini bağlar, soy büyüğüne karşı yapılan hitap ve davranışlar da, soyun tümüne dönük sayılırdı.

R26; Sosyal ve toplumsal konularla ilgili alınacak karar da, (Hititlerde olduğu gibi Merkezi Meclis PANKU dışında) yaşlılardan oluşan, yargılama ve yönlendirmeyle yükümlü, adına yerel soy büyükleri (Sülale Konseyi diyebileceğimiz) heyet toplanır... Konular açık görüşülür, herkesin oluru alınıncaya kadar, zamana bağlı kalınmadan görüşmeler sürdürülür, kararlar ittifakla alınırdı. Bir konu için bir defa toplanılır ve konular sürüncemede bırakılmazdı..

R26; Bu nevi toplantıları R20;EN ETKİNR21; (Pışı - Ğahı) yoksa R20;EN YETKİNR21; (Thamade-Ğayhba) olan yönetirdi. Alınan kararlar herhangi bir uygulamayı ve grup oluşturmayı gerektiriyorsa, konusunda ehil olan, önünde büyüğü ve herhangi bir mani hali olmayan içlerinden birini, meclisleri adına, Thamade yetkisiyle görevlendirirler, yanına bir yardımcı ve yaver diyebileceğimiz becerikli genç verirlerdi

R26; Görev hitamına kadar bu görevlendirilen şahsın dokunulmazlığı ve grubunun, kendisine mutlak itaat mükellefiyeti vardı.

R26; Her yerleşim birimi, kendini başka bir birime ve topluma karşı, mümkünse her soydan birinin katıldığı ve ThamadeR17;si olan bir grupla temsil ederdi.

R26; Yerleşim birimlerini temsilen bir araya gelen gruplar bölge gruplarını oluşturur, bölge grupları boy gruplarına dönüşür, boy gruplarının bir araya gelişiyle; kıdemlinin daha kıdemliye tabi olduğu anlayışı ve iki kişinin yan yana oluşundan kaynaklanan temsil ve otorite alışkanlığıyla binlerce kişinin bir otorite etrafında toplanması sağlanmış olur. R20;Parçalardan bir bütün oluşturulmasıR21; gibi milletce bir bütünlük ve birlik oluşturulurdu.

R26; Yapılacak sosyal ve toplumsal görevlerde, büyükler sorumluluk yüklenir, gençler hizmette bulunur, orta kuşak muvazene (denge) unsuru olurdu.

R26; Her soyun ve boyR17;un ferdi, o soyun ve boyR17;un bir refaransı sayılır, toplumda soyu, buyu ve köyü adına itibar görürdü.

R26; Çerkes insanına doğuştan verilen görev onurunu korumak ve karşısındaki insanın işini kolaylaştırmaktı. Sırasıyla soyuna, hısım akrabasına, komşusuna, mahalleli ve köylüsüne; boyuna ve toplumuna karşı sorumluluk taşırdı..

GENEL DEĞERLENDİRME :

R26; Eski Çerkesler de görev alınmaz verilirdi. Biraz nazlanılsa da verilen görevden kaçınılmazdı.

R26; Başarısızlığın mazereti olmazdı. Kişi önce kendini sorgular dı. Hatanın herkeste olabileceği genelde kabul görür ve kişi kendini savunmaz, savunulur du.

R26; Takdir tamamen topluma aitti. Şakanın dışında kişinin kendini övmesi kadar,
beğeni sergilemesi de yadırganırdı.

R26; Bütün hareketler ayrıntılarıyla ölçülendirilmiş, kurallara bağlanmıştı. Herkes konumunun ve yükümlülüğünün bilincinde... Kimin nerede ne yapacağı, kimin kiminle nasıl beraber olacağı, kime karşı nasıl davranacağı, nasıl muhatap olacağı önceden belliydi.

R26; Hiç bir yerde rastgele davranılmaz ve hiç bir zaman rastgele bir araya gelinmezdi. Gelinse de iki kişinin olduğu yerde bir otorite olur, biri diğerini, büyük küçüğünü temsil ederdi. Binlerce kişi olsa dahi, yine bir otoriteyle temsil edilirdi.

R26; Yerine göre devreye giren ve önemsenen R20;Vekâlet, Sözcülük ve ElçilikR21; gibi oluşumlar vardı ve bu kurum bilgilendirme ile bilgi edinmede; anlaşmazlıkların hallinde sorunların tırmandırılmadan çözümünde çok önemsenirdi.

R26; Çerkeslerde, Baba-oğul, kardeşlerde birbirlerinden kopmadıkları halde, senli-benli, ciğer sarması değillerdi. Onların arasına bile bu kurum, gereğinde devreye girerdi.

R26; Hak aramanın en etkin yolu da buydu. Thamade bile dava edilemez değildi, usûlüne uygun olduktan sonra.

