Bugün : 18 Kasım 2017

Üye Ol
Şifremi unuttum

Üye Bilgileri

Online Ziyaretçi: 22
Online Üye: 0
Online Yönetici: 0

Toplam Üye: 1711
Son Üye: buracan315

Online Üyeler:
Şu An Online Üye Yok
Hoşgeldiniz Ziyaretçi!
IP Adresiniz: 54.224.121.67
Üye olmak için Buraya tıklayabilirsiniz.

Toplam Hit : 45799212
Toplam Tekil Hit : 17203371
Site Kuruluş Tar : 11.05.2007

TRT Çerkeslere televizyon kanalı açmalı mı ?

Evet
Hayır

Toplam Oy: 4742
[Sonuçlar]
Köy Muhtarı
Muhtar İsim: Mehmet YILDIZ
Ev Tel : 0352 531 10 10
Cep Tel: 0505 855 55 98
Anı Başlığı : DİN; İMAN CEVHERİ
İsim : İSMET
Soyisim : BORAN
İçerik :

Sponsor Bağlantılar

DİN; İMAN CEVHERİ

Din insan aklına yer verir. Beşer ruhuna muhtaç bulunduğu gıdayı sunar. Fakat kimseyi zorlamaz. Çünkü akla ve sağduyuya hitap eder. Fert, aile ve toplumun günlük hayatıyla ölçülü ve anlamlı biçimde ilgilenir. Ve bu hususta yeterince malzeme verir. İnsan haklarını bütün hakların üstünde tutar. İnsanın günlük hayatının her bölümüyle ilgilidir ve iç içedir. O halde din kelimesinin içeriği nedir?
Din "Allah tarafından vahiy yoluyla indirilen, insanları dünyada ve ahrette kurtuluşa erdiren itikadi ve ameli nizamdır."
Din, ne baba ne de dededen kalma bir mirastır. Ne de insan kafasından çıkan bir sistemdir. Din bütünüyle ilahidir. Onda taviz yoktur. Zira çerçevesi Allah tarafından çizilmiştir. Olduğu gibi kabul edilir ve olduğu gibi sunulur. Belgeleri ve hükümleri gizli tutulmaz. İnsan aklına seslenir, aklın ve ilmin doğrultusunda kendini tanıtır. Hiç kimseyi zorlamaz, geleni reddetmez, ilgisiz ve inkârcıyı uyarır ve hep doğru yolu gösterir.
Din, insan aklının ürünü olmadığı gibi sosyal yapının kendiliğinden oluşturup vücut verdiği bir tabular manzumesi de değildir. Onlar tamamen sosyal hayatın gelişmesi, mevcut şartların dikkatte alınması düzeyinde Allah tarafından gönderilen hayat düzenleridir. Bu bakımdan din, dünya ile ahret, fizikle metafizik, bedenle ruh arasında en sağlam geçiş köprüsüdür. Allah ile kulları arasında en belirgin ve kesin çizgiyi o çizmiştir.
Din, Allah'ın doğuşta insanın mayasına yerleştirdiği bir duygudur ki, onu söküp atamayız. Bu da bir olan Allah'a inanma doğrultusunda bir duygudur ki öğretim ve eğitimde hüviyetine kavuşturulur. Hak dinler arasında mevcut olan bu maya veya cevheri tanıtmak, geliştirip olgunlaştırmak için indirilmiştir.
Hiçbir güç insandaki bu mayayı tamamen söküp atamamış, inkârcı azgın bile büyük bir tehlikeyle burun buruna gelince ister istemez O yüce kudrete yönelip yardım dilemiştir. İşte en doğru, en sağlam dinde içimizdeki o mayayı ya da cevheri gayesine uygun şekilde geliştiren dindir.
Allah'ın kemal sıfatlarıyla, iman ve İslam'ın şartlarını bütün ölçü ve anlamıyla, ahireti bütün safhalarıyla, ölüm ve ölüm ötesini bütün incelikleriyle bilip anlamaya insan aklı ve idraki kâfi değildir. Bu bakımdan Allah'tan indirilen kitaba ve gönderilen peygambere ihtiyaç vardır. Zira bir millete peygamber gönderilmedikçe azap edilemeyeceği ilahi hikmet gereği Kur'an da açıklanmaktadır.
Allah, dini tebliğde insanlardan seçip beğendiğini görevlendirir. O'nun cari sünnetlerinden biride budur. Allah'ın hiç kimsenin aracı olmasına ihtiyacı yoktur. Peygamber göndermesi, sırf insanların kolay anlayabilmelerini sağlamak içindir. Dilerse gönderdiği Peygamberin ağzını mühürler de kendi sözleriyle batılı silip yok eder, hakkı da bütün haşmetiyle ispatlayıp ortaya koyar. Ama böyle yapmaz, çünkü ezel planında koyduğu bir sünnet vardır ki ona göre buyruklarını kullarına ulaştırır.
