Bugün : 20 Kasım 2017

Üye Ol
Şifremi unuttum

Üye Bilgileri

Online Ziyaretçi: 8
Online Üye: 0
Online Yönetici: 0

Toplam Üye: 1711
Son Üye: buracan315

Online Üyeler:
Şu An Online Üye Yok
Hoşgeldiniz Ziyaretçi!
IP Adresiniz: 54.225.36.143
Üye olmak için Buraya tıklayabilirsiniz.

Toplam Hit : 45851820
Toplam Tekil Hit : 17229496
Site Kuruluş Tar : 11.05.2007

TRT Çerkeslere televizyon kanalı açmalı mı ?

Evet
Hayır

Toplam Oy: 4743
[Sonuçlar]
Köy Muhtarı
Muhtar İsim: Mehmet YILDIZ
Ev Tel : 0352 531 10 10
Cep Tel: 0505 855 55 98
Anı Başlığı : SÖZÜN ÖZÜ
İsim : İSMET
Soyisim : BORAN
İçerik :

Sponsor Bağlantılar

SÖZÜN ÖZÜ

Yeryüzü ve gökyüzündeki nesnelerin oluşturduğu bütün evren mutlak bir düzen içinde şaşmayan kanunlarla yaratıldığı andan son bulacağı vakte kadar hareketini sürdürmektedir. Her şey ince bir hesap, değişmeyen bir kanuna bağlı bulunduğunu göstermektedir. Her olay bir sebebe bağlı, her sebep mükemmel bir plana dayanmaktadır.
Varlık alemi ister istemez bu planda Hakk'ın buyruğuna boyun eğmiştir. Başıboş amaçsız, plansız yaratılan hiçbir şey yoktur. Yer çekimi kanununa nasıl uymak zorundaysak ilgili bulunduğumuz hayat kanunlarının tamamına öylece uymak zorundayız. Diğer varlıkların durumu da böyledir.
Kara ve denizlerde gecenin karanlığı içinde yolculuk ederken yıldızlara bakıp yön tayin etmemiz, kurulu düzenin ve mutlak planın varlığını ispat etmiyor mu? Kainat kendiliğinden tesadüflerle meydana gelmiş olsaydı böyle bir düzen ve plana şahit olmak mümkün olur muydu?
Kainatın her parçası ilahi varlığı ve kudretinin yüceliğini yansıtan bir mucizesi olup, her olay İlahi ilmin ve tasarrufun dışında ne bir eşya ne de bir olay düşünülemez. Kurduğu düzeni sağlam ölçülere, değişmez kanunlara bağlamış ve yarattığı bir varlığın kendi haline terk etmesi O'nun hakim sıfatına, ters düşer.
İnsanları dünyaya getirmek, yaşatmak ve öldürmek tamamen ilahi kudret planına göre uygulanmaktadır. Bunların hepsi sebepleri kanunları oluşturup harekete geçiren "ol" emrine bağlıdır.
İlk yaratılış bizim irademizle ve isteğimizle meydana gelmemiştir. Kudret el harekete geçip bizi dilediği şekilde yaratıp varlık alemine çıkarmıştır. İkinci defa yaratması yine onun yüksek irade ve kudretiyle gerçekleşecektir. Bu da bizim elimizde değildir, tamamen o kudrete bağlı bir keyfiyettir. İlk yaratılışımız O'na bağlı olunca ikinci yaratılışımız da mutlaka O'na bağlı olacak O'nun kudretiyle gerçekleşecektir.
Hayat kanunlarını belli bir plana göre koyan ve rızkı belli bir ortamda akıl, beceri, dirayet ve hareket kanununa bağlayan Allah'tır.
Elimize, gözümüze daha doğrusu dış organlarımıza bir bakıma kumanda edebiliyorsak da iç organlar tamamen bizim istek ve kumandamızın dışında, yaratıldığı amaca yönelik olarak çalışmakta ve hizmetini sürdürmektedir.
Yediğimiz gıda maddelerinden iç organlarımızın imal edip oluşturduğu (sperm) i, biz kendi irade ve isteğimizle imal etmiyoruz. İstesek de istemesek de vücut onu imal etmektedir. Fabrikayı kuran iç organları bizim direktif ve kumandamızın dışında tutan yüce kudret bununla kendini bize hatırlatmakta ve iyi düşünmemiz için bize malzeme vermektedir.
Yetiştirdiğimiz ürünleri aslında biz değil kudret planı, Ay'ı, Güneş'i bulutu, havayı, toprağı hizmete sevk ederek yetiştirmektedir. Bitkiler ve ağaçlar sabahtan öğleye kadar doğudan batıya,öğleden akşama kadar batıdan doğuya gölgeler kısalıp uzanarak secde ederler.Bu her şeyin yaratıldığı kanuna bağlı kalarak hizmetini sürdürdüğünü bizlere hatırlatır. Biz sadece basit bir vasıta olarak bulunuyoruz.
Buharlaşan su, İlah Filtreden geçip saf su haline gelip öylece inmektedir. Allah,dileseydi ayrı bir kanun koyar da onu tuzlu ve acı şekilde indirebilirdi.Biz bu ikisinden hiç birini yapmaya muktedir değiliz.
Yüce Allah rızkımızı elde edebilmemiz için sebepleri oluşturup ortamı hazırlamıştır. Ay, güneş, hava, bulut, toprak, su, gece ve gündüz durmadan hizmet vermekte ve kurulan rızık ortamını sürdürmektedir. Bunlardan birini kaldıracak veya görevini iptal edecek olursa halimiz ne olur
