Bugün : 26 Haziran 2017

Üye Ol
Şifremi unuttum

Üye Bilgileri

Online Ziyaretçi: 63
Online Üye: 0
Online Yönetici: 0

Toplam Üye: 1706
Son Üye: adigadıj2001

Online Üyeler:
Şu An Online Üye Yok
Hoşgeldiniz Ziyaretçi!
IP Adresiniz: 54.158.63.41
Üye olmak için Buraya tıklayabilirsiniz.

Toplam Hit : 35508365
Toplam Tekil Hit : 14530798
Site Kuruluş Tar : 11.05.2007

TRT Çerkeslere televizyon kanalı açmalı mı ?

Evet
Hayır

Toplam Oy: 4731
[Sonuçlar]
Köy Muhtarı
Muhtar İsim: Mehmet YILDIZ
Ev Tel : 0352 531 10 10
Cep Tel: 0505 855 55 98
Okumadan âlim, yazmadan kâtip, Gezmeden seyyah olunmaz.

Krallar Bir Memlekete Girdiler Mi


Doğrusu krallar bir memlekete girdiler mi, onu perişan ederler ve ahalisinin aziz olanlarını zelil kılarlar. Evet, işte onlar böyle yaparlar
Sponsor Bağlantılar
İnsan; üstün aklı, isabetli düşünüşü, parlak fikri, güzel anlayışı ile diğer mahlûkattan ayıran ve mümtaz bir mevkide bulunması hasebiyle, birçok vazifeler yüklenmiş, türlü türlü sorumluluklar altına girmiştir. İslamiyette “tekâlif” adı verilen bu görevler ve sorumluluklar insanı zahirî ve batınî kuvvetler bakımından yöneltilir. Böylece insan, kendine verilen bu kabiliyetlerin ve kuvvetlerin gücünün yetip takatinin kaldırabileceği bir oran dâhilinde bu gibi vazifelerle mükellef tutulmuştur. Allah-u teala şöyle buyuruyor;
“Allah, kimseye takat yetiremiyeceği şeyi teklif etmez” (1)
Cenabı hak bu teklife başka bir ayette “emanet” namını vermektedir. Şura süresi 2.ayette “Biz bu emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik, onlar da onu yüklenmeğe yanaşmadılar, ondan çekindiler de onu insan yüklendi. O cidden çok zalim, çok cahil bulunuyor.”
Zulüm ve cehil sıfatlarıyla, ancak adalet ve ilimle mükellef olanlar vasıflanır. İlim ve cehil insanların vasıflarından olup, başkaları bunlarla vasıflanamaz. Çünkü adalet ve ilimle insandan başkası mücehhez değildir. Bu iki sıfat insana mahsustur. Bunlardan birincisi yani zulüm, adaletin zıddıdır. Diğeri ise ilmin zıddıdır. Bunlar ise yalnız insanda bulunur. Zulüm, insanın haddini aşması, kuvvetini kullanmayacak yerde kullanmasıdır. Cehalet ise, bir noksan sıfat olup, adilin karşılığıdır. Cehil sıfatının zıddı ise âlimdir. Adalet ve ilim ile insan fiilen değil, bir kuvve ile vasıflanır. Ameli kuvvetini tamamlamak için adalete, ilmi kudretini tamamlamak için de ilm-ü mari’fete muhtaçtır. Kuran-ı Kerim bazen adalete amel-i Salih adını verir, ilme de İman ismini verir.
Cenabı hak şöyle buyurur;
“Asra kasem (x) olsun ki, insan mutlak bir hüsrandadır. Ancak iman edip salih ameller işleyen kimseler başkadır, Onlar hüsrandan kurtulur.” Asr süresi
Öyle olunca Salih ameller işlemeyen, iyi işler yapmayan kimse nefsine zülmetmiş olur. Allah-u tealaya iman etmeyen kimse de cehlin içinde kalmış demektir. Hüsrandan kurtulanlar ise ancak iman edenler ve ameli Salih işleyenlerdir.
Aşikâr olan, burada zamandan murat yaratılıştan ve kâinatın başlangıcından beri onda meydana gelen, olup biten hadiselerdir.
Dünya tarihi, en doğru bir şekilde şehadet ederki Allah’a iman etmeyen, Salih ameller işlemeyen milletler hüsran da kalmış ve helâk olmuşlardır. Yine böylece Allah’a iman etmeyen ve faydalı işler işlemeyen fertler de helâke maruz kalmışlardır ve yine Kuran-ı Kerim’in bazı ayetlerinde, adil ve salih kimseler için öğüt verici kıssalar olduğu gibi, diğer bir kısım ayetlerinde de, zalim ve azgınlar için ibret alınacak kıssalar vardır. Bunların gayesi şudur. “Azgın azgınlığından dönsün, fâsık fıskından vazgeçsin, zalim zulüm ve haksızlıktan çekinsin de cümlesi doğru yola dönsünler ve böylece adil, mü’min, Salih kimseler arasına onlar da katılsınlar.”
Yine dünya tarihi en doğru bir şekilde şehadet eder ki, bu dünyadan diyarları baştanbaşa dolaşıp memleketleri istila eden, nice fatihler gelip geçmiştir. Keza sıra sıra geçen tarih olaylarında, nice servet sahipleri, zenginler göçmüştür ki, onların ayakları yumuşak yaygılar, kaba halılar üzerine basardı, kıymetli ipekler, parlak dibalar üzerinde yürürlerdi. Sayısız servetler, okkalarla altın ve gümüşler yığdılar, içinde bulundukları servet ve bolluğa aldandılar, bütün insanların gözleri onlara çevrilmişti. Kartalcalı ANİBAL, Makedonyalı İSKENDER, Rumi KAYSERİ, İranlı DARA, Fransız NAPOLYON; bunlardan her biri azemetleri, hayatlarında yaptıkları çeşitli işleriyle insanların gözlerini kamaştırıyorlardı. Ayrıca Yunan feylesoflarından SOKRAT, EFLATUN, DİYOJEN vs. gibilerin, SPENSER ve emsali başka uluslardan olan feylesofların hayatlarına bakarsak, bunlarda hoşa giden, kalpleri çeken özellikler buluruz. Ancak bunların azametlerinde, insanlığın kurtuluşunu ve yükselişini tam olarak sağlayan bir şey bulmak mümkün mü? Onlardan hangisinin hayattaki gidişi veya düşüncesi ınsanları selaha ve saadete götürebilmiştir?
