Bugün : 20 Kasım 2017

Üye Ol
Şifremi unuttum

Üye Bilgileri

Online Ziyaretçi: 9
Online Üye: 0
Online Yönetici: 0

Toplam Üye: 1711
Son Üye: buracan315

Online Üyeler:
Şu An Online Üye Yok
Hoşgeldiniz Ziyaretçi!
IP Adresiniz: 54.224.187.45
Üye olmak için Buraya tıklayabilirsiniz.

Toplam Hit : 45852126
Toplam Tekil Hit : 17229639
Site Kuruluş Tar : 11.05.2007

TRT Çerkeslere televizyon kanalı açmalı mı ?

Evet
Hayır

Toplam Oy: 4743
[Sonuçlar]
Köy Muhtarı
Muhtar İsim: Mehmet YILDIZ
Ev Tel : 0352 531 10 10
Cep Tel: 0505 855 55 98
Anı Başlığı : Kur-an'ın Nuzülünün 1400. (610-2010) Yılı
İsim : İSMET
Soyisim : BORAN
İçerik :

Sponsor Bağlantılar

KURAN'IN NÜZULÜNÜN
1400. (610-2010) YILI

Bin dört yüz yıl önce miladi 610 yılında Kadir gecesinde vahiy meleği Cibril-i Emin vasıtasıyla Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (sav)'e olaylar hedef alınarak ihtiyaç nispetinde Kur-an ayetleri peyderpey inmeye başlıyor. Bu yirmi üç yıla yakın bir süre devam ediyor.
Geçen yirmi üç yılda, Yüce Allah tarafından peyderpey Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (sav)'e indirilen Fatiha süresi ile başlayıp Nas süresi ile tamamlanan Kur'an-ı Kerim 323.015 harf, 77.439 kelime, 6236 ayet ve ll4 süreden oluşan ilahi bir kelamdır (Diyanet İşl.Bşk. Ansk.Kur'an Mad.)
Kuran'ın bir defa değil yirmi üç yılda peyderpey indirilmesi, daha iyi hatırlanması, ezberlenmesi ve hangi ayetin hangi olay sebebiyle indirildiğinin bilinip, manasının daha kolay anlaşılması içindir.
Kur-an'ın indirildiği miladi 6l0 yılında (610-2010) 1400 yıl önce, Arap Edebiyatı doruğuna yükselmiş, daha önce benzerleri pek az görülen edipler, şairler yetişmişti. Hepsi de Kur'an'ın o beşeri gücü üstündeki ayetler karşısında susmak zorunda kalmış, bu ölçü ve kudrette bir insanın söz söyleyemeyeceğini kabul etmişlerdi. Ayetlerin manasındaki hikmet ve çekicilik ise hiçbir ölçü kabul etmeyecek seviyede bulunuyor, bu bakımdan Allah'a inanan ve iman gözüyle Kur-an'ı anlayarak okuyan kimse herhalde O'nun karşısında büyük bir hayranlık duyar, tüyleri ürperir, sonra da O'nun tatlı ahengi ve yüce hikmeti karşısında kalbi yumuşar, ipek gibi olur.
Kur-an bir ahiret kitabı değildir. Hakk'ı batıldan, doğruyu yanlıştan, haramı helalden ayıran, yüksek ahlakın toplum ile samimi kaynaşmasının ölçüsünü veren, aile yapısına huzur ve mutluluk getiren, iman eden her milletin muhtaç bulunduğu sosyal, ekonomik ve ahlaki kural ve kaidelerin ölçüsünü bildiren, barış, esenlik, kardeşlik, hakseverlik getiren, insan için her iki hayatın bütün yarar ve zararlarında olan ne varsa ana temasını sunan, ruhlara gıda ve hayata yön ve düzen veren, öğütler, ibretler, misaller sunan, fizik ile fizik ötesinden haberler veren, dünya ile ahireti birbirine bağlayan, arada en sağlam köprüyü kuran, insanla Allah arasındaki engelleri kaldıran, Allah'a uzanan yolu işlek duruma getiren, yeri geldikçe her sınıf ve meslek erbabı ve ilim adamlarına araştırma alanları ile ilgili konularda ana fikir veren ve bu hususlarda açıklamalarda bulunan ilahi hikmetler hazinesidir.
Bu bağlamda;
a) İnsanoğlunun en güzel yaratıldığını eşref-i-mahlukat olduğunu münakaşa kabul etmez bir gerçek olduğu, ruhunun yüceliğine eş değerde ona şekil verdiğini, ancak bu yüceliğini koruyamayan ilahi fırçanın izlerini göremeyenlerin insanlık şeref ve mevkiinde çok sürmeden aşağıların aşağısına düşeceğini,
