Bugün : 24 Ağustos 2017

Üye Ol
Şifremi unuttum

Üye Bilgileri

Online Ziyaretçi: 33
Online Üye: 0
Online Yönetici: 0

Toplam Üye: 1711
Son Üye: buracan315

Online Üyeler:
Şu An Online Üye Yok
Hoşgeldiniz Ziyaretçi!
IP Adresiniz: 54.156.32.80
Üye olmak için Buraya tıklayabilirsiniz.

Toplam Hit : 37693230
Toplam Tekil Hit : 15569897
Site Kuruluş Tar : 11.05.2007

TRT Çerkeslere televizyon kanalı açmalı mı ?

Evet
Hayır

Toplam Oy: 4737
[Sonuçlar]
Köy Muhtarı
Muhtar İsim: Mehmet YILDIZ
Ev Tel : 0352 531 10 10
Cep Tel: 0505 855 55 98

Abhazya Flag

Allah bütün dünya uluslarını özgür ve mutlu kılsın.

DÜNDEN BUGÜNE ABHAZYA

I. TARIH ve DEMOGRAFYA

        Abhazya ülkesinin ve Abhaz halkının tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Abhaz tarihi Antik Yunan kaynaklarından izlenebilmektedir. Grekler, antik çağda seyyah bir toplum idiler. Gittikleri, ticari ilişki kurdukları her toplumu, dil farkı gözetmeksizin "barbar" ismi ile nitelendirirlerdi. Karadeniz'in doğu kıyılarında yaşayanları da günümüze taşıyarak tanınmalarına neden olmuşlardır. Antik Grekler, ayrım yapmadan Doğu Karadeniz kıyılarında yaşayan herkese "COLCHIS" demişlerdir. Strabo'ya göre M.Ö. I.yy. da Abhazya'nın sınırları bugünkü Pitsunda kentinin bulunduğu yerden, Trabzon'a kadar uzanmaktaydı. Hekataios (M.Ö. 500) Heniokhai'yi (Wubıh Yurdu) abhazya'nın sınırları içinde göstermektedir. Karyanda ise (M.Ö. 500) Akhaioi (Achaenos) olarak belirttiği toplumu ve bölgeyi yine Abhazya ile çakıştırmaktadır. Akınlar halinda Yunanistan yarımadasına gidip, antik Grek kültürünü yücelten, uygarlıklar kuran Akha'ları daha sonraki, büyük destanların doğduğu çağlarda, Yunanistan'dan gelip Anadolu kıyılarında Troia'yı kuşatırken görmekteyiz.

        Abhazyanın kuzeyinde yaşayan, Akhaioi'lar Antik Yunan Akha'larinin atalarıdır. Iliada ve Odiccea'da kahramanlıkları anlatılan Akha'lar, Kafkas kültürünü   Yunanistan'a taşımışlar ve orada yerli kültürle kaynaşarak büyük uygarlıklar yaratmışlardır. Antik çağ coğrafyacılarına göre Soçi ve Gagra civarı Akha yurdu idi. Akha'ların Wubıh, Abhaz ve Abazin'lerin ataları oldukları, bugün artık su götürmez bir gerçek olarak bilim çevrelerince bilinmektedir.  Bu yöreler, Ortaçağ başlarında, Bizans Imparatorluğu'nun nüfuz alanı olarak görülmektedir. Dolayısle imparator Justinyanus döneminde Hiristiyanlık dini ile tanışmışlardır. Özellikler Pitsunda yöresi, abhaz Hıristiyanlığının dini ve kulturel merkezi olmuştur. Bu dönemim hıristiyan kaynakları ve Ortaçağ Gürcü tarihçileri Abhazların varlığından söz etmektedir. 8. yüzyıl sonlarında Bizans Imparatorluğu'nun gücü azalınca, Abhaz Kralı Levan II, Abhazya, Egrisi, Likhe'yi de kendi tacı altında Abhaz Krallığı olarak birleştirmiştir. Giderek Abhaz Krallığı bugünkü batı Gürcüstan'ı da içine alan bir genişliğe ulaşmıştır. Bu durum 200 yıl sürmüştür. Bu dönem Abhaz Kralı Bagrat III.'ün Gürcü tahtına geçerek iki devleti birleştirdiği tarihe kadar sürmüştür. 790-975 tarihleri arasında "Abhazia" adı, bütün Gürcüstan'a verilen ad olarak kalmıştır.