THAMADE VE CALE :

R26; Her aile reisi, soy büyüğü, köy ileri geleni ve yöre yetkinini kendi taraftarları
R20;NehıjR21; olarak anar. Thamade de diyebilirler. Fakat Thamade, sorumluluk taşıyan
idareci (yönetici) demektir.

R26; Thamade - Ğayhba kendini değil, beraber olduğu kimseleri değerlendirebilen, onları temsilen öne çıkabilecek gerekli sosyo/kültürel donanıma, bilgi ve beceriye sahip, bir arada olanların arasında bulunan EN YETKİN kişi demekti.

R26; Eski soy büyükleri, DOĞAL THAMADE muamelesi görürdü. Yapılan toplantılarda onların en yetkini OTURUM THAMADER17;SİR17; muamelesi görür Herhangi bir nedenle.yörelerini temsilen gurup oluşturulacaksa: Oturum ThamadesiR17;nin yönlendirmesi ve diğerlerininde tasvibi ile GRUP THAMADER17;R17;Sİ belirlenirdi

R26; Bu belirlemede en çok dikkat edilen husus: Önünde soyundan bir büyüğünün olmaması, adetleri uygulama ve kendini görevlendirenleri temsil yeterliliğinin olması idi.

R26; Grup Thamadesi, görevlendirenlere (Oturum Thamadesi ve katılan soy büyüklerine) karşı sorumluluk taşırdı

R26; NEXIJ - ĞAHBA (Daha Kıdemli) : Akran olmayan küçüğün büyüğüdür ve denge unsurudur.

R26; CALE - ÇIKUN (Genç olan, delikanlı, CALEFR17;I - ÇIKUNBIZİ (iyi Delikanlı) Değerler bilinci üzerine kurulmuş bir toplum ve aile de yetişmiş öyle gençler vardır ki: Büyüklerinden daha derin duyarlılıklara sahiptir... Bir arada olamaz denebilecek karekterlerin nasıl bağdaştırabileceğini bilir ve beraber olduğu kimselerin, yerine göre, tabi olduğu çoğu otoritenin prestijini kurtarır ve kendini teşhirden uzak tutan öylesine yararlı delikanlılar vardır.

R26; CALEJIFR17;I - AHBAÇIKUN ( Vasıflı, geçkin delikanlı): Yukarıda anlatılan yetenekli delikanlının biraz daha geçkini. Toplumda denge unsuru olan Genelde gençlerin kılavuzu ve onları büyüklerini karşı dengeleyen kimse.

R26; Önde büyüğü olan kimsenin hatası, büyüğü tarafından telafi edilebilirdi. Fakat büyüğün böyle bir şansı yoktu. Hata yapmamak için daha dikkatli davranırdı.

R26; Thamade nin davacı olmama prensibi bu anlayıştan kaynaklanır.

R26; Konusunda yada herhangi bir sosyal konuda başarı sağlayan ve memnuniyet yaratan kimsenin ONURE edilmesine dönük, bazı zahmetsiz ve masrafsız basit düzenlemeler vardı. ThamadeR17;nin genci yanına alarak cemiyete özellikleriyle takdim etmesi yada R20;BIJAR21; ile onurlandırılması gibi.

R26; Yapılan yanlış ve hatalarda da en büyük yaptırım, adam yerine konmamak ve toplum dışı bırakılmaktı.

BÜYÜK AİLE :

R26; E.K.Kafkasyalı Çerkesler henüz sanayi devriminin gerçekleştirilmediği, her şeyin el emeğine ve maharetine dayalı olarak karşılandığı dönemde; yerleşik düzende, toprağa bağlı olarak, hayvancılık ve çiftçilikle uğraşırlardı.

R26; İnsan sesinin dışında, herbirinin ayrı bir hizmet beklediği, evcilleştrilmiş 16 tür canlı sesinin duyulduğu mekânsal bir yapılanmada yaşarlardı. Bu sitenin geleni gideni ve işi hiç eksik olmazdı.

R26; Devamlı ekmek pişirilir, yemek yapılır, süt sağılır, yün eğirilir, şayak dokunur, giysiler dikilirdi. Yapılan onca işin, temizliğin yanısıra, gelen gidenle de ayrıca ilgilenilir ve misafir ağırlanırdı.

R26; Ağasıyla, çobanıyla, çırağıyla, çoluğu-çocuğuyla, kadını-erkeğiyle ihtiyaçların karşılanması bakımından kendi kendilerine yetme gereği karşısında devamlı bir dayanışma içinde olan bu site sakinleri, kiminin kendini aidiyet, kiminin mensubiyet anlayışıyla ifade ettiği, aynı soy adıyla anılan ve o adın sorumluluğunu birlikte taşıyan geniş ve büyük bir aileydi

R26; Bu büyük ailenin ve site mensuplarının özdeki yapısı dikkate alınmadan, Çerkeslerin özeldeki sosyo kültürel gelişiminin üzerindeki etkileri yeteri kadar bilinmeden, Çerkes adet ve geleneklerinin sağlıklı bir şekilde anlaşılabileceği zaittir.(Eksi)

EV VE SOYGUN :

R26; Bu kadar canlının barındırılması, değerlendirilebilmesi, büyük çabaları ve özveriyi gerektirirdi.