İslam dini, iki hayatı birden kucaklar ve paralel yürütülmesini emreder. Birinin diğerini tamamladığını söyler. Aslında dünya olmasaydı ahretin anlamı, ahret olmasaydı dünyanın anlam ve hikmeti kalmazdı.
İman cevherinin pahası biçilmez. İnsanoğlunun dünya hayatında edineceği en kıymetli servet, elbette ki Allah'a dosdoğru imandır. O bakımdan, "nimetlerin en üstünü nedir" sorusuna, ilim adamları "Allah'a gönülden inanmak ve imanın şartlarına uymaktır" diye cevap vermişlerdir.
Bu derece kıymet arz eden bir nimet, elbette ki külfetsiz, sınavsız olmaz. İman cevherinin gerçek ölçüsünü, insanın hayatta geçirdiği sınavlar, denemeler ortaya çıkarır.
Allah dileseydi bütün insanlar Hakk'a inanan müminler olurdu. Ama böyle dilemedi. Çünkü o takdirde kâinattaki belgelerin ve insan aklının değeri kalmaz, kimin ne olduğu anlaşılmazdı. Bunun için dini hayat kanunuyla uyum halinde ve insanları iman hususunda serbest bıraktı.
Dinde hiçbir zorlama yoktur. Şüphesiz doğru eğriden, hak batıldan, hidayet delaletten, hayır şerden, iman küfürden (ayrılıp) açıkça ortaya çıkmıştır. "Artık kim Hakk'a yönelir de ilahi sınırları aşan sapıklık ve bilgisizliği tanımayarak Allah'a inanırsa gerçekten o kopmak nedir bilmeyen en sağlam kulpa tutunup yapışmıştır. Allah her şeyi işitir ve bilir." 2/256
İnsanı, varlık âleminin seçkin bir parçası olarak yaratan yüce kudret, bir tek Allah olmanın açık belgelerini onda izhar etmiştir. İnsanın her organı, her hücresi "Allah" demektedir. O "insanı öldürdükten sonra tekrar dirilteceğim" diyor. Yarattığına inanıyorsak tekrar dirilteceğine neden inanmayalım.
Diğer taraftan yarattığı insanı dünyaya getirmeden önce yaşamasına elverişli bütün şartları meydana getirmesi, dünyayı bütünüyle insanın istifadesine sunması, varlığı ve birliği yüce kudreti için yeter delil değil midir? Aksini iddia edenler delil ve kanıtlarını getirsinler.
Öldükten sonra dirilip kalkmayı inkâr edenlere bir diğer ibretli belge ki "yeryüzünde gezip dolaşın da Hakk'ı ret ve inkâr eden sapıkların kalıntılarını bir görün" deniliyor. Böylece Kur'an tarihi belgeleri bulup çıkarmamızı, milletleri yıkılıp yok olma sebeplerini tespit etmemizi emrediyor. Bu manayla çanak çömlek toplamanın fazla önemli olmadığına dikkatleri çekerek bunların asıl amaca ulaştırıcı olmadığını bildiriyor.
Allah, mutluluk, rahmet, inayet ve lütuf kaynağıdır. O'nun varlığına, birliğine ve varlık âlemindeki cari kanunlarına inandıktan sonradır ki her şey kolaylaşıyor, ruhumuz aradığını buluyor, vicdanlarımız müsterih oluyor, kalbimiz huzura kavuşuyor ve ümitlerimiz kuvvetlenip geleceği aydınlık görebiliyoruz.
O halde dünyaya ahirete hazırlık devresi olarak baktığımız ve hayatımızı bu doğrultuda değerlendirdiğimiz ölçüde geliş gayemize uymuş oluruz. Aynı zamanda ahirette yeterince nasibimizi alma şansına erişebiliriz. Dünyayı gaye seçip bu açıdan ona baktığımız ve böylece ahreti ihmal veya inkâr ettiğimiz takdirde dengeyi bozmuş, gayeden uzaklaşmış, yaratıldığımız gayenin dışına çıkmış oluruz.

23.02.2010
İSMET BORAN


BU KONUYU PAYLAŞIN

Share |

Gönderme Tarihi : 23.02.2010
Anı Hit : 1338



Gönderilen anılar,fıkralar,yazılar vs. yazarının sorumluğu altındadır. Kesinlikle site yönetimini bağlamaz.
Yorum Gönderilmemiş..
Yorum Göndermek için Üye Olmanız Gerekmektedir..