        13.yy'da Moğolların batıya yürüyerek Selçuklu devletini yıkmaları sonucu Gürcüstan'ın özellikle doğu ve orta kısmı Moğolların eline geçmiştir. Tiflis yakılıp yıkılmış, Moğol vahşetinden kaçan Gürcüler batıda yoğunlaşmıştır. bu olaylar sonucu devlet yönetimi çökmüş, devlet eskiden olduğu gibi yine Abhaz ve Gürcü prenslikleri olarak ikiye bölünmüştür. 14. yy'da Mingrel (Laz) Prensi Georgi Dadiani, Abhaz Hanedanı Çaçbaları kuzeye sıkıştırarak Abhazya'nın güneyini, bugünkü Gal ve Oçamçıra bölgelerini ele geçirmiştir.

        Bu zaman dilimi içinde sıkışan nüfusun bir kısmı, kuzeydekileride iterek harekete geçmiş, küçük bir grup Abhaz ile Abhazya ve Wubıh bölgesi arasında oturanlar, bugünkü Adler, Loov Mitesta(Abazaca'da Mıtsaşta - ateş yolu) ile Mızımta vadisinden kalkarak ve Kulhor geçitlerinden kuzeye, bugünkü Çerkessk ve Khabardey topraklarına doğru yayılmışlardır. Abhazya topraklarında kalanlar ise zaman zaman Mingrelya egemenliğine başkaldırarak çatışmalara girmişlerdir. Tam bu sıralarda 16. yy'ın başlarında Osmanlılar, Abhaz Halkı ile Islamiyet'i tanıştırmışlardır. 1500-1800 arası 300 yıl, Türk-Abhaz ilişkilerinin yoğun yaşandığı dönem olarak tarihte yer almaktadır. Abhazya'da Osmanlı egemenliği, Rus saldırıları sonucu 1810' da sona ermiştir. Bu dönemde abhaz nüfusunun büyük bir çoğunluğu islamiyeti kabul etmiştir. Bu tarihten itibaran Rus-abhaz çatışmaları başlamaktadır. abhaz halkı, Çar yönetimini her fırsatta ayaklanarak kabul etmediğini belirtmiştir.

        1864'te biten Kafkas-Rus savaşları, bütün Kuzey Kafkasya'da olduğu gibi Abhazya'da da halka çok büyük felaketler getirmiştir. Bu dönemde abhaz tahtında bulunan Çaçba Hamid (Mikhail Şervaşidze) aynı zamanda Rus ordularında da tuğgeneral idi. Rusya ile inatla çatışmanın, halık yok edeceğini biliyordu. Buna rağmen  11-12 Mayıs 1864'deki intihar savaşlarını engelleyememiştir. Felaket, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşıyla büyümüş ve Abhazya tarihinin en büyük nüfus kaybına ve kıyımına sahne olmuştur. Ülkede bugün yaşayan Abhazlar 100.000 civarındadır. Türkiye'de yaşayan Kuzey Kafkasyalıların 500.000 kadrının abhaz kökenli olduğu dikkate alındığında bu trajik sürgünün boyutları açıkça gözler önüne serilecektir. 1918 yılı içerisinde abhazya'da ilk Sovyet yerel yönetimi kurulmuştur. kırk gün süren bu yönetim Menşevik Gürcü Hükümetinin saldırısı sonucu ortadan kaldırılmıştır.

        Yeni yönetim kurulduktan hemen sonra mahalli askeri devrim komitesinin yöneticileri olan Eşba Efrem, Lakoba Nester, Platon Agiyaşvili, N. Akırtaa, V.I. Lenin ve J. Stalin'e Abhazya'ya ilişkin kararlarında ağırlık noktalarının şu üç şeyi kapsamasını bildirmişlerdir.

        -
Abhazya'nın birinci derecede bir devlet olarak ilan edilmesi,
        - Abhazya'nın Sovyet Federayonu içerisinde yerini alması,
        - Halkın kendi kaderine terk edilmemesi ve Sovyet Rusya ile bağdaşlaştırılması (henüz Gürcüstan'a bağlı değildir).