Diğer bir husus ise, geriye doğru baktığımızda dünyaya hâkim olmak iddiasıyla ülkeleri istila eden, ulusları esaret altına alan nice cebbar ve gaddar hükümdarlar gördük. Nice yerleri mamur ettiler fakat mamur şehirleri de harap ettiler. Nice kavimleri ve ulusları alçaltıp, diğerlerini yükselttiler. Kimilerini soyup soğana çevirirken, diğerlerine ihsanda bulundular. Bunların harekât tarzları Allah-u tealanın Kuranı Kerim de Seba melikesi BELKIS’ın kıssası gibidir;
“Doğrusu krallar bir memlekete girdiler mi, onu perişan ederler ve ahalisinin aziz olanlarını zelil kılarlar. Evet, işte onlar böyle yaparlar” (2)
Doğruyu söylemek gerekirse geçmişe baktığımızda şerrin başı bazı sultanların ve hükümdarların saraylarından doğmuş ve her fesâd tohumu bu sarayların duvarları arasında yetişmiş olup maalesef kötülüklerin kaynağı oralardır. Zulüm ve haksızlık orada filizlenerek diğer insanlara geçmiş, onların kalplerinin ifsadı ve amellerinin kötülüğü yüzünden, sosyal yaralar büyümüş bunun sonucunda ise insan topluluklarının hastalığını tedavide aciz durumda kalmışlardır.
Carlyl tarihi; “Büyüklerin icraatı işlerinin ve gidişlerinin sicilidir” diye beyan etmekle doğru söylemiştir.
“Tarih tekerrürden ibaret” sözü günümüzde de halen güncelliğini korumaktadır. Zira bu dünya sahnesi üzerinde sudan bahanelerle dünyaya hâkim olmak iddiasıyla, devletleri istila eden, milletleri esaret altına alan nice aziz insanları alçaltıp diğerlerini yükselten, yakıp yıkan, onlarca yüzlerce insanları elindeki sapanda ve yerden aldığı taştan başka bir şeyi olmayan masum çoluk çocuk ve kadın demeden, havadan ve en modern tank, top, tüfek, öldürücü silahlarıyla acımasızca katleden, keza geçmişteki engizisyon işkencelerini aratmayacak şekilde hiçbir dinin ve insanlığın kabul edemiyeceği işkenceler uygulayan ve bu işkenceler için özel kamplar kuran, birçok masum insanları bu kamplarda çırılçıplak soyup, vücutlarını dağlayan, tasma takıp alay eden, yeraltı ve yer üstü kaynaklarını sömüren, Firavun ve Karun düşünceli bel’am kılıklı (çıkarcı) ların geçmişte nasıl ki, Ad, Samut, Nemrut kavimlerini ve Rum Kayser benzerlerini sildi götürdü ise, bu istilacıların da aynı akıbete uğrayacağından asla şüphe edilmemelidir. Zira Allah-u teala bize adaleti emrediyor. “Daima adalet üzerine yürüyünüz, zulümden, zalim olmaktan sakınınız!..” buyuruyor. Cenabı hak adili mutlaktır. Bütün bunları görüyor ve biliyor. (Zalimin yaptığı zulümleri hiç cezasız bırakır mı?) Yüce Peygamber de; “Zulümden sakının, kâfir dahi olsa, mazlumun bedduasından, ah etmesinden sakının. Çünki onun duası bir ateş şeraresi gibi göklere kadar yükselir, önünde bir perde yoktur. Onun duası yüce Allah katında makbuldür.” buyurmaktadır. (3)
Biz Müslümanların inancına göre yaratıcımız olan yüce Allah’ımız, (ırkı, dini inancı, rengi ve milliyeti ne olursa olsun, bir insanın öldürülmesine asla müsaade etmez, biz yaratılmışı yaratandan ötürü severiz. Tüm yaratılanların Allah-u tealanın eseri olduğunu bilir ve ona inanırız.)
Allah-u teala İsra süresi 80. ayetinde der ki:
“Ve şöyle niyaz et; Rabbim! Gireceğim yere dürüslükle girmemi sağla. Çıkacağım yerden de dürüslükle çıkmamı sağla. Bana tarafından hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver.”
Aynı sürenin 81. ayetinde ise;
“Yine de ki; Hak geldi, batıl yıkılıp gitti. Zaten batıl yıkılmaya mahkümdür.”

----------------------------------------
(x) asır: 100 yıl... İkindi vakti…
1-Bakara Suresi 286.ayet
2-Neml suresi 34,ayet
3-Diyanet İşl. Yay. No:103
İsmet BORAN






Bu Haberi Gönderen: İSMET BORAN
Bu Haber 1480 Kez Okundu.

Haberin Gönderilme Tarihi: 19.07.2008 ; 10:38

Haber Kategorisi: guncel