Bugün : 26 Haziran 2017

Üye Ol
Şifremi unuttum

Üye Bilgileri

Online Ziyaretçi: 56
Online Üye: 0
Online Yönetici: 0

Toplam Üye: 1706
Son Üye: adigadıj2001

Online Üyeler:
Şu An Online Üye Yok
Hoşgeldiniz Ziyaretçi!
IP Adresiniz: 54.158.63.41
Üye olmak için Buraya tıklayabilirsiniz.

Toplam Hit : 35508495
Toplam Tekil Hit : 14530863
Site Kuruluş Tar : 11.05.2007

TRT Çerkeslere televizyon kanalı açmalı mı ?

Evet
Hayır

Toplam Oy: 4731
[Sonuçlar]
Köy Muhtarı
Muhtar İsim: Mehmet YILDIZ
Ev Tel : 0352 531 10 10
Cep Tel: 0505 855 55 98
Okumadan âlim, yazmadan kâtip, Gezmeden seyyah olunmaz.

Kıssadan Hisseler


Kıssa Kıssa
Sponsor Bağlantılar
Behlül; Bağdat’ta Behlül’i Dânâ olarak tanınan bir mecnun idi. Günün birinde pazar yerinde önünde üç kafatasıyla oturuyordu. Birinci kafatasının önünde bedava yazan bir etiket vardı. İkinci kafatasın önünde bir kuruş yazıyordu. Üçüncü kafatasının önünde paha biçilmez yazılı bir etiket bulunuyordu. Her üç kafatası da birbirinin aynı görünüyordu. Tezgâhı gören herkes Behlül’ün deli olduğunu düşünüyordu.
Sonunda bir adam yaklaştı ve fiyatların neden farklı olduğunu sordu. Behlül eline bir şiş aldı, birinci kafatasının kulak deliğinden içeriye sokmaya çalıştı. Ancak girmedi. “Bakın” dedi. “İçine hiçbir şey girmiyor. Onun için bu kafatasının hiç değeri yok” Sonra şişi ikincisinde denedi. Şiş her bir kulak deliğinden girip diğerinden kolayca çıktı. “Görüyorsun, hiçbir şey içinde kalmıyor. Onun için bu kafatası bir kuruş eder.” Behlül üçüncü kafatasını denediğinde, şiş birinci kulak deliğinden kolayca girdi. Ancak ikincisinden çıkamadı. Bunun üzerine Behlül, hikmet dolu gözlerle bakarak dedi ki; “bu kafatasına paha biçilmez. İçine ne girerse orada kalır.”

* * *

Bir zamanlar bir sultanın annesi, büyük bir hayırsever olarak biliniyordu. İstanbul halkına güneşli yaz günlerinde gölge etmesi için ağaçlar diktirdi ve insanların kolaylıkla su temin etmeleri için bir kuyu sistemi kurdurdu. Düzenli olarak çalışabilmeleri için sürekli gelir sağlayacak vakıf arazileri ile birlikte camiler, okullar ve bir hastane yaptırdı.
Hastane inşa edilirken inşaatı ziyaret etti. Bir karıncanın ıslak harcın içine düştüğünü gördü. Kendi yardım faaliyetlerinden hiçbir canlının zarar görmemesi gerektiğini düşündüğü için, pahalı Fransız malı şemsiyesini hiç düşünmeden harca daldırarak karıncayı kurtardı.

Yıllar sonra öldüğü gece, yakın dostlarından bir kaçı onu rüyasında gördü. Genç ve ışıl ışıl parlıyordu. Ona, yaptığı cömert yardımları sayesinde cennete gidip gitmediği sorulduğunda, şöyle cevap verdi. “Hayır, içinde bulunduğum güzel halin hepsi o küçük karıncanın sayesindedir” diye cevap verdi.

* * *

Günün birinde bir âlim büyük bir gölde sandalla geziyordu. Küçük bir adadan ses geldiğini işitti. Merak içinde adaya kürek çekti ve bir münzevi oturmuş, aynı kutsi ibareyi tekrarlayarak dua ediyordu.
Âlim münzeviye seslendi ve tekrarladığı klasik Arapça ibareyi yanlış telaffuz ettiğini anlattı. Alim cahil bir münzevinin hatasını düzelttiğinden dolayı memnuniyet duyuyordu. Çünkü bu duayı yapanın su üstünde bile yürüyebileceği rivayet ediliyordu.

Âlim yaptığı iyi işten memnun bir şekilde kürekleri çekerek ayrıldı. Sonra birden ardında bir gürültü duyarak geri baktı. Münzevi suyun üzerinde koşarak kendisine doğru geliyordu. “Ey Âlim Efendi. O duayı eski haliyle o kadar çok tekrar ettim ki doğrusunu öğrenmem zor olacak! Lütfen doğrusunu bana bir kez daha söyle...”