        Özgür abhazya Cumhuriyeti'nin kurulmuş olduğu 31 Mart 1921' de Lenin'e bildirilmişken Gürcüstan ancak 21 Mayıs'ta "Bağımsız Abhazya Cumhuriyeti'ni" tanıdığını açıklamıştır. Bu güzel gelişmeleri tehlikelerde bekliyordu. 5 Temmuz 1921' de Komünist Parti merkez bürosunda toplanan Stalin ve avanesinin verdiği karar şöyleydi: " Parti çalışmaları açısından abhazya'nın özerk cumhuriyet statüsünde ve Gürcüstan Sosyalist Cumhuriyeti sınırları içerisinde kalması gerekmektedir". stalin'in bu müdahalesi, Abhazya Cumhuriyeti'ne ve abhaz halkına duyduğu ve saklayamadığı kin ve düşmanlığını da belirtmektedir. Stalin'in bu tutumunun Sosyalist Rusya federatif Cumhuriyeti'nin (RSFSR) ve Sovyetler Birliği Sendikaları Komitesinin (VISK) tepkisiyle karşılaştığı, 8 Eylül 1921' de açıklanmıştır. Bütün bu direnmelere karşın, abhazya 1922 yılında, başlangıçta anlaşmalı bir federatif statüyle Gürcüstan devletine bağlanmıştır.

        1931 yılında ise "Karşılıklı Anlaşma ve Özel Ittifak" tek yanlı olarak bozulmuştur. Abhazya yalnızca özerklik hakkına layık görülerek Gürcüstan Sosyalist Cumhuriyeti'ne bağlanmıştır. 1937-1953 tarihleri arası Stalin ve Beria'nın Abhazya'ya yönelik karakteristik baskıların uygulandığı yıllar olarak tarihe geçmiştir. Bu süreç içerisinde Abhazay paralelindeki diğer küçük cumhuriyetlerde ise Abhazya'dakinin tersine değişik bir uygulama gelişmiştir. Beria ve Stalin'in baskı ve zorla göç ettirme yöntemleri sonucu zaten karışık olan abhazya'nın demografik sorunları giderek karmaşık hale gelmiştir. Tarih boyunca, kültürü, dili, sosyal yaşamı hep farklı olagelmiş olan Abhazya ve Gürcüstan, zorla kıyılmış bir nikah ile birbirlerine bağlanmış olan eşler gibi idi. Abhaz ve Gürcü halkının bu farklılığı açık ve bilinen bir gerçektir. 1877 yılında Gürcüstan'da yayımlanan "Tiflis Vestnik" gazetesinin açıkça belirttiği gibi, "Abhazlar, etnografik, sosyal, ekonomik yaşamları ve dünya anlayışları ile komşusu oldukları uluslardan çok farklıdırlar." 19.yy'ın 70'li yıllarına kadar bu ülkede nüfus çoğunluğunu, ülkenin yerli halkı olan Abhazlar oluşturmakta idi. 1926 yılına gelindiğinde ise 60 değişik etnik grup yaşar olmuştur.

        Aşağıdaki tablo şoven Gürcü yönetiminin yavaş yavaş Abhaz halkını yok edişini açık bir şekilde göstermektedir:

Abhazlar                   

58,961

Mingreller

3,414

Gürcüler

515

Yunanlar

2,056

Ruslar

972

Ermeniler

1,337

Estonlar

637

Diğerleri

1,460

 

1896 Sonlarında Abhazya'da Nufus Dağılımı

        Bu şekilde görülen en bariz, en çarpıcı husus 1896 da Abhazya'da 515 Gürcü yaşarken 1992 de nüfusun 240,000'e ulaşmasıdır. 1870 yılından itibaren ülke nüfusunun karmaşıklığı derhal etkisini göstermiştir. Bir gurup Abaza'nın Osmanlı topraklarına sürülmesi üzerine boş araziler yağmalanmıştır. Gürcü, Rusi Ermeni, Alman, Bulgar, Azeri ve diğer unsurlarla birlikte yaşam belirmeye başlamıştır.

        1877 deki birinci nüfus sayımı kayıtlarına göre ülke nüfusunun %53 kadarı Abhaz iken 1926 yılında Abhaz nüfusu yarı yarıya azalmıştır. 1979 yılında yapılan sayım ise Abhaz nüfusunun %17'ye düştüğünü göstermektedir. Gürcü nüfusu ise aksine büyük bir artış göstermektedir.