Allah'ın yüce kudretini bütün açıklığıyla kanıtlayan eserler ortada.. İnsanı bilinen biçimde şekillendiren, ona suret veren Allah'ın ezelle ebed arasında işleyen kudret kalemidir. Bu biçim, her varlığın özüne, mayasına zerk edilmiştir. Bir koyun kurt olamaz, bir zürafa Gergedan'a dönüşemez,bir kedi keçi olamaz, bir maymun insan olamaz,arpa tohumundan nohut elde edilemez bunlara benzer her şey yaratıldığı kanuna bağlı olarak ilahi iradeye boyun eğmiştir.
Allah herhangi bir milletin varlığına ihtiyacı söz konusu değildir. Çünkü O hiçbir şeye muhtaç değildir. O halde azgınlık gösterip verilen nimetlere karşı nankörlük eden bir milleti, belli sebeplerle yok edip yerlerine başkalarını getirebilir. Bu Allah'a göre çok kolaydır. Ancak ne var ki bu konuyu da belli kanunlara bağlamıştır. Sebepler oluşup ilahi hükmün inmesine ortam hazırlandıktan sonra bu kudret tecelli eder. Ya bir yanar dağın harekete geçirilmesi veya şiddetli kasırganın oluşturulması bir anda her şeyi alt üst eder, yağmur yağar gibi üzerimize taş yağdırabilir, bütün bunlar ilahi kudret dahilinde, O'nun tasarrufuna bağlı olaylardır.
Az bir bilgi, kısır bir mantık, dar bir görüş ile Allah'ın ayetlerini beğenmeyip onu alaya alan kişilere kızmaktan ziyade acımak gerekir. Küçük bir su akıntısının denizi küçümsemesi ne kadar gülünçse, Allah'ın eserlerini küçük görenler de o kadar gülünçtürler. Bir kaç günlük dünya hayatının verdiği sarhoşluk insanların çoğunu ölçüsüzlüğe iter ve yaptıklarını, nerede bulunduklarını, nereye gittiklerini idrak edemez olurlar.
Nitekim; İçinde inkara ve nifak hastalığı bulunan kişilere karşı dini esas ve prensiplerinden söz edildiği zaman yüzlerinde derhal bir hoşnutsuzluk belirir, çevreden korkmadıkları takdirde iler-geri konuşmaktan bile çekinmezler, duygularını açığa vururlar böyleleri ile tartışmak doğru değildir.
İnsan refah içinde yüzerken dünyalığı gaye haline getirir, o takdirde Allah'ı unutma nankörlüğü de o nispette artar. Ardından azgınlık başlar ve hiçbir meşru sınır tanımama bahtsızlığına uğrar. Bir süre sonra ilahi azaptan kendisine bir esinti dokunacak olursa sendeler ve ister istemez Hakk'a dönme isteği ortaya çıkar. Çünkü, Allah ve din duygusu insanın ruhunda mevcuttur. Ne var ki karakterde olan şımarık varlıkları musibetten kurtulup eski haline dönünce yine nankörlük ve azgınlıklar harekete geçer. O halde azap esintisiyle meydana gelen uyanma aklın ürünü değildir, daha çok duygusaldır. O bakımdan sürekli değildir, dönektir.
Dünyada bir insanın ömrü kıyamet günüyle ölçüldüğünde bir saatlik süre kadar bile olmadığı ortaya çıkıyor. Nitekim kıyamet günü inkarcılara "Dünyada ne kadar eğleştiniz?' ikamet ettiniz? Diye soru yöneltildiğinde verecekleri cevabın bu anlamda olacağı da bir gerçektir.
Her güç kırılmaya, her yeni eskimeye, her canlı ölmeye mahkûmdur. O halde fanilere bel bağlamaktansa hiç ölmeyen Allah'a güvenip dayanmak kadar rahatlatıcı, huzur verici ve moral düzeltici başka bir dayanak olamaz.
Dünya ebediyet yolu üzerinde bir hazırlanma, hayatın tadını ve anlamını alma ve anlama yeridir. Burada kısa bir süre eğitildikten sonra yolculuk devam eder. Verilen servet, makam ve evlat bu geçici hayatın nimetleridir, bunlar birer emanettir. Günü gelince sahibine teslim edilecektir. O halde emanete gönül verip sahibini unutmak büyük bir gaflet ve bazen de delalet olur.
Sözün özü hiç bir şey amaçsız ve boşuna yaratılmadığı gibi, İlahi sanatın en yüksek ürünlerinden biri olan insanın boşuna yaratıldığı düşünülemez. Çünkü görebildiğimiz çoğu şeylerin insan için yaratıldığı kesindir. Ya insan niçin yaratılmıştır? O da, yüce yaratanı bilip tanımak, O'na kulluk etmek ve geniş lütuflarına mazhar olmak için yaratılmıştır

İSMET BORAN


BU KONUYU PAYLAŞIN

Share |

Gönderme Tarihi : 09.03.2011
Anı Hit : 1822



Gönderilen anılar,fıkralar,yazılar vs. yazarının sorumluğu altındadır. Kesinlikle site yönetimini bağlamaz.
Yorum Gönderilmemiş..
Yorum Göndermek için Üye Olmanız Gerekmektedir..