b) Başta Hz. Peygamber olmak üzere inanan bütün insanlara "ikra" (oku) emrini veriyor. Dünya ve ahretin ancak okuyup öğrenmekle elde edilebileceğinin önemini belirtip, insanoğlunun ömür denilen en kıymetli sermayesini boşuna harcamamasına işaret ederek bizlere ölçü veriyor. Dosdoğru iman, iyi amel, hakkı her yerde savunmak ve birbirine tavsiye etmek, sabırlı olmak ve onu her zaman birbirine tavsiye etmek, insanın aşağıların aşağısı olma derecesine düşmemesi için iman ve iyi ameli ön şart olarak gösteriyor. İmanla salih amel birbirini nasıl tamamlıyorsa, dünya ile ahret de öylece birbirinin tamamladığını, birini diğerinden ayırdığımız takdirde ikisinin de anlamsız kalacağını;
c- Dağların sabit gibi görünse de, oysa o bulutların akıp geçtiği gibi akıp geçmekte olduğunu, kapalı bir anlatımla dünyanın da durmadan döndüğünü, yerlerin ve göklerin tek bir parça olduğunu, sonradan bölünüp parçalandığını ve bu günkü haline geldiğini, düşen meteorlar üzerinde son zamanlardaki araştırma ve incelemelerde aynı elementlerin oralarda da bulunduğunu,
d- Denizlerin bir nimet olduğu, geminin suda yüzmesiyle ilgili olay söz konusudur. Bilindiği gibi suda yüzmekte olan bir cismin ağırlığı, o cismin suya dalmış olan kısmiyle içine batırılan ortamın özgül ağırlığı çarpımına eşittir. Kur'an bu hususu açık bir delil olarak hatırlatıyor. Aklımızı geminin denizlerde yüzebilmesinin belli kanunlara bağlı bulunduğunu, bu nimetlerden bahsederken benzeri binilecek vasıtalara dikkatleri çekiyor. Bu da ileride çıkarılacak motorlu araçlara işaret ediyor.
Gökteki gezegenlerin, yıldızların ve galaksilerin hareket halinde kendi yörüngelerinde döndüğü, daha güçlü bir çekim kuvvetine maruz bırakılmadıkları için birbirlerinin sınırına geçmediklerini beyan ediyor.
Kur-an on dört asır önce güneşin belli bir yörünge içinde hareketini sürdürdüğünü açıklarken, bununla kendisinin ilahi bir kitap olduğunu da ispat ediyor. Ay hem dünya'nın çevresinde döner, hem de dünya ile birlikte güneş'in çevresinde ve ayrıca kendi çevresinde döner. Bu hareketlerinin neticesi olarak her gün ayrı bir görünüm içinde gözükür (gece-gündüz). Kur'an, bilhassa bu hususu yansıtarak Allah'ın ay üzerindeki düzenlemesine bağlı bulunduğu kanunlara dikkatleri çekiyor.
Yeşilliğin yaratılması sonra da kupkuru kömüre çevrilmesi, dünya yaratıldıktan sonra geçirdiği jeolojik devirleri hatırlatıyor. Mevcut kömürlerin yerin altında kalan ağaçlardan oluştuğunu;
Göklerin direksiz ve yedi tabaka halinde yaratıldığını, yedi kat yere gelince; bir ihtimalle yer küreye benzeyen yedi gezegenin yaratıldığına, diğer bir ihtimalle de yerkürenin yedi tabakadan oluştuğuna ve atmosfer, troposfer, stratosfer, mezosfer, iyonosfer, hidrosfer, litosfer gibi tabakalara bölündüğüne, dünyada atmosfer su dengesinin hâkim durumda olduğuna, yeraltı ve yer üstü kaynakları belli bir plana göre düzenlenip hizmete konulduğuna, ilahi kanunlara dikkatleri çekerken, ilim adamlarına da ipucu verilmiştir.
Kur'an, inanlarla inanmayanların bazı önemli vasıflarını sıraladıktan ve gereken uyarı ve müjdede bulunduktan sonra Allah'ın varlığını, yaratıcılığını, her şeyde tasarrufta bulunduğunu yansıtan belgeleri sunuyor.
a) Bizim hala bilmediğimiz Allah'ın öyle hikmetleri var ki, bir canlıyı asırlarca uykuda tutabiliyor, hastalanmasını, acıkmasını önleyebiliyor.