        Batı Gürcüstan topraklarından Abhazya'ya ailelerin yerleştirilmesi, Çar yönetimi döneminde başlamıştır. Gürcü menşeviklerinin uyguladıkları ulusları birbirine düşürme, terör ve Abhazların zorla Gürcüleştirilmesi politikası, Menşevik devlet adamı Ş.Z.Eliara'nın ağzından belgelenmiştir. Eliara 1926 yılında Gürcüstan'da S.I.K. teşkilat toplantısında "Hiç ara vermeden Abhaz halkının hak ve hürriyetlerini yok ediyorduk" demektedir.

        Stalin'in baskı yönetimi süresince abhaz halkının yaşamı giderek bir trajediye dönüşmüştür. Bir gece içerisinde yüzlerce Abhaz köylerinden toplanarak götürülmüş, bir çoğu katledilmiş, aydınlar kökten silinmiştir. Baskı rejimi yıllarında Abhazya'nın en seçkin insanları yok edilmiştir. Bu toplu katliamlar, nüfusu az olan Abhazya için büyük yıkım olmuştur.

        Bu arada Abhaz dili yasaklanıyor, Abhaz tarihi, kültürü, ulusal devlet bilinci, yerel coğrafi isimler, Abhaz alfabesi yok ediliyordu. 1937 - 1938 yıllarında Gürcü alfabesi temel alınarak yeni bir alfabe hazırlanmış, Abhaz sözcüğü yazışmalardan çıkartılmış, Abhaz kimliği köreltilerek, herkesin Gürcü olduğu duyurulmuştur.

        1937 den 1953 yılına kadar Gürcüstan'ın değişik yörelerinden bir çok aile zorla Abhazya'ya yerleştirilmiştir. Savaştan sonraki yıllarda da bu uygulamalar sürmüş, Abhaz okulları kapatılarak Gürcüce eğitim yapan okullar açılmıştır. 1948 yılında Sohum Kale'ye gelen Stalin utanmaz ve ahlaksız bir eda ile şöyle konuşuyordu: "Biz Gürcüler, Abazinlere nazaran Abhazlara daha yakınız. Tlihsiz Lakoba bunu bir türlü anlayamiyordu..." Stalin bu sözlerle Abhaz Ulusal lideri Lakoba'yı, Gürcülüğü kabul etmediği için, öldürüldüğünü övünerek açıklıyordu.

        Abhazların ana dil yasağının yanıı sıra, parti ve devlet yönetiminden atılma ve işsiz kalma tehlikelerine de göğüs germeleri gerekiyordu. Gürcüler dışındaki diğer etnik guruplarda bu uygulamalarından nasiplerini almışlardır. Örneğin Mesket Türkleri ile Rumlar Kazakistan'a sürüldüler. Bu arada Abhazca olan SOHUM kent ismi Gürcüleştirilerek "SUKHUMI" olarak değiştirildi.

        1948 yılında başlatılan, abhaya'nın Gürcüleştirme politikası 19512de tammamlanmış, bu süre zarfında bütün yerleşim isimleri değiştirilmiştir. 1990 yılında bu değişikliklerin oranı %96'ya ulaşmıştır. Gürcüleştirme politikaları giderek çeşitli tepki ve huzursuzluklara yol açmış ve mücadele zorunluluğu doğmuştu. Bu mücadelenin bir göstergesi olarak da, Abhazya anayasasında değişikliğe gidilerek Gürcüstan'dan ayrılma istekleri dile getirildi. Bu sırada Gürcüstan Komünist Parti Merkez Komitesi I.V. Kaputinov, Sohum'da düzenlenen binlerce kişinin katıldığı toplantıda söz alarak bu soruna ne şekil verilirse verilsin müzakeresini bile yapmayacağını açıklamıştır.

        Bu gelişmelerden ve çalışmalardan somut sonuçlar alınmaması, Abhazya'da Gürcü olmaya etnik gurupları hareketlendirdi. Karşılığında da Tiflis'te ve Gürcüstan'ın diğer kentlerinde yeniden hortlayan Gürcü Menşevik bayrakları altında yürüyüşler, propagandalar yapılmaya başlandı. Nasyonal sosyalizme yönelik idealleri gaye edinen ve Gürcü olmayanları zorla Gürcüleştirme eylemine yönelik programlara devam ediliyordu.

