Bugün : 20 Kasım 2017

Üye Ol
Şifremi unuttum

Üye Bilgileri

Online Ziyaretçi: 12
Online Üye: 0
Online Yönetici: 0

Toplam Üye: 1711
Son Üye: buracan315

Online Üyeler:
Şu An Online Üye Yok
Hoşgeldiniz Ziyaretçi!
IP Adresiniz: 54.225.36.143
Üye olmak için Buraya tıklayabilirsiniz.

Toplam Hit : 45851890
Toplam Tekil Hit : 17229522
Site Kuruluş Tar : 11.05.2007

TRT Çerkeslere televizyon kanalı açmalı mı ?

Evet
Hayır

Toplam Oy: 4743
[Sonuçlar]
Köy Muhtarı
Muhtar İsim: Mehmet YILDIZ
Ev Tel : 0352 531 10 10
Cep Tel: 0505 855 55 98
Anı Başlığı : İslam'ın Eğitim-Öğretime Verdiği Önem
İsim : İSMET
Soyisim : BORAN
İçerik :

Sponsor Bağlantılar

İSLAM’IN EĞİTİM-ÖĞRETİME VERDİĞİ ÖNEM

İslam bir ilim ve irfan dinidir. Öğrenmeye, öğretmeye, incelemeye ve araştırmaya büyük önem vermiştir. Bilindiği gibi dinimize ilk emir “oku” şeklinde gelmiştir. Böylece daha başlangıçta Hz. Peygamber’e gelen ilk vahiy ile okumak emredilmiş ve insanın bilmediğini öğrenirken istifade ettiği kalemden ve öğretmekten bahsedilmiştir.(Alak,l-5)
Cehaletin yaygın olduğu ve okuma yazmaya hiç ilgi göstermediği, eğitim ve öğretimin aileden çocuklara intikalinin çerçevesi dışına çıkmadığı bir toplumda, yeni dinin bu ilk emirleri ile bu konuda inkılâp diyebileceğimiz bir değişmenin olduğuna işaret edilmiştir. Bu bakımdan tarihin izahı zor hadiselerden biri olarak kabul edilen, İslam’ın başlangıçta gösterdiği çok hızlı gelişmesini, büyük çapta Hz. Peygamber (sav.)’in ilme, insan terbiyesine ve eğitime verdiği önemde aramak gerekir. (Mehmet tütüncü, Kur’an ve hadislerde eğitim esasları [makale] Diyanet ilmi der. Cilt 20, sayı 4,sh.4)
İlim, âlim, öğrenme ve öğrenci Kur’an-ı kerim ve hadis-i şereflerde yüceltilmiştir. Al-i İmran süresi 18.ayette Allah ve meleklerden sonra âlimler zikredilerek şöyle buyurmuştur.
“Allah, melekler ve ilim sahipleri ondan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler, ondan başka ilah yoktur, O mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
Konu ile ilgili diğer bazı ayetler de şöyledir:
“Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerinin derecelerini yükseltsin” (Mücadele, ll)
“De ki hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 9)
“Allah’a karşı ancak kullar içinden âlim olanlar derin saygı duyarlar.” (Fatır,28)
Mısırlı tefsir âlimi Tantavi Cevheri, Kur’an-ı Kerimde ilme teşvik eden ve ilimden bahseden ayetlerin sayısının 750 kadar olduğunu söyler.
Hadislerde de, ilim öğrenmek ibadetten üstün sayılmış (Buhari, İlim,l0), ibadete gösterilen önemin öğretimde de gösterilmesi istenmiş, alimlerin kalemlerinden akan mürekkebin, şehitlerin kanlarına eşit olduğu (İbn-iAbdilber, Cami’u Beyani’l-İlims.33), ilim tahsil ederken ölen bir kimse ile Peygamberler arasında Allah katında sadece bir derece fark bulunduğu (a.g.e.s.126) belirtilmiştir. Bu konudaki hadislerden birkaçını da burada zikredelim.
“ İlim tahsil etmek, kadın-erkek her Müslüman’a farzdır.” (İbni Mace, Mukaddime,17,l/8l)
“Hikmet, özlü bilgi müminin yitiğidir. Onu nerede bulursa alır.” (İbni Mace, Mukaddime, l5,l/l395)