b) Dengeli biçimde iklim şartlarını oluşturmak, esmekte olan rüzgârların yararlı duruma gelmesini, büyük kasırga ve fırtınaların önlenmesini sağlamak ve daha birçok faydaları kendilerinde taşımak için dağların yerleştirildiğini anlıyoruz.
c Hayatımızı renklendirsinler ve bize bir takım yararlar sağlasınlar diye, her türden hayvan yaratılıp yer yüzüne serpiştirildiğine dikkatlerimiz çekiliyor. Onları yok etmekle kendi hayatımızın dengesini bozacağımıza işaret ediliyor.
d)Yağan yağmurları ve yetişen bitkilerin nasıl kutsal nimetler olduğunu, bütün bunların mutlak anlamda bir plan ve programla yürütülerek insanların istifadesine sunulduğunu, O'ndan başka kim böyle bir düzen kurup, kim böyle mükemmel bir plan hazırlayıp uygulayabilir ve kim görülebilen varlıkları yaratabilir? Allah'ın kudretine erişmek, O'nun la boy ölçüşmek mümkün müdür?
Kuran'ın önemle üzerinde durduğu konulardan biri de insan haklarıdır. Ölçü ve tartıyı doğru kullanmamak bu insan haklarına girer. Allah, insan haklarıyla ilgili olmayan diğer günahları-tövbe edenler hariç- dilerse bağışlar. Hem bağışlayacağını vaat etmiştir ama (kul hakkı) tabiriyle ifade edilen insan hakkından dolayı işlenen, kazanılan günah hak sahibine verilmedikçe Allah affetmez. Çünkü O mutlak anlamda adildir. Kul (insan) haklarıyla ilgili günahları da affedecek olursa, bir bakıma kıyametteki hesap ve cezanın anlamı kalmaz. Aynı zamanda kitap indirmenin, peygamber göndermenin bir bakıma anlamsız kalacağını ve kurtuluşun ana basamaklarını açıklıyor,
Kur'an; Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, hayır ve şerrin Allaha'tan olduğuna, öldükten sonra tekrar dirilip hesap verileceğine inanmak, namaz kılmak, oruç tutmak, malının zekâtını vermek, hac etmek, kötülüklerden arınmak ve mali fedakârlıkta bulunmak.
Muhtaçlara yardım elini uzatmak, bir bakıma aşılması zor sarp bir geçittir. İnsan kendini paranın emrine değil, parayı kendi emrine aldığı, onu gayeye ulaşmak için vasıta olarak kullanmasını bildiği gün sarp geçidi aşmış olacaktır.
Kâinat insan için, insan da Allah için yaratılmıştır. İnsana her iki hayatın bütün yarar ve zararları belirtilmiş olup çevremize bir göz attığımızda her şeyin insanoğlunun hizmetine verildiğini görürüz. Göklerde ve yerde olan her şeyin bizim emrimize verilmesi, belli kanunlara bağlanıp hizmetimize sunulması, saadetimize sunulan bunca nimetleri ve doğru yolu gösteren, kitap ve peygamber gönderilmesine rağmen, akıl sahiplerinin iman etmemesi, iman edenleri Allah yolundan alı koymaya çalışılması şaşılacak bir haldir! Geçmiş milletlerin inkâr, sapıklık ve azgınlık sebebiyle başlarına neler geldiği hem kalıntılarıyla, hem tarihi bilgi ve belgelerle ortada durmaktadır.
Kur'an, insanı dünyada ve ahirette mutlu etmenin tek tarifesidir. İnsanı yaratan kudret, onun sağlıklı biçimde hayat sürmesinin yollarını herkesten çok daha iyi bilir. Kur-an bu yüksek bilginin ürünüdür. Ona uyanlar insan olduklarını ispat ederler, uymayanlar kendi kendilerini inkâr ederler.
Bu sebeple sözleri ve manası, Allah (c.c.) in mübarek kelamı olan Kelam-ı-Kibriya'nın indirilişinin 1400. yılını ve Mübarek Ramazan bayramınızı kutlar, İslam âlemine ve bütün insanlığa hayırlara vesile olmasını yüce Allahtan niyaz ederim.
08.Eylül.2010

İSMET BORAN


BU KONUYU PAYLAŞIN

Share |

Gönderme Tarihi : 08.09.2010
Anı Hit : 2513



Gönderilen anılar,fıkralar,yazılar vs. yazarının sorumluğu altındadır. Kesinlikle site yönetimini bağlamaz.
Yorum Gönderilmemiş..
Yorum Göndermek için Üye Olmanız Gerekmektedir..