        Bir Gürcü edebiyatı yayın organı olan ve devletin yönetiminde yayınlanan "Literaturuli Sakartvelo - Gürcü Edebiyatı" adlı gazete, Gürcü nasyonal sosyalizminin en çarpıcı örneğini, Hitler'e rahmet okuturcasına veriyordu. Gazetede şöyle deniliyordu: "Gürcüstan'da Gürcülükten başka bir şey olmamalıdır. Gürcüstan'da Gürcü olmayan da Gürcüdür. gürcüce konuşmalı, gürcüce yazmalıdır. Her insan Gürcü kültürü ile yetiştirilmeli, Gürcü gelenek ve görenekleri ile yaşamalıdır.
Yoksa hiçbir suretle Gürcü sayılmaz."

        Abhazya Özerk cumhuriyeti'nde bundan böyel sosyo-ekonımik ve kültürel kalkınmanın yeniden başlatılması hak ve özgürlüklerin arttırılmasıyla mümkün olduğu, bunun da Abhazya'nın 1921'deki statüsüne kavuşturulmasıyla olabileceği artık tartışma götürmez bir gerçek olarak su yüzüne çıkmıştı.

        Efrem eşba, altmış yıl önce, olacakları biliyormuşcasına şöyle diyordu: "Abhazya bağımsız bir statude, SSCB'nin bir üyesi olmalıdır. Bu ulusal düşmanlıkları kışkırtan unsurları yenmenin tek silahı, Abhaz ve Gürcü uluslarının emekçi halkların arasında hak eşitliğine dayanan kardeşliğin, kardeşlik güvencesinin yerleştirilmesidir. Bu iki halk arasında bu güvenlik kavramı yerleşince istenilen sonuca ulaşabilmek mümkün olacaktır."

        Bütün bu huzursuzlukların  ve kaynaşmanın sonucu, Abhaz Ulusal Cephesi Birliği'nin öncülüğünde, Gudauta bölgesinin tarihi Lıkhnı köyünde 18 Mart 1989'da tarihi büyük kurultay toplanmıştır. Bu toplantıya Abhazya bölgesi büro üyeleri, ulusal parlemento üyeleri, sanatçılar, bilimadamları, yazarlar, Abhazya'da bulunan etnik toplulukların temsilcileri ile halktan binlerce kişi katılmıştır. Toplantıda aşağıdaki kararlar çıkmıştır.

        Komünist Parti Sovyet Sosyalist Merkez Komitesi, SSC şurası, SSC Bakanlar Kurulu, Abhazya Cumhuriyetinin statüsünün yeniden ele alınarak Cumhuriyetin yeniden kurulması için Lenin'in sağlığında 1921'de ilan edildiği gibi;
        Statü tekrar gözden geçirecek SSC Devletlerinin hak eşitliği için, çeşitli özellikler gösteren devletlerin çok yönlü Lenin prensipleriyle bağdaşmasını sağlamaları gerekir.
Bildiri Gürcüstan Komünist Parti tarafından 29 Mart 1989 tarihinde reddedilmiştir. Olaylar bu şekilde gelişirken, bir yandan da Gürcüstan devlet üniversitesinin Sohumkale'de açılması gündeme gelmiştir. Sovyet ve Abhaz yetkilileri var olan gerginliği de dikkate alarak bu programın uygulanmasını ertelemişlerdir. Bunu üzerine saldırgan Gürcü milisleri Sohum'da şiddetli çatışmalara neden olmuşlardır. 15-16 Temmuz 1989'da 11 ölü 127 yaralı ile sonuçlanan Abhaz - Gürcü çatışmasından sonra Abhazlar, 18 Mart 1989 bildirgesinin en kısa zamanda yaşama geçirilmesinin gereğine inanmışlardır.

        25 Ağustos 1990 günü Abhazya Özerk Cumhuriyeti Parlementosu'nda yapılan oylamada, 72 milletvekilinin 70'i Abhazya'nın gürcüstan'a bağlanmadan önceki statüsüne kavuşturulması doğrutusunda oy kullanmışlardır. Böylece abhazya 1921'de olduğu gibi, egemen bir Sovyet Cumhuriyeti olarak kalmak istediğini dünya kamuoyuna duyurmuştur.

Tarihinde Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin 11. Çağrısının 10. Oturumunda kabul edilen Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin Bağımsızlık Deklerasyonu, "Abhazya'nın bağımsız bir Cumhuriyet olduğunu seviçle ilan" ediyordu.