R26; Erkekler için ev; bir sığıma, barınma, ihtiyaçların giderildiği, bakıldığı ve hayat mücadelesine karşı yüreklendirildiği yerdi.

R26; Ev sorumluluğu, yaradılış itibariyle daha müşfik ve daha merhametli olan kadına dönüktü. Çerkes kadını evinin ve avlusunun tam hükümranı olduğundan ona, emeğine ve eserine saygıyla yaklaşılırdı.

R26; Kendisine ağır iş (erkek işi) yaptırılmak istenmediğinden, erkek yardımcıları ve avlu hizmetlileri olurdu.

R26; Kadınlarla, avlu hizmetlileri, çocuklar ve soyun en yaşlısı dışında bütün soy mensupları güçleri nispetinde çalışma hayatına, maişet teminine katılmak zorundaydı.

R26; Kazanımın yetmediği hallerde yaşamak için (puh, zeykoe, teyva) dedikleri girişimlere baş vururlardı. Bu yolla sağlanan edinimler yetecek kadar komşularda dahil, herkese dağıtılır ve öncelik ev hizmetlilerine tanınırdı.

SOY :

R26; Sos yo kültürel kazanımları olan, yanında insan barındırabilen, toplumda kendini
ispatlamış, büyük aile (sülale) demekti.

R26; SOYLULUK : Sahip olunan değerleri korumak, daha iyiye, ileriye taşımak için çabalamak, topluma, insanlara faydalı olmak ve kıssaca erdemlilik demektir.

SAHİPLENİCİLİK :

R26; Eski Çerkeslerin, özellikle insani alandaki ufku sanılandan da öte, hayli genişti. Her hareketleri ve eylemleri bir çok anlam ve erdem taşırdı. Dolayısıla Eski Çerkeslerin R20;Daha hoşu, daha güzeli, daha ulvisi, daha insani, daha akli ve daha ahlaki olanı daha başkaydı! Daha çok zenginlikler içerirdi. Bunların biride Görkemli saraylarının, evlerinin olmaması, ekonomik açıdan zayıf oluşları da bir başka duyarlılığı R20;SAHİPLENİCİR21; olmadıklarını gösterirdi.

R26; Dolayısıyla eski Çerkeslerin adet ve gelenekleri, başarısı önceden denenmiş, ortak bilinç ve ortak kimliklerini oluşturan, başta gelen dayanaklarıydı. Doğruluğu yada yanlışlığı tartışılmayan kurallar, uyulması zorunlu KıralR17;dı! Bilmeyenler bilenlere uyardı.

R26; Eski Çerkesler toplumsaldı, bütün girişimleri grupsaldı, uygulamaları merasimseldi. Kuralların kalktığı yerde, bireysellikleri ortaya çıkar ve baş edilmez olurlardı.

R26; Eski Çerkesler, her zaman başkalarının varlığına ve haklarına da saygılı olmuşlardır. Katkıda bulunmanın dışında, mecbur bırakılmadıkca saldırgan olmamışlardır.

R26; Ne fazla mala ve nede fazla zeki olmaya önem vermemişler, ayıplı yaşamaya ölmeyi tercih etmişlerdir.

SON SÖZ :

R26; Yıllarca önce, İslâmiyetR17;in telkiniyle ilgili iki bin kişinin katıldığı bir toplantıda, Kırım Hanlığı mollarının tavrına sinirlenerek, halkın arasından öne çıkarak konuşan R20;KUNDER21; nin şu sözlerini nakletmek suretiyle bu nâ tamam değerlendirmelerimi noktalamak istiyorum..
.
R26; R20;Yeni bir dine, özellikle İslâmiyete karşı değilim. Fakat, Çerkesler unutmayın! Geleneklerimizi bozacak hiç bir şeyi kabul etmeyiniz... Kırımda Han ne ise Kafkasya da gelenekler odur. Gelenekler R16;hem yöneticidir, hem de kanundur...R17; Geleneklerimiz yok olursa Bizde yok oluruz.R21;

R26; Evet!... Bin yıl, belki daha da önceki bu bilinç ve duyarlılığa dikkatlerinizi çekmek istedim. Adet ve geleneklerle ilgili çalışmaların başarılı olmasının hepimizin müşterek temennisi olduğunu düşünüyor ve saygılar sunuyorum.

Not:
Bu anlatılanlar; unutulanları hatırlatmaya ve bilmeyenleri
düşündürmeye dönüktür. Adetlerin tam anlatımı değildir..
Yazar : Saim TUÇ
[- Sayfayı yazdır - ]
Haberler yazarlarını bağlar. Hiçbir şekilde 6kesek.com sorumlu tutulamaz.