“Burada bulunanlarınız, benden işittiklerini bulunmayanlarınıza duyursun, olur ki burada bulunan bir kimse işittiğini, kendisinden daha anlayışlı birisine ulaştırmış bulunur.” (Buhari, İlim 9)
Bu hadislerden anlaşılıyor ki, Hz. Peygamber kendisinden öğrenilenlerin toplum içinde yayılmasını tavsiye etmektedir. Eğitim ve öğretim bu sayede yaygın hale gelmiş, bu teşvikte gecikmemiş ve daha Hz. Peygamber devrinde eğitim-öğretim bariz bir şekilde yaygın hale gelmiştir. Yine bu sayede İslam âleminde, hadis, tefsir, fıkıh ve kelam gibi birçok ilim dalları meydana gelmiş, eski medeniyet mensuplarının kurdukları birçok ilimlere ait eserler Arapçaya tercüme edilerek geliştirilmiştir. Büyük İslam medeniyetinin temeli bu ilimler olmuştur. Daha İslam’ın ilk devirlerinde astronomi, matematik, feraiz, tıp, antropoloji gibi müspet ilimlerin öğrenilmesi teşvik edilmiştir.
İslam cehalete karşı savaş açmıştır. İslam’ın en büyük düşmanı cehalettir. Onun için İslam öncesi Arap sosyal hayatına Cahiliye ismi verilmiştir. İslam, Cahiliye dönemine son verecek ilim ve irfan çağını açmış, ümmiliği yok etmek için mücadeleye girişmiş, okur-yazar sayısını arttırmak için tedbirler almıştır. Fidye vererek hürriyetlerine kavuşamayacak durumda olan bedir savaşı esirleri, on Müslüman’a okuma-yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakılmışlardı. Böylece İslam, savaş halinde olduğu putperestlerin Müslümanlara öğretmenlik yapmalarını bile kabul etmiştir. (Prof. Dr. Süleyman Uludağ, İslam’da Emir ve yasakların hikmeti T.D.Y.Yayını Ankara l989 sh.l50,l5l)
İlim ve fenler akli seviyeyi geliştirdiği için İslam ilmi bütün Müslümanlara farz kılınmış, herkesi bunla mükellef tutmuştu. İslam’da eğitim-öğretim bir mecburiyettir. Cahilin sorması ve öğrenmesi, âlimin öğretmesi ve bildiğini söylemesi görevdir. İslam’a göre bilenin ilmini esirgemesi ve cahile bildiğini söylememesi (ilmi ketmetmek) yasaklamıştır. Bu konuda Kur’an-ı Kerim de;
“Bunlar cimrilik eden, insanlara cimriliği emreden ve Allah’ın lûtfundan kendilerine verdiği nimeti gizleyen kimselerdir. Bizde o nankörlere alçaltıcı bir azap hazırlanmıştır.” (Nisa,37)
Müslümanlar İslam’ın bu ve benzeri emir ve tavsiyelerine uyarak ilme sarılmışlar, ilimlerin her dalında ilerleyerek medeniyete hizmet etmişlerdir. Kur’an-ı Kerim birçok vesilelerle Müslüman’ları akıl ve fikirlerini kullanarak, âlemdeki varlıklar ve olaylar üzerine dikkatlerini çekmektedir. Yerlerden, göklerden, yıldızlardan, yağmurdan, buluttan, rüzgârdan, aydan, güneşten, bitkilerden ağaçlardan, hayvanlardan, denizlerden, karalardan ve nice şeylerden bahseden Kur’an-ı Kerim bunlardan ibret almaları için insanları uyarmaktadır.
Müslüman âlimler, arının her çiçekten bal topladığı gibi her türlü ilimden faydalanmışlar, ilim ve medeniyetin ilerlemesinde büyük katkılar sağlamışlardır.