II. BAĞIMSIZLIK ve YENI GELİŞMELER

Abhazya Parlementosu bağımsızlık sonrası Gürcistan'la olan ve kangren haline gelen ilişkilerini somut bir biçimde nihai bir şekle bağlamak için 23 Temmuz 1992 tarihinde,tarihi bir karar alarak


Abhazya Parlementosu bağımsızlık sonrası Gürcüstan'la olan ve kangren haline gelen ilişkilerini somut bir biçimde nihai bir şekle bağlamak için 23 Temmuz 1992 tarihinde, tarihi bir karar alarak Abhazya Özerk S.S.C. 'nin 1978 anayasasını yürürlükten kaldırmıştır. Böylece birlik antlaşmasından önceki statüye dönülmüş oluyorduç Abhazya Parlementosu'nun bu tarihi kararı şöyle ifadesini bulmuştur.

        I. Abhazya Özerk S.S.C. 'nin 1978 anayasası geçersizdir.

        II. Yeni bir anayasa kabul edilinceye kadar Abhazya S.S.C. 'nin 1925 anayasası yürürlükte olacak ve şu an yürürlükte olan yasama, yürütme ve yargı sistemi aynen muhafaza edilecektir.

        Abhazya Parlementosu'nun bu tarihi kararı almasından önceki siyasal gelişmeleri özetle gözden geçirecek olursak:

        Bilindiği üzere Gorbaçov'un iktidara gelmesiyle S.S.C.B. 'ye bağlı ülkelerin oluşturduğu birliğin dağılma süreci başlar. Birlikten ayrılan cumhuriyetler arasında yeni hukuki ilişkilerin kurulması zorunlu hale gelir. Bu zorunluluk abhazya  ile Gürcüstan'ın hukuki gelişmelerinide etkiler.

        Abhazya'nın statüsü ve Gürcüstan ile S.S.C.B. arasındaki ilişkiler 1978 anayasası ile düzenleniyordu. Gürcüstan Yüksek Sovyeti 1989 ve 1990yıllarında peşpeşe aldığı kararlarla 24.02.1920 tarihinden itibaren kurulan bütün devlet kurumları ile bu kurumlar ve makamlarınca alınan bütün hukuki kararları geçersiz saymıştır. S.S.C.B. 'nin dağılmasından sonra birlikten ayrılan devletlere Gürcüstan geçici askeri konseyi 1992 Şubatında 1921 Gürcüstan anayasasına dönme kararı almıştır. Bu anayasa da Abhazya'nın Gürcüstan'a bağlı olduğuna dair hiçbir hüküm bulunmamaktadır. Böylece Abhazya'nın  Gürcüstan içerisindeki fiili varlığı kendiliğinden sona ermiş oluyordu.
       
        Bütün bu gelişmelerin arkasından Gürcüstan'ın nasıl Abhazaya'ya saldırdığı, Gürcü yönetiminin jenosite varan kıyımı Abhaz direnişi ve bu direniş sonucunda Gürcüstan'ın Abhazya'dan zorunlu çekilişi dünya kamuoyu tarafından yakindan bilinmektedir
.


        III. SAVAŞTAN SONRAKI  DURUM

        Bilindiği üzere Gürcüstan hükümeti ile Abhazya halkı arasında yukarıda ifade ettiğimiz nedenlerden ötürü bir savaş olmuş, bu savaş sonucunda Abhazya halkı de facto bir şekilde bağımsızlığını ilan etmiş durumdadır.

        Taraflar arasında 3 Eylül 1992 tarihinden beri savaşın durdurulması, insan haklarının temini, taraflar arasındaki ekonomik ve hukuki sorunların düzenlenmesi, Abhazya Cumhuriyeti'nin siyasal statüsünün De Yura haline getirilmesi yani siyasi siyasi statünün belirlenmesi ve uluslar arası örgütlerin yapabilecekleri insani yardımlar gibi konularda süre gelen görüşmeler halen tıkanmış bir vaziyette devam etmektedir. Ancak bu süreç içerisinde Abhazya Cumhuriyetinin karşılaşmış olduğu çok ciddi ve hayati sorunlara bugüne kadar bir çözüm getirilememiştir. Bunu sonucu olarak bugün Abhazya Cumhuriyeti çok ciddi bir şekilde ekonomik müzakaya içerisinde bulunmaktadır.