* * *

Bir zamanlar hırsız olarak yetişen bir genç vardı. Çocukken çaldığı yumurtaları eve getirirdi. Annesi yumurtaların nereden geldiğini sormak yerine, onu yiyecek getirdiği için över ve ona en çok sevdiği yumurtalı yemekler yapardı. Sonra eve tavuk, daha sonra da koyun getirmeye başladı. Bir müddet sonra eve para getirdi Her defasında annesi onu takdir etti ve ona hediyelerin nereden geldiğini asla sormadı

Güvenlik güçleri sonunda onu yakaladıklarında, genç adam çoktan bir soyguncu ve katil olmuştu. İdama mahkûm edildi. Son isteği annesinin darağacının yanına getirilmesi oldu. Annesinin yanına yaklaşmasını ve ona dilini göstermesini söyledi. Annesi bu tuhaf isteği yerine getirince, hırsız annesinin dilini o kadar sert ısırdı ki kanlar fışkırdı. Genç adam bunun nedenini şöyle açıkladı; “benim son isteğim beni bu kadere mahkûm eden dili ısırmaktı. Eğer annem eve getirdiklerimi nereden bulduğumu sorsaydı, hırsızlığımdan dolayı beni azarlasa ve cezalandırsaydı, asla bir hırsız olmazdım. Onun aşırı hoş görülü dili benim en büyük düşmanım oldu.”

* * *

Bir zamanlar şeytanla iş birliği yapan yaşlı ve kötü bir adam vardı. Mümkün olduğu kadar çok sayıda insanı kötü yola sürüklemeye çalışıyordu. Her gün evinin önünde samimi ve Allah (c.c.)’dan korkan bir genç alim geçiyordu. Yaşlı adam ona tuzak kurmaya karar verdi. Bir akşam âlim evine dönerken, yaşlı adam tavuk kümesinin kapısını açtı. Tavuklar caddeye fırladılar. Yaşlı adam onların arkasından koşuyor, genç âlimden onları yakalamak için yardım istiyordu. Merhametli genç adam hizmet etmenin coşkusu içinde koşturup ona yardım etti. Tavuklar kümese tekrar konulduktan sonra yaşlı adam onu evine çay içmeye davet etti. Âlim nazikçe reddetmeye çalıştıysa da yaşlı adamın ısrarı karşısında dayanamadı.
Çay içerlerken yaşlı adam âlime ne eğitimi gördüğünü sordu. Sonra da “Lütfen bana bir iyilik daha yapar mısın? Yeğenim ve bebeği benimle beraber kalıyorlar ve bebek çok hasta. Lütfen bebeğe dua eder misin?”dedi. Genç âlim “olur” dedi. Ve yaşlı adamla birlikte, bebekle annesinin uyumakta olduğu misafir odasına gitti. Âlim odaya girer girmez yaşlı adam kapıyı üzerine kapattı ve kilitledi. “Ne yapıyorsun?” diye bağırdı âlim.
Yaşlı adam cevap verdi. “eğer sana söyleyeceğimi yapmazsan, elbiselerimi yırtacağım. Ve dışarıya haykırarak senin evime zorla girip, yeğenime saldırdığını söyleyecek ve yemin edeceğim. Komşularım bana inanacak ve seni öldürecekler. Üç şeyden birini yapmalısın; Odada bir şişe içki var. Ya o içkinin tamamını içeceksin, ya kadınla cinsel ilişkide bulunacaksın veya da bebeği öldüreceksin. Ondan sonra gitmene izin vereceğim.”
Âlim düşündü; Bebeği öldüremeyeceğini ve genç kadınla da ilişkide bulunamayacağını anladı. Her ne kadar alkol yasaklanmış ise de, üç kötülüğün en hafifi ki; bu nedenle şişeyi sonuna kadar içti. İçkiyi bitirdikten sonra, genç kadın ona dayanılmaz derecede çekici göründü. Elbiselerini çıkardı ve yatağa girdi. Kadına dokunduğu anda bebek uyandı ve ağlamaya başladı. Dikkati dağılıp kızan sarhoş âlim bebeği yere fırlatarak öldürdü. O anda yaşlı adam caddeye fırladı ve komşularından “imdat” istemeye başladı. Ve nihayet yaşlı adam istediğini elde etmiş oldu.
Bu ve bunun gibi kıssalardan çıkartılacak birçok dersler olduğuna inanıyor ve düşünüyorum.


Bu vesile ile içinde bulunduğumuz Mübarek üç aylarınızı tebrik eder okuyucularımıza ve tüm Müslüman camiasına hayırlara vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ederim.

İSMET BORAN




Bu Haberi Gönderen: İSMET BORAN
Bu Haber 1846 Kez Okundu.

Haberin Gönderilme Tarihi: 21.07.2008 ; 09:21

Haber Kategorisi: guncel