Hükümdarlar ilmin gelişmesini sağlamak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Halife Me’mun 820 yıllarında Bağdat’ta Beyt’ul Hikme denilen ilim akademisini kurdu, bu akademi medeniyette büyük hizmetlerde bulundu, buna paralel olarak Fatimiler de, 1005 yılında Kahire’de Daru’l- Hikme’yi kurdular. Bu kurumlar ilim ve fenne unutulmaz yardımda bulundular. İlim meşalesi doğunun ve batının her yerini aydınlattı. Müslümanlar akli ve nakli ilimlerde nice çalışmalar yaptılar. İcat ve keşiflerde bulundular. İlim ve fennin her dalında şöhret sahibi oldular. Nitekim kimyada Cabir İbni Hayân, İbni Heysem, Biruni, tıpta Razi ve İbn-i Sina, Sosyolojide İbn-i Haldun, Astronomide Ali Kuşçu, Kadızade Rumi, Felsefede Gazali, İbn-i Rüşd ve Farabi bunların başında gelenlerdendir.
Fakat daha sonra ilim ve medeniyet meşalesi el değiştirdi. Batılılar medeniyeti Müslümanlardan aldılar. Batı ancak Hıristiyanlığın baskısından ve bilginlerin cezalandırıldığı engizisyon mahkemelerinden kurtulduktan sonra uyandı. Ziya paşa;
Ger Endülüs olmasa ziyadar,
Kim Avrupa’yı ederdi bidar.
Yani; Eğer Endülüs ışık saçmasaydı, Avrupa’yı kim uyandırırdı demekle, Müslümanların Avrupa ya medeniyet götürdüklerini, bu günkü medeniyette ışık tuttuğunu vurgulamaktadır. Nitekim Ortaçağ Avrupa’sında müspet ilmin gelişmesine, din adına engel olunması, dini bir taassubun sonucu idi. Buna mukabil, aklında müspet ilim kazandığı ve başarılarından dolayı mağrur olarak kafa tutması da bir büyük taassup oldu. İşte bu her iki taassup, insanı madde ve manasıyla bir bütün olarak kavrayamayan, onun her iki yönünü birlikte alarak doyurup geliştirmeyen, onu tek yönlü ele alıp diğer yönünü ihmal eden eksik ve yanlış bir insan ve eğitim anlayışının acı meyvesi idi. (Dr. Ahmet Gürtaş Merhum basılmamış tezi, Atatürk ve Din eğitimi tezi Konya l993)
Burada ifade edildiği gibi, eğer bir millette ilim yok ise, ilmin ve tekniğinin öğretimi yeterince yapılmıyorsa, o millet sadece fazilet (iyi ahlak) ile yükselmez, zayıf düşer. Böyle bir milletin fertleri belki iyi insanlar olabilirler, fakat ilim ve teknikten mahrum olmaları halinde onların bu iyiliği, değişen ve gelişen şartlara uyumda da bir fayda sağlamaz.
Birde bunun aksi olabilir. Bir milletin ilim ve teknik öğretimi yeterince olur fakat ahlak eğitimi olmaz ise işte bu hal o millet için ölçülemeyecek kadar büyük felakettir. Yalnız başına maddi ilimlere ve onun öğretimine dayanarak milletlerin yükselişi ve mutluluğu sağlanamaz.
Dünyanın gelişmiş milletleri hangi ölçüde müspet bir ilim ve teknik eğitim-öğretim yapıyorsa, o seviyede de eğitim-öğretim yapmalıdır. Bunun yanı sıra fazilet ve ahlaki davranışlar dinimizin getirdiği değerlerden alınarak eğitimle yetişmekte olan nesillere kazandırılmalıdır.
Bu vesile ile 2008-2009 eğitim ve öğretim yılının değerli öğretmenlerimize ve sevgili yavrularımıza bütün hayatları boyunca sağlıklar, mutluluklar ve başarılar getirmesini dilerim.

İSMET BORAN








BU KONUYU PAYLAŞIN

Share |

Gönderme Tarihi : 06.09.2008
Anı Hit : 5358



Gönderilen anılar,fıkralar,yazılar vs. yazarının sorumluğu altındadır. Kesinlikle site yönetimini bağlamaz.
Yorum Gönderilmemiş..
Yorum Göndermek için Üye Olmanız Gerekmektedir..