        Bu ambargoların uygulanmasında, objektij uluslararası hukuki bölgeler, devletler üstü bölgeler ve uygulama anlaşmaları Gürcüstan Devleti'ni tek taraflı müsamaha görmesi nedeniyle tarafgirane bir politik yol izlenmektadir.

        Abhazya Cumhuriyeti'nden, uluslararası hukuk kurallarına ve devletler arası antlaşmalara, ayrıca taraflar arasındaki görüşmelere aykırı olarak insan hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakılması, yaşam hakkının zorla elinden alınması, açlığa mahkum edilmek suretiyle gayrımeşru bir şekilde barışa zorlanması, Gürcüstan ile yapılacak barışı hızlandırmayacak, aksine daha da uzamasına neden olacaktır. Ayrıca bir halkın açlığa mahkum edilerek barışa zorlanmasına izin ve icazet veren uluslar arası bir yasal belge, bir teamül ve anlayış yoktur. Böyle bir uygulamada söz konusu olamaz.  Bunun yanında bu ağır koşollar altında tesis edilecek bir barışın kurulsa bile, adil ve kalıcı olacağını iddia etmek mümkün değildir.

        Bu sorunların yanında Abhazya Cumhuriyeti'nde, 23 Kasım 1996 tarihinde yapılması kararlaştırılan  parlemento seçimleri ile ilgili birkaç noktanın da altını çizmekte yarar vardır.

        BM Güvenlik Konseyi 22 Ekim 1996 tarihinde yapmış olduğu toplantıda Abhazya Cumhuriyeti'nde parlemento seçimlerinin yapılmamasını, bu şeçimlerin yapılmasının barışa zarar vereceğini ve görüşmeleri daha da zora sokacağını dile getirerek buna yönelik bazı endişelerini Abhazay Cumhuriyeti'ne yazılı olarak iletmiştir. Güvenlik Konseyi'nin  bu endişe ve değerlendirmelerine yönelik Abhazya cumhuriyeti Parlementosunun görüşleri 30 ekim 1996 tarihinde yine yazılı olarak Güvenlik Konseyi'ne iletilmiş bulunmaktadır. Bu mektupta dile getirilen bazı görüşlerin de bilinmesinde yarar görüyoruz.

        4 Eylül 1994 tarihinden beri tarafların ve gözlemcilerin de onayladığı görüşme tutanaklarından açıkça anlaşıldığı üzere Abhazya Cumhuriyeti ile Gürcüstan Devleti arasında fiili ve hukuki hiçbir bağ kalmamıştır. Abhazya Cumhuriyeti her ne kadar De Jura olarak diğer devletlerce de tanınmadi ise de görüşmelerde taraf olduğu ve fiilen bir cumhuriyet olarak var olduğu bir vakadır. Bu nedenle, Gürcüstan'ın Abhazya Cumhuriyetine ve Abhazya Cumhuriyeti'ninhukuksal tasarruflarına  müdahale yetkisi hukuken yoktur. Esasen Abhazya Cumhuriyeti Özerk Cumhuriyet olarak Gürcüstan'ın bünyesinde yer alıdığı dönemlerde de Abhazya'da yapılan parlemento seçimlerine müdahale hakkı yoktu.

        Abhazya Cumhuriyeti'nde yapılacak olan parlemento seçimleri bu ülkede yaşayan bütün etnik gurupların eşit haklarla temsil edileceği demokratik bir seçim olacaktır. Bu etnik gurupların yanında Gal Bölgesi'ne geri dönüş yapan mültecilerin ve Abhazya'yı kendi isteği ile terk edip geri dönenlerin de aynı haklara sahip olarak seçme ve seçilme hakkına sahip olduklarını belirtmek gerekir.

        Yapılacak olan parlemento seçimleri Abhazya'nın iç işi olup Gürcüstan Devlet Başkanı'nın ve parlementosunun buna müdahale hakkı yoktur.

        Taraflar arasındaki statü belirleme çalışmalarına gelebilecek zararlar konusuna gelince: Abhazya Cumhuriyeti'nin statüsünün belirlenmesi ve hukuki yapısını oluşturulması ulusların kendi kaderini tayin etme hakkından kaynaklanarak Abhazya halkının kendi iradesiyle belirlenecek bir husustur. Bu nedenle bu konunu Güvenklik Konseyi'nde gündeme gelmesine bile gerek olmadığı kanısındayız. Abhazay Cumhuriyeti ile Gürcüstan Devleti arasındaki münasebetlerin tanzim ve tesbiti devletler hukuk ilkelerine göre yapılmalıdır.

        Gürcüstan Devleti'nin toprak bütünlüğünü ısrarla ifade eden devlet ve kuruluşların, savaş devam ederken kan akıtılmasının durdurulması ve savaşın sona erdirilmesi için abhazya yönetimi tarafından yağpılmış olan ısrarlı çağrılara vermemiş olmaları gerçekten şaşkınlık yaratmaktadır.

        Bugün Gal Bölgesi'nde mevcut, stabilize durumun bozulması için, Gürcüstan Devleti tarafından basın-yayın yolu ile, radyo ve televizyonlar aracılığı ile ve diğer çeşitli tahrik ve prokovasyonlar yapılmaktadır. Abhazya Cumhuriyeti'nin bu bölgede mültecilere yönelik hiçbir haksız eylemi söz konusu değildir. Bunu için eylemleri yapan kimselerin  kimliklerinin belirtilmemiş olmasıda dikkate şayandır. Abhazya Cumhuriyeti ve halkı olarak BM tüzüğünde yazılı olan ve bütün imzalayan devletlerce uyulması zorunlu bulunan büyük ve küçük ulusların hak eşitliği ilkesinin Abhazya'ya da uygulanmasını talep ediyoruz. Gerek BM temsilcilerinin ve gerekse Rusya Federsyonunun bu ilkeler doğrultusunda hareket ederek Abhazya'da adil bir barışın kurulmasını acilen sağlamaları, en içten isteğimizdir.

        Güvenlik Konseyi'ne yazılan mektubun içeriğini teşkil eden görüş ve düşünceler yukarıda kısaca vurgulanmıştır. İfade etmeye çalıştığımız sorunlar ve sorunların çözümlenmemesinin nedenleri yukaridaki ifade edilmiştir. Bunu yanında: Bu haksız ambargoların devam etmesi Türkiye Cumhuriyeti bakımından ayrıca çok hassa ve önemli sonuçları doğurabilme olasılığınıda belirtmek zorundayız. Zira öncelikle Türkiye Cumhuriyeti bir bölge ülkesi olup, Kafkasya'da büyük çıkarları vardır. Ayrıca Kafkasya'daki ve Abhazya'daki halklarla Türkiye Cumhuriyeti arasında vazgeçilemeycek kadar önemli tarihi, maddi ve manevi bağlar söz konusudur. Bunu yanında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan 7 milyonu aşkın Kafkas kökenli insan, bu haksız uygulamalar ve ambargolar karşısında çok hassas bir konuma gelmiştir. Bu haksız uygulamaların ve tek taraflı himayeci politikaların devam etmesi durumunda insiyatif dışı olayların oluşmasına engel olmak belki mümkün olmayacaktır. Bu nedenle Kafkasya bölgesinde barış ve istikrarın adil bir şekilde kurulması Türkiye Cumhuriyetini çok yakından ilgilendirmekte ve menfeatine olmaktadır.

Abhazya halkının ambargo altına aldırmak suretiyle her türlü insan hakları ve özgürlüklerini kısıtlamak ve dışarıyla olan bağlantısını keserek bir nevi ölüme terketmek suretiyle bu halkla barışa ulaşmanın imkansız olacağının Gürcü yönetimince çok iyi bilinmesi ve anlaşılması gerektiğinede inanıyoruz. Tabii, aynı yaklaşımın sorunlu olduğu diğer halklara da göstermelidir.

Netice olarak dünyada henüz kirlenmemiş bir doğaya sahip olan etnik ve kültürel özellikleriyle, korunması gerekli dünyadaki sayılı coğrafi bölgelerden birini teşkil eden Kafkasya'nın ve özellikle Abhazya'nın barışa ve istikrara kavuşması, huzurun sağlanması, hukuk ve insan haklarının teminat altına alınması gerektiğine inanıyor; tarih boyunca özgürlükleri için, yaşamları için, büyük devletler tarafından uğratıldıkları haksızlıklara karşı usanmadan, yılmadan mücadele eden Abhaz halkının artık özgürce yaşama, huzura kavuşması için Dünya Kamu Vicdanına sesleniyoruz ve Abhazya'da ambargoya son diyoruz.


Kaynak: Özdemir Özbay, Nart dergisi, sayı